LEHÜL MÜLK
Mülk, O’nundur.
O’nun mülkünde O’na şükredenler (şâkir olanlar) ve küfredenler (kâfir olanlar) var.
Bir evde, bir işyerinde, bir devlette; o evi, o işyerini, o devleti yönetenlere âsîlik yapan, onlara nankörlük eden biri/leri oralarda barınabilirler mi?!.
Mülkün Sahibi ne kadar da Merhametli, ne kadar da Rahîm, ne kadar da Halîm.
Bizler, “aracılara” gösterdiğimiz şükrü/teşekkürü Mülkün asıl Sahibine göster(e)miyoruz!. Biri bize biiyilik yapınca teşekkür ediyoruz da, bize “her ân” iyilik yapanı unutuyoruz!.
Yediğimiz-içtiğimiz nimetlerden, soluduğumuz havaya, sağlığa-sıhhate (organların düzenli çalışmasına), akla kadar sayısız iyilik O’ndan, O’nun Mülkünden değil mi?!.
Ne kadar da basiretimiz bağlanmış, kör olmuşuz!.
Yakını görüyoruz da “uzağı”! göremiyoruz; oysa O, bize bizden daha yakın. “O, kişi ile (bizimle) kalbi(miz) arasına girer. = ...yehûlü beynel mer’i ve kalbihî...” (8/Enfal, 24.) “...ve nahnu aqrabu ileyhi min hablil verîd. = Biz ona (kişiye kendi) şahdamarından daha yakınız.” (50/Kâf, 16.)
Bizi, büyük oranda O’nun Mülkünü gasp edenler aldatıyor!.
Biz de aldanıyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder