PERDE

Perde Hakk'ı/Hakikat'i örter, gizler. Perdemiz kalınsa ve dışarıya bakmak istiyorsak perdeyi sıyırmamız/açmamız icâbeder.

Perde sadece evlerdeki pencerelerde olmaz, insanın dışa açılan penceresi olan gözünde de (aklında da, kalbinde de) perdeler olur/vardır. Burada kendi gayretleri ile perdelerini açıp da gördükleri şeylerin arkasındaki, ötesindeki hakikati görememiş olanların öldükten sonra perdeleri açılınca (fekeşefnâ anke gıtâeke 50/22; gıtâe/perde kelimesinin geçtiği bir başka yer 18/101) ve gerçekle karşılaşınca iş işten geçmiş olacak, tabiri caizse ‘Atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak.’ 

Gözdeki bu perde nasıl kalkar? İlimle. Nasiple. İmanla.

İlim adamları (bilim adamları demiyorum, çünkü bilim, sermayenin emrine girdi, ticarileşti, kendini sattı.); âlimler ilimlerine sadakat gösterirlerse, ulaştıkları hakikati ‘az bir bedele’ satmazlarsa...

Nasip ve İman ise, sebebi açıklanamayan ilahî bir ikramdır ama bu ikram tesadüfen verilmez; temiz kalp ve temiz vicdan sahibi olanlara ikram edilir. 

İlkine kesbî, ikincisine vehbî diyoruz.

Gözünden perde kalkmış birinin artık aklı, kalbi, kulağı, diğer organları da iyi çalışmaya başlar. Göz, ‘görme organı olduğu için’ tüm organları temsilen buradadır.

Gözündeki perdeyi (gitâ’) ekstra bir perde olan küfr ile örtenlere (ekinne), kulaklarına extra tıpaç/tıkaç takanlara (vakra) hakikat çook uzaktır.

...

İbrahim (a.s.), kavmini hidayete ulaştırmak, taptıkları ilâhları terk ettirmek, gözlerindeki (basiretlerindeki) perdeleri kaldırmak, hakikî Rableri Allah'a tapınmaları için çok uğraşmış, her yolu denemiştir. (6/75-83)

İbrâhim (a.s.)'ın onlara anlattıklarını (yıldıza, aya ve güneşe işte benim rabbim demesini) ‘çocukça bir akıl yürütme’ olarak görenler, İbrahim'in yaşadığı dönemin ‘tanrı tasavvurunu’ bilmiyorlar. Orada gök cisimlerine tapılıyor, İbrahim (a.s.) da normal her yolu denedikten sonra, belki faydası olur ümidiyle ince alayı, ironiyi, Arapça tabirle tehekküm metodunu da kullanıyordu; âdeta diyor ki onlara : Ne kadar aptalsınız!. Batıp kaybolanları tanrı kabul ediyorsunuz, hiç aklınızı kullanmıyor musunuz, kendinize gelin, şu gözünüzdeki, gönlünüzdeki, kalbinizdeki perdeleri artık sıyırın/kaldırın atın!. Oysa bizim ‘bilmişler’, 'İbrâhim kendine Tanrı arıyor.' yaklaşımındalar!. Kendi henüz hidayeti (Asıl Tanrı'yı) bulamamış bir ‘adam’ nasıl insanları hidayete (doğru Tanrı'ya) çağırabilir!. ‘O sahne’, tamamen babası Azer ve kavmi ile olan yaptığı tartışmayı yansıtır, kendi arayışını değil. O, önceden bulacağını bulmuştur; gözündeki, aklındaki, gönlündeki, kalbindeki perdeleri kaldırmış, imana ermiştir.

Perdenin arkasından bakanlar, olayları ‘net’ göremezler. Tabiî bu şu demek değil, tüm perdeler kalktı, her şey apaçık/ayan-beyan ortaya çıktı; böyle bişey yok!. Perde çok.

Rabbim, ‘gözümüzden’ olabildiğince fazla perdeyi kaldırıp gerçekleri görebilmeyi nasip etsin. Efendimiz bile, ‘gözünden o kadar çok perde kaldırılmış olmasına rağmen’ yine de ‘miraçta’ perdesiz görüşemedi.

Tüm perdeler kalkarsa yanarız!.

Bilgilenme, perdeleri sıyırma, şeylerin arkasındaki "manaları görme" işidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP