İLİMLERİN GRAMERİ

Fernand Braudel’in ‘Uygarlıkların Grameri’ kitabından esinlenerek böyle bir başlık attım ama altından kalkabilir miyim? bilmiyorum.

Gramer, dilde/dilbilgisinde kullanılan bir kavram; dili ses, sentax, imlâ, cümle yapısı, anlam gibi özellikleri ile bir bütün olarak doğru kullanmak için uyulması gereken kurallar bütünü ifâde eder, Arapça’da sarf ve nahiv anlamında kullanılır. Ben, bu kavramı ilimlere transfer ederek kullanmayı deneyeceğim.

İlim/ler ile bilim/ler ayrı şeyler. Bilim, belli bir alandaki “parçalı bilgi”; ilim ise bir “bütün”. Biz ilimleri (gerçekte bilimleri) tasnif ederiz (doğa bilimleri, insan bilimleri, ilâhiyat bilimleri gibi; daha alt sınıflamalar da yapılır; yıllarca kütüphanecilik yaptığım için farklı sınıflama sistemlerinin varlığını biliyorum, DOS ve LC gibi.) Kütüphanecilik bölümüne girdiğimde, iyi hatırlıyorum, hocaya ilk sorduğum soru : ilim ile bilim arasında ne fark var? sorusu idi, yıllarca bu soru bende cevapsız kaldı; şimdi şimdi biraz da olsa cevabını bulduğumu sanıyorum. 

Bilim, bilgi üretir; ilim, bu bilgileri “sistemli bir bütün” hâlinde değere dönüştürür. Dinde bilim “övülmemiştir”! ama ilim övülmüştür. Bilim, il(i)me dönüşmezse, insan “hidayeti bulamaz”!. Çok iddialı bir cümle kurduğumun farkındayım. 

Bilim adamları, bilgi ürettikleri alanlardan çıkıp “üniversal bilgiye” ulaşamıyor; üniversiteler, fakülteler hâlinde (hatta anabilim dalları ve bölümler hâlinde) kalıyor, herkes ürettiği bilginin pragmatik açıdan “ne işe yaradığını” biliyor ama teleolojik açıdan “neyi amaçladığını” bilmiyor!. Şunu demek istiyorum  : Üretilen bilgiler bizi “anlamlı bir bütüne = tevhide = hakikate” götüremiyor; her alanın uzmanı (uzmanlıklar) kendi ürettiği parçalı/eksik bilgiyi hakikat/bütün sanıyor!. Bu, dinin : “küllü hizbin bimâ ledeyhim ferihûn” herkes kendi elindeki ile seviniyor/yetiniyor (30/32) dediği şeye benziyor!.

Bilimlerin kendi aralarındaki geçirgenliğini/geçişkenliğini sağlayacak olan şey, benim gramer dediğim şey; bu şey, insanın vücudundaki dolaşım ya da sinir sistemindeki yapıya benzer bir “yapı” ile sağlanabilir. Her damarın ya da sinirin bir damar ya da sinire, onların da ana damarlara/sinirlere ve kalbe ve beyne; kalp ve beynin de “insanın ontik bütünlüğüne, kendiliğine”; insan bütünlüğünün/kendiliğin de evrenin bütünlüğüne, evrenin de “kendi iç bütünlüğüne” bağlanması, oradan da “Tanrı'ya” ulaşılması gibi büyük, uzun ve zor bir süreçten söz ettiğimin farkındayım ama! insandaki sinir sistemi nasıl anlık bir etkiyi, sözgelimi ele bir kıymık batmasını, ânında beyne/merkezî sinir sistemine aktarabiliyorsa (sistem öyle kurulmuş ve öyle hızlı çalışıyorsa), bilimlerdeki yapı da öyle kurulmalı; her bir bilim dalında üretilen bilgi “ilim havuzuna, denizine” kolayca aktarılabilmeli, bilimler kendi özerkliğini ilân ederek küçük “gölcükler, göl adacıkları” oluşturmamalı!...

İlimlerin grameri, bize bu iletişimi, ilişkiyi sağlayabilmeli.

Bu gramer, herşeyi bişeyle, bişeyi herşeyle irtibatlı/ilişkili görme ile mümkün olur.

Biyerden heryere gidilir; her yerden biyere gelinir. Bütün yollar aynı yere varır; aynı yerden biçok yere de gidilebilir. Gitmek/varmak istediğimiz “yer” belli ise çok fazla sorun yok ama o yerde uzlaşamamışsak sorun o zaman başlar; işte tam bu noktada inanç/iman ya da inançsızlık/imansızlık devreye girer.

Gramer kurallarını belirlemek, bi anlamda amacı da belirlemektir.; amaçlar farklı ise kurallar da farklı olacaktır. 

Dili doğru kullanmak gramer bilmeye, gramer kurallarını doğru kullanmaya bağlı iken; dilin kendisinin bizi hakikate ulaştıran bir araç olduğunu unutursak, dili bizzatihi bir amaç olarak görürsek, gramer de bir amaca dönüşebilir; böyle olunca da amaçların sayısı artar, şirk ortaya çıkar; hakikatten uzaklaşırız.

Bilimler bizi ilme; ilim de hakikate ulaştırmalı. Bilimlerin ve ilimlerin (=ilmin) böyle bir gramer yapısı olursa, b/ilim/ler bizi hakikate ulaştırabilir/ler; felsefe/metafizik bunu bi ara denedi ama o da son yıllarda kendi içinde bölündü, çatladı, bütünlüğünü kaybetti; şimdi elimizde kalan sadece din. 

Her din de değil, sadece tevhidî yapısını kaybetmemiş olan din, İslâm.

İlâhiyatlarda öğretilin dinî b/ilimlerin kendi iç bütünlüğünü koruyarak dışa açılmaları (fizik, kimya, matematik, biyoloji, psikoloji, tıp, tarih vb. ilimlerle/bilimlerle ilişki kurmaları) dışarıda üretilen bilgileri içeriye; içeride üretilen bilgileri dışarıya taşıması (bilgi alış-verişi), bilginin/bilimin ilme dönüşmesi; ilmin tevhîd ile buluşması için hayatî. Bu bakımdan elimizde kalan tek koz din ve dinî bilgi üreten insanların daha fazla sorumluluğu var. Onlar da diğerleri gibi devletin parası, insanların/toplumun vergisi ile bilgi üretiyorlar, onların diğerlerinden farkı kendilerini inançları gereği Allah'a karşı sorumlu hissediyor olmaları; bu ikinci hâl (Allah'a karşı sorumluluk), aynı zamanda hakikate karşı sorumluluk demektir ki, herkese, her alana “açık olmayı” gerektirir.

Yaşanan dindarlıktan (dinden)!, (sakın yanlış anlaşılmasın İslâm’dan/Allah'ın dininden demiyorum) umudumu yitirdiğim için uzun yıl felsefe çalıştım ama felsefenin de “çamura saplandığını” gördüm; tekrar umudumu Din’e/Ed-Dîn olan İslâm’a çevirdim.

Din dilinin (=Kur'ân Dilinin) grameri, beni bilimlerdeki (ilimlerdeki) gramerin yanlış olduğu noktasına getirdi, b/ilimlere (bilimlere) yeni bir gramer (paradigma) yüklemesi yapılmalı, yoksa bilgideki (insandaki) çatlak/yarılma her geçen gün daha da artıyor; bilim adamı yetişiyor ama ilim adamı yetişmiyor; ilim adamı yetişmeyince de Bilge = Hakîm yetişemiyor. 

Yeni bir Peygamber gelmeyeceğine göre bizim bir ân önce bilge hakîmler yetiştirmemiz icâb ediyor, bence bunun yolu da uzmanlıktan (parçalı bilgiden) değil bütüncül (holistik) bilgiden = ilimden geçiyor. 

Tabiî böyle hayatî bir konu üç-beş satırda halledilemez, benimkisi sadece bir deneme, bir girizgâh, bir teklif, bir öneri.

Anlam parçalanınca, her şey (insan, doğa, bilimler vs.) parçalanıyor. Anlamı parçalamayan tek bakış, tevhidî bakış. Biz, tevhidi sadece inanç/iman meselesi olarak görüyoruz/gördük; aynı zamanda onun/tevhidin bir hayat meselesi olduğunu unuttuk!.

Tekrar hatırlamanın şimdi tam zamanı, yarın çok geç olabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP