KİP
Kip : Fiillerin zamana göre kullanımı. Felsefede kip, değişkenlik durumu. Vardı. Varmış. Var. Var olacak... gibi. Geçmiş. Şimdiki ve Gelecek zaman. Mış, masal formu. Bir varmış, bir yokmuş gibi. Bir zamanlar bir kral varmış; Kârun gibi bir zengin; Sokrat gibi bir âlim varmış...
Şimdi nerelerdelermiş?!.
Onların da, bizim gibi, bir zamanlar bir “şimdileri” vardı.
Biz de, gün gelecek “masal”! olacağız; bize de birileri “varmış” diyecek... zaman hepimizi tarih sahnesine çekecek.
Sonra ne olacak?!.
Kimilerine göre bişey olmayacak; kimilerine göre de herkes tekrar dirilecek ve yaptıklarından tek tek hesaba çekilecek.
...
Şimdi bu hayat bize bir masal gibi = mış gibi (= oyun-oynaşmış gibi) geliyor; hayatı ciddiye almıyoruz, onu bir fırsat olarak değerlendirmiyoruz; 'ölüm, sonumuz olacak, bu hayatın keyfini çıkaralım', diyoruz.
Hayatı masal gibi görsek de, her masal mutlu sonla bitmiyor. Esasında hiçbir masal bitmiyor; çünkü zaman durmuyor, geçmişten geleceğe sürekli akıyor.
Dün var olanlar, bugün yok; bugün var olanlar da yarın olmayacak; hayat sürekli akacak...
Nereye?!. = eyne-l mefer?!. (75/10.)
“O gün, tek (sığınılacak) istikrarlı (= karar kılınacak anlamlı) “varılacak yer”, Rabbin (Katı)dir.” (75/11.) = اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمُسْتَقَرُ
Çünkü, “başka yerler”, masal gibi = mış gibi olan yerlerdir; bizler onları “varmış gibi” algılıyoruz; onlar, gerçekte “yoklar”!. Daha doğrusu onlar, bize göre varlar.
(Yokluk : Adem, bulunmama, mevcut olmama.)
Yokluktan varlık kazandık, ama biz bu yokluğu aslâ bilemeyeceğiz. Çünkü bu yokluk, Tanrı Katındaki bir yokluk. Biz, bi şekilde var olduk, aslâ bir daha yok olmayacağız. Yokluk, var olmayanlar (= yok olanlar) için.
Var olanlar için yokluk, varlığın sona ermesi değil. Keşke onlar yok olabilseler!, yok olmayı çook (içten ve samimî) isteyecekler, ama yok olamayacaklar; ve onlar : 'hiç olmazsa geçmişte, insan değil de toprak olsaydım', diyecekler.
O gün gelince kişi, ellerinin yaptıkları ile karşı karşıya gelecek, ve kâfir : keşke (kâfir değil de) toprak olsaydım, diyecek. (Bknz. 78/40.)
...
Allah-u A’lem, O’nda = O’nun Katında yokluk yok. Yokluk, bizim düzeyimizde, bizim katımızda. “Lâ ilâhe illâ, Allah.” Allah Katında ve bizden bazıları katında, ilâh yok. Allah (= İlâhlık, Zât) Katında bizim varlığımız, “yok”!, sadece O var. Bizim varlığımız, kulluk katında = kulluk boyutunda. O’na kulluğumuz yoksa, biz de “yokuz ve yok muamelesi” göreceğiz.
“Sonra orada ölüm de yok, yaşam da yok.” (87/13.) = ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰى
“Ölmelerine karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar. Onların azaplarından da hafifletilmez.” (35/36.) = لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ
Ölümün ve yaşamın olmadığı, azabın da hafifletilmediği bir azap ve yokluk!.
Ölememek (= yok olamamak, azabın ağırlığına rağmen yok olup da kurtulamamak), yaşayamamak!.
Nasıl bir “yokluk = hayat” bu, Ya Rabbî!.
Bunun bir kipi var mı?!.
Kesinlikle yok.
‘Lâ ilâhe illâ, Allah’ın, bir ileri boyutu, ‘lâ mevcûde illâ, Allah’ olmalı. Ama bu, aslâ bir vahdet-i vücûd değil. Çünkü diğer mevcutların varlığı ile Allah’ın Varlığı aynı değil. Elma ile armut bir olmaz, birleşmez.
Not : Bu yazı, aşırı oranda te’vil (= kişisel yorum) içerir. Te’vil, tenzil gibi kesin (= kat’î) ve genel hüküm vermez.
Yorumlar
Yorum Gönder