ALLAH (C.C.)
Allah (c.c.) hakkında yazı yazmak o kadar zor ki; O, bilginin konusu değil, O’nun yarattıklarıdır bilginin konusu olanlar.
Ben burada, “zihnime düşen tasavvur(lar)dan” söz edeceğim, bilgiden değil.
Allah (c.c.), Kendi Zât’ında (lizâtihî) Zâhir’dir; Kendini, Kendi Tam bilir ama bize Bâtın’dır, biz O’nu aslâ tam bilemeyiz, buna bizim gücümüz aslâ yetmez.
Ama O, bilinemez de değildir; bu bakımdan agnostik de olamayız.
O, nasıl ve ne kadar bilinir?
O’nu herkes kendince bilir.
O, Zât’ı itibariyle Allah’tır, biz de O’nun kullarıyız.
Bizim açımızdan kul olmaklığın, aklen ve fiilen Bir İlâh’ı olmaklığı icab eder. İlâh’ı olmayan, kul olamaz. Bizim açımızdan Rab (terbiye eden), bir mürebbiyi (terbiye olanı) “zorunlu”! kılar. Bizim açımızdan ortada bir kul yoksa, ilâh da “yoktur”!; bir terbiye olunan (mürebbî) yoksa, terbiye eden (Rab) de “yoktur”!. (Bizim açımızdan sözüne dikkat!.)
Şundan kesinlikle eminim, biz (varlık) yokken, O vardı ve O’nun Varlığı, lizâtihî (Kendinde ve Kendisi için) idi. O, bizi yaratınca, O’nun Varlığı hem Kendinde ve Kendisi için (lizâtihî) hem de bizim için (ligayrihî) oldu.
‘Bizim için’ Rabbin Rab’liği, biz olmadan bilinemez!. Merbubsuz Rab olmaz!. Nasıl ki bilinen (mâ’lum) bişey olmadan, bilgi (ılm) ve bilen (âlim) olmazsa, aynen bunun gibi merbub (O’nun terbiyesine razı olan bir kul) olmadan “biz”, Rabbi bilemeyiz ama O Kendini Bilir.
O zaman şunu rahatlıkla söyleyebilir miyiz?
Ne kadar O’nu ilâh ve Rab olarak bilir/görürsek (kendimizi O’na ne kadar teslim edersek), O’nu o kadar çok tanır ve biliriz.
Öbür türlü bilmeler “hikâye”!.
Yorumlar
Yorum Gönder