YOLCULUK-2

Dünyaya dünyadan gelmediğimiz kesin; dünya da dünyadan gelmedi. Nereden geldiğimizi (ve nereye gideceğimizi) bize dinden, Allah'tan başka “hiçkimse” (bilim, felsefe vb.) söyleyemiyor.

Gelme ve gitme ya da gitme ve gelme (gidiş-geliş, geliş-gidiş) bir yolculuksa, bu yolculuk sürekli ve ebedî.

Bu yazı ile bu yolculuğun ‘mahiyeti’ hakkında sizlerde binebze de olsa bir farkındalık oluşturmak istiyorum.

Buradaki (dünyadaki) yolculuk üç çeşit ama tek biçim : Kara, Hava, Deniz yolculukları ve yatay. Bu üç yolculuk da dünyaya yapışık; hava yolculuğu da biraz havadan yapışık, hadi ona da dünyaya paralel bir yolculuk diyelim.

Dünyadan kurtulmadan dikey yolculuk yapılamıyor, yapılamaz.

Uzaya gidiş (uzay yolculuğu), dikey bir yolculuk ama tekrar geri dönülüyor.

Dünyadan kurtulunca (atmosferi çıkınca, dikey hareket edince, ölünce) yatayın ve dikeyin anlamı kalmıyor, adeta yolculukta “yön” kalmıyor.

Bizler buraya, bu dünyaya dikey bir hareketle geldik. Zincirin ilk halkasına (Âdem'e, ademe/yokluğa) gidersek yukarıdan (cennetten) 'düştük'!...

Az yukarıda yolculuk çeşidinden söz ederken kara, hava, deniz yolculuğundan  (bir üçlüden/triniteden) bahsetmiştim; şimdi de bir başka triniteyi yardıma çağıracağım : cinsel, düşünsel ve tinsel.

Dünyadaki tüm yatay yolculuklar cinseldir. Cins, bir bütünün/türün parçaları/bölümleridir; insan bir türdür, kadın ve erkek ise cinstir (cinsiyettir). Cinsi, ancak düşünce aşabilir; düşünemeyen cinste/çeşitlilikte, parça(lar)da takılı kalmaya devam eder.

Düşünce, dikey harekettir, dikey yolculuktur.

“Yere (dünyaya) yapışık” yaşayanlar, düşünemez; yer-içer, yatay olarak gezer, çiftleşir/ürer ama dikey (yukarı doğru) hareket (yolculuk) edemez.

Kitâb, “yere yapışık yaşamaya” (bu tâbir bana ait) “ahlede il-el arz = yere saplanma” (7/Araf, 176.) der. İnsan bu yere yapışık yaşam(a)dan ya da yere saplanmadan iki şekilde kurtulur : Gönüllü ve zorunlu/mecbûrî; gönüllü kurtulamayan da zaten mecbûren kurtulacak, ölecek.

Ancak “ölmeden evvel ölenler”!, dikey yolculuk yapabilirler. Onlar cinselden tinsele -siz buna tenselden tinsele de diyebilirsiniz- (bilmeyenler için tin, ruh, görünmeyen, fizikötesi/metafizik varlık demek) doğru düşünerek ve sonunda inanarak bir yolculuğa çıkarlar. Düşünce cinselden/tenselden, fizik alemden metafizik (fizikötesi) aleme yapılan bir yolculuktur, bu yolculuğu herkes aynı düzeyde yapmaz/yapamaz; kimi bigıdım mesafe alır kimi bimetre kimi de bikilometre... bu yolculuk sonsuz.

Düşüncedeki bu durum inançta da benzerdir; herkes aynı düzeyde inanmaz. 

Kitâb bize böyle bir yolculukla yukarıdan Efendimize (bize) indi, “inzal oldu”.

Bizi yukarı çekmek için.

Biz ise hep yere yapışık yaşıyoruz.

Ölünce anlayacağız Hanya’yı Konya’yı.

Burada sürünen (yere yapışık yaşayan), Allah-u A'lem, ötede de sürünecek!...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP