ÖLÜM-1

Ölümün ne olduğunu bilmiyorum; (henüz) ölmedim ama öleceğimi biliyorum; bu yüzden öleceğini bilen bir insanın hâlet-i rûhiye’sinden söz etmek istiyorum, ölümden değil. (Hâlet-i Rûhiye’yi sözlükler, bir kimsenin düşünce ve davranışlarına hâkim olan ruh hâli, mod olarak tarif ederler.)

Öleceğini bilen bi adam, nasıl bir ruh (düşünce, duygu) hâlinde olur da ona göre davranır?

Meselâ, 

Çook hırslı, tamahkâr ölür mü?

Çook günah işler mi? (Hadi günah demeyelim, inanmıyor, ölümü bir yok oluş ve son buluş olarak görüyorsa, yanlış yapar mı? diyelim.)

Hz. Ali Efendimize sormuşlar, “gerçekten ölüm sonrasında bir hayat yoksa, niye kendine bu dünyada “eziyet” ediyorsun, dünyanın nimetlerinden (alabildiğine, olabildiğince) faydalanmıyorsun?” “O, ya varsa!, Ben, bişey kaybetmiş olmam ama siz çoook şey kaybedersiniz.” demiş.

Ölüm sonrasında bir hayat yoksa! da, öleceğini bilen adam, ölümüne yaşar mı?

Ölümüne yaşamak (ölümüne susamak değil, yaşamak), ölümle yaşamaktan farklıdır, belki ölümü unutarak yaşamaktır; ölümüne yaşamak, öleceğini bilen adamın yaşamından çook farklıdır, hatta ikisi birbirine zıttır; ölümüne yaşamak, Hz. Ali’ye o soruyu soran adamın yaşamıdır.

Öleceğini bilmeyen adam var mı? Yok. ama bu bilgisini ciddiye almayan adam çoook.

Her gün ölen yüzlerce, binlerce adam var; bizzat cenazelerine katıldığımız eş-dost, akrabalarımız var; ölenleri görüyoruz, onlar da bizim gibi idiler, “ölmeyecekmiş gibi” yaşadılar/çalıştılar ve öldüler, biz de öleceğiz.

Acaba ölünce ne göreceğiz?!.

Ölümle her şey sonlanacaksa, yaşamanın, burada (maddî-manevî) bunca şeye sahip olmanın ne anlamı, ne kıymeti olabilir?!

Ölmeyeceksek, --ki bu burada mümkün değil, ölmeyen yok--, ölümü ölümsüzlük olarak göreceksek, bu da ötede mümkün olacak ve bu hâl cennet ve cehennemde olumlu-olumsuz olarak ötede/âhirette yaşanacak.

Öleceğini bilen ve ona göre yaşayan adam, olumlu anlamda ölümsüzlüğü hak eden adamdır; ötekiler de ölümsüzdür ama onlar, ‘her ân ölmeyi isteyen’ ölümsüzlerdir, onlara ölüm de yasaktır, mutlu bir hayat da. (“lâ yugda aleyhim feyemûtû, ve lâ yuhaffefu anhüm min azæbihâ!... onların ölmelerine hüküm verilmez ki ölüp kurtulsunlar, (üstelik) onların azapları da hafifletilmez...”) (35/Fatır, 36.)

Öleceğini bilen adam, “ölmeden önce ölen adam” değil, ölmeden, ölüm sonrasına hazırlanan adamdır. “Ölmeden önce ölen adam”, ölüm sonrası için hiçbir hazırlık yapamaz, çünkü kendisine ölüm gelmeden iradî olarak ölmüştür!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP