PROBLEM
Yaşanan hayatın üzerimize sardığı ve çözümünü (formülünü) bulamadığımız sorunlar. Bunlar felsefî/ontik, teolojik, varoluşsal, ilmî/akademik, ahlâkî/etik, ekonomik, sosyal, siyasal olabilir; anlam sorunu, adâlet sorunu, eşitlik sorunu, ortak yaşam, göç, iklim, terör sorunu, gibi.
Bu sorunların hepsi birbirini besleyen sorunlar, insanoğlu birini çözse öbürü patlak veriyor, komple, kesin ve nihaî bir çözüm bulamıyor.
Her çağın kendine özgü sorunları oluyor.
Milâdî 610’da da buna benzer sorunlar vardı, adâlet, eşitlik, kölelik gibi. Muhammed (a.s.), bu sorunları çözmek istedi, nasıl çözeceğini düşünmek için Hıra’ya çıktı, samimî ve ciddî idi. Rabbi O'na, ‘Benim yardımım olmadan bu sorunları çözemezsin.’ dedi ve O'na 23 yıl bilfiil yardım etti, O da ashabı ile can yakan bütün sorunları çözdü.
Bize de yazılı ve sözlü formülü (Kur'ân/Kitab) ve yöntemi (Sünnet’i) miras bıraktı.
O’nun vefatından sonra, O’nun bıraktığı Kitâb (formül) da Sünnet (yöntem) de elimizde olmasına rağmen, biz bugün ortaya çıkan sorunlarımızı çözemedik, çözemiyoruz.
Neden? Çünkü sorunlara parçacı yaklaşıyoruz ve ‘formülü’! anlamıyoruz. Ortaya çıkan sorunu ya salt felsefî/kelamî bir sorun zannediyoruz, ya salt fıkhî/hukukî, ya salt siyasî, ruhî, ... oysa sorunlar, hem felsefî/kelamî hem fıkhî/hukukî, hem ahlâkî, hem siyasî hem de ruhî; insanî ve dolayısıyla toplumsal.
Efendimiz, meselelere bütüncül/holistik (tevhidî) yaklaşıyor idi; O, gece ibâdeti de yapıyor, toplumun meselelerine de eğiliyor, kılıç da kuşanıyordu; sonraki nesiller sorunlara parçacı yaklaştı, o sorunları hayat ortak paydasından kopardı, onları ya Mu’tezile gibi salt aklî gördü, ya Hariciye/Havâric gibi (ilimsiz) salt fiilî/amelî gördü, ilim olmayınca amel de şiddete dönüştü, ya da Mürcie ve ondan doğan tasavvuf gibi salt ruhî gördü ve kaçtı, meselelerden uzak durdu. İslâm geniş coğrafyalara yayılınca sorunlar da kar topu gibi büyüdü.
Her hayatın ortaya çıkardığı problemleri çözmek için en az üç şeye dikkat etmek gerekiyor. 1) Problemin kendisi. 2) Nasıl çözüleceği. 3) Çözecek kişi ya da kişiler. Bunları ortam, formül ve çözüm şeklinde de formüle edebiliriz. Her ortam (hayat biçimi) kendine özgü problemler üretir; bu problemlerin çözüm formülünü o hayatı yaşayan insanlar bulamayabilir ki, o gün Hz. Muhammed de bulamamıştı, Rabbi O’na yardım etmişti, bugün bize, O'na yardım edildiği gibi yardım edilmeyeceği için, O'na edilen yardımdan (Kur'ân) faydalanacağız!, faydalanacaksak, o yardım (Metin/Text) elimizde, uygulama da (Sünnet de) önümüzde; çözecek ise biziz, O (Hz. Muhammed) ve ashabı değil.
Biz ne yapıyoruz? O gün O’nun o güne özgü problemlerini bugünün problemleri gibi görüyor, O’nun çözümünü buraya, bugün yaşadığımız problemlere uygulamaya kalkıyoruz; kopya çekiyoruz; O’nun formülünü ve yöntemini uygulayarak problemlerimizi biz çözmüyoruz. Bizim problemlerimizi gelip bi başkası çözmeyecek!. Problem de çözüm de bize özgü ama formül ve yöntem evrensel.
Biz, formül ve yöntem evrensel diye problemlerimizi de evrensel görüyoruz. Dün yaşanan problemler düne aitti, bugünküler bugüne ait, yarınkiler yarına ait olacak ve o problemleri kimler yaşıyorsa onlar çözecek, çözerken de çook boyutlu düşünecek.
Bugün, yaşadığımız problemlerin içinden çıkamıyorsak : 1) Problemlerin ortaya çıktığı hayat zeminini yanlış kurguluyoruz ve doğru teşhis yapamıyoruz. 2) Yeterli birikimimiz/donanımımız yok ve geçmiş tecrübelerden de yararlanamıyoruz. 3) Çözümlerimiz palyatif; bu palyatif çözümler daha büyük problemlerin çıkmasına yol açıyor.
Kur'ân ve Sünnet’i (dini) iyi, doğru ve güzel bir çözüm şekli olarak görüyorsak, dinin bize verdiği/sunduğu bütüncül ve sistemli çözüm şeklini (kelam, fıkıh, tasavvuf diye) bölmeden (akademik düzeyde bu alanlar bölünebilir ama hayat düzeyinde bölünemezler) bugünün sorunlarına ‘biz’ uygulamalıyız; bu sorunları gâibten biri (İsâ, Mehdi, kayıp İmam vs.) gelip çözmeyecek; sorunlardan (iç dünyamıza ya da bi kenara) kaçarak (tasavvuf)! bu sorunlar çözülmeyecek!...
Bugünün sorunları miladî 7. yüzyılın sorunlarına benzer olsa da %100 aynı değiller; yarın da aynı olmayacaklar...
Her çağın insanı (Müslümanı) kendi yaşadığı sorunlarla (problemlerle) kendi yüzleşmek zorunda ve bu sorunları çözmek için elinde geçerli ‘formül ve yöntem’ de var, yeter ki yaşanan problemleri, ‘formül ve yöntemi’ (Kitâb ve Sünnet’i) doğru okusun, doğru uygulasın; onları muska ve tılsım olarak görmesin ve âhirete irtihal etmiş insanlardan (Peygamber ve velîlerden) da medet ummasın.
Yorumlar
Yorum Gönder