BİZ
Birinci çoğul kişi zamiri. Bir de iğnenin batmadığı yerleri açmak için kullanılan biz var; ben zamir olan ‘biz’den bahsedeceğim.
Biz, ‘ben’lerden oluşur; ben yoksa biz de yoktur; asıl etkin/etken zamir ‘ben’dir.
Sen, ben’in karşısındakidir. O, ben’in ötelediği, kovduğudur. Biz’den, uzun söz edeceğim; siz, ben’in ötekilerden kendini ayırarak muhatap aldıkları; onlar da, uzaklaştırdıklarıdır.
Tek başına ben, yaşayamaz; ben’ler bir araya gelmek zorunda. Ben, maddî ve manevî tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayamaz; ben’ler işbölümü yapmak zorunda...
Ben, çoook yetkinleşir ve güçlenirse (belki)! başka bir ben’e ihtiyaç duymayabilir. (mi?).
Biz, ben’lerin bir arada, birlikte olması ile oluşur. Bu biraradalık ve birliktelik, mekânsal, zamansal, düşünsel/fikrî ve inanç esasına dayalı/dinî olabilir. Başka bir ifâde ile mekânsal, zamansal, düşünsel/fikrî ve inanç esasına dayalı/dinî bölünmenin olduğu yerde biz oluşmaz.
Aslında bölen de ayıran da biziz.
Toprağı parsellere böldük, evleri odalara böldük, hakikati düşüncelere böldük, dini fırkalara/mezheplere böldük...
Evde, salonda üç kişi isek, öbür odadaki adama biz salondayız diyoruz; bir davete/toplantıya 10 kişi çağrılmışsak ve 8 kişi gelmişse, o 8 kişi kendilerini biz olarak ifâde ediyor, gelmeyen 2 kişiye sen/siz yoktun/uz diyorlar. Buradaki biz, mekân birlikteliğinde/ortaklığında oluşan biz; bu biz’i geniş mekânlara taşıyabiliriz. Bir ülke içinde yaşayanlar da kendilerini biz olarak görürler; biz Türkler, biz Almanlar, Araplar...
Türkler, Almanlar ya da Araplar çook daha geniş coğrafyalara yayılmış/dağılmışlarsa, onları da biz’e katmak istiyorsak, o zaman mekânsal/coğrafî birlikteliği aşıp başka bir birliktelik oluşturmalıyız, sözgelimi ırksal/ırkî ya da düşünsel/ülküsel gibi...
Düşünsel biz, ideolojik; ırksal biz, etniktir; ikisi de yine bir tür bölünme, ötekileştirme ve dışlamadır.
Öyleyse bölünmeyen en büyük biz, nedir ve mümkün müdür?
Hiçbir mekânsal, zamansal, düşünsel/fikrî ve inanç esasına dayalı/dinî ayrımın/bölünmenin olmadığı biz, en büyük biz’dir ama bu biz, burada ve bizim algı ve düşünce dünyamızda aslâ mümkün değildir.
Mümkün olan en büyük biz, hiç kimsenin (zengin-fakir, siyah-beyaz, kadın-erkek, genç-yaşlı, şucu-bucu --ırk, cins/cinsiyet, ideoloji ve dindar-dinsiz gibi--) hiçbir ayrıma tabiî tutulmadığı, insan olarak aynı görüldüğü bir biz ama böyle bir biz ütopik ve mitiktir.
Böyle bir biz, belki ancak mahşerde mümkündür; o da mekânsal biz’dir.
Mahşer, herkesin mekânsal olarak bir arada olduğu bir biz’dir ama o biz de geçici ve sahte bir biz’dir; çünkü oradaki insanlar “gerçek biz” değildir, ben’lerden oluşan biz’dir.
Ben’lerden oluşmayan gerçek biz olamaz mı? Şöyle de sorabilirim soruyu: Ben mi gerçek, biz mi?
Ya da,
Tek ben’den oluşan biz yok mu?
Var.
“innâ nahnu nuhyil mevta ve nektübü mâ kaddemû ve æsærahüm... Muhakkak Biz, ölüleri diriltiriz ve onların her yaptıklarını yazarız...” (36/Yasin, 12.) ama O (Biz), bizim algı/duygu, düşünce dünyamız ve burada yaşadığımız bu boyut için Müteâl’dir, onun için Sübhanellah diyoruz.
Tek tek benlerden oluşan biz’ler, Tek Ben’den oluşan Ben’e/Biz’e ne kadar çok kul olursak o kadar biz oluruz, aksi hâlde hep bölünürüz.
Yorumlar
Yorum Gönder