VİZE
Materyalist değil ve biraz da matematik (geometri) biliyorsak, hayat da doğumla başlar, ölümle biter diyorsak; kastımız aradaki süre(ler)dir. Döngünün tamamlanması için burada iki ara olmalıdır : Doğumla ölümün ve ölümle doğumun arası; doğumla ölüm buraya, görünen dünyaya; ölümle doğum öte dünyaya/gayba karşılık gelir. Doğum-ölüm arası görünen dünya burasıdır, burası göz açıp kapama süresi kadar çook küçük bir zaman ve mekân dilimini kapsıyor olabilir; ölüm sonrası (gaybî) hayat ise sınırsız-sonsuz (ebedî) olabilir; bu, ölüme bakışımızla ilgilidir. Ölümü bir yok oluş ya da kayboluş görenler için hayat doğum-ölüm arasındaki süreden ibarettir ama ölümü bir geçiş (intikal) olarak görenlerde ölüm sonrası hayat sonsuzdur ve o hayat buradaki “kısacık hayatta” kazanılır.
Bu kısacık hayatta dine sadece giriş/doğum ve çıkış/ölüm kapılarında (gümrükte, doğunca ezan, ölünce cenaze) yer verir, araları/arada/yolda geçen süreyi dinden uzak yaşarsak (ekonomi, siyaset, eğitim, yönetim gibi alanlara, yani hayata dini karıştırmazsak) giriş-çıkıştaki gümrük kontrol muhafızlarından (meleklerden) vize/geçiş izni almamız ve sırat köprüsünü geçmemiz zorlaşır. Geçiş izni olmayan/sıratı geçemeyen aşağı düşüyor ve zebâniler (cehennem bekçileri olan melekler) onları çook aşağı, karanlık ve sıcak dehşet bir çukura götürüyor!; sırat geçilirse/geçiş izni alınırsa, karşınızda yemyeşil bir vadi, akan tertemiz bir su, serin gölge, binlerce leziz meyve ve sebze, tertemiz hava (=huzur/cennet); cennetin her köşesi de bir değil, en güzel köşe en güzel insanlara.
İnşâallah alırız ama çoğumuzun aldığı vizeler cennetin her yerinde geçmeyecek, bazı yerlere giremeyeceğiz; meselâ Adn’e, Firdevs’e, Me’vâ’ya...
Hiç vize alamazsak burada/mezarda mı kalacağız, ölümü bir yok oluş mu sayacağız? Nuh (a. s.)’ın kavmi : “Biz öldükten toprak ve kemik yığını hâline döndükten sonra (bu adam = Nuh) bizim diriltileceğimizi söylüyor; hiç olacak şey mi bu! = heyhâte heyhât!; hayat sadece bu dünyadan ibarettir, yaşarız ölürüz, tekrar yaşayacak/diriltilecek değiliz.” demişlerdi de “Nuh (a.s.) çaresiz kalmış Ya Rab!, Beni yalancı saydılar, Bana inanmadılar, Bana yardım et!. diye Rabbine yalvarmıştı; Rabbi de onları korkunç bir azapla (sayha ve ğusæ) yakalayıvermişti.” (23/Mü’minûn, 35-41.)
Sayha : Kulakları, beyni patlayan korkunç ses/gök gürültüsü (ardından gelen olağanüstü yağmur ve sel). Ğusæ : Selin önüne kattığı çör-çöp, kaynayan bişeyin üzerindeki köpük; ğasæ : istifra, kusmuk. Evleri ve kendileri (sahip oldukları her şeyin) selin önünde çör-çöp gibiydi, köpük ve kusmuk gibiydi, hiçbirinin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktu; böyle olunca, onlar pisti/pislikti, arınmak/temizlenmek için ateşe atılmalıydılar; onlar temiz yerde (cennette) kalamazlardı!..
Temizler, temiz yere; pisler, pis yere...
“Allah, temiz olanı pis olandan ayırır...” (8/Enfal, 37.)
“Temiz kadınlar temiz erkeklere; temiz erkekler temiz kadınlara; pisler de pislere...” (24/Nur, 26.)
Yorumlar
Yorum Gönder