Kayıtlar

HAYAT BU MU?!.

HAYAT BU MU?!. Bir insan neden yaşar?!. Bu soru, ilk bakışta basit görünür. Oysa insanın bütün hayatını belirleyen sorulardan biridir. Çünkü verdiğimiz cevap, yalnızca düşüncelerimizi değil; neyi değerli bulduğumuzu, neyin peşinden koştuğumuzu, ne uğruna çalıştığımızı ve hayatımızı nereye harcadığımızı belirler. Zengin olmak için mi yaşıyorum?!. Ünlü olmak için mi?!. Güçlü olmak için mi?!. Makam sahibi olmak, daha çok kazanmak, daha çok tüketmek, daha çok tanınmak, daha çok sahip olmak için mi?!. Hayat gerçekten bundan mı ibaret?!. Hayat bu mu?!. 1. İnsanın Hayatı Neye Dönüşüyor?!. Çocukken başka şeyler isteriz. Büyürüz; para isteriz. Para kazanınca daha fazlasını isteriz. Başarılı olunca tanınmak isteriz. Tanınır olunca daha güçlü olmak isteriz. Güçlenince sahip olduklarımızı kaybetmekten korkarız. Sonra bütün hayatımız, sahip olduklarımızı korumaya ve daha fazlasını elde etmeye dönüşür. Ve çoğu zaman farkına bile varmadan şu noktaya geliriz : Hayatımızı yaşamaktan çok, hayatımızı yön...

NEDEN?!.

NEDEN?!. Ontolojik Akıl Yürütme İnsan zihninin en güçlü sorularından biri, belki de en kısa olanıdır : Neden?!. Bu soru, yalnızca bir şeyi merak ettiğimizde sorduğumuz sıradan bir soru değildir. Bazen bir olayın arkasındaki sebebi, bazen bir davranışın gerekçesini, bazen de bir varlığın niçin bulunduğunu sorarız. Dolayısıyla “neden”, tek yönlü bir soru değildir. Neden, geriye doğru da, ileriye doğru da işler. Geriye doğru sorduğumuzda : Neden oldu?!. Bunun sebebi ne?!. diye sorarız. İleriye doğru sorduğumuzda ise : Bunun sonucu ne olacak?!. Nereye varacak?!. Ne için?! diye sorarız. İlkinde sebebi , ikincisinde ise gayeyi ararız. Bu nedenle “neden” sorusu, varlığı hem geçmişe hem geleceğe doğru açar. Geriye doğru yürüyen akıl, nedenleri araştırır; ileriye doğru yürüyen akıl, sonuçları ve gayeleri araştırır. Fakat her iki yönde de aynı sorunla karşılaşırız : Bu zincir nerede duracaktır?!. 1. Neden’in Geriye Doğru Yürüyüşü Bir olayın nedenini sorduğumuzda bir sebep bulabiliriz. Fakat bu...

DUYGUDAN KULLUĞA : BİLGİNİN HAKİKATLE BULUŞMASI

DUYGUDAN KULLUĞA : BİLGİNİN HAKİKATLE BULUŞMASI İnsan Hakikatin içinde doğar; fakat Hakikati hazır bulmuş olarak yaşamaz. Onu fark etmesi, anlaması, bilmesi ve nihayetinde onun karşısında doğru bir konum alması gerekir. Bu yüzden insanın Hakikatle ilişkisi yalnızca bilmek meselesi değildir. Bilmek, bu ilişkinin önemli bir aşamasıdır; fakat başlangıcı da sonu da değildir. İnsanın Hakikate yürüyüşünü belki şöyle bir hat üzerinde düşünebiliriz : Duygu → Düşünme → Akletme → Anlama → Bilme → Yakîn → Hayret → Haşyet → Kulluk. Bu çizgi, birbirinden kopuk zihinsel ve dinî kavramların sıralanması değildir. İnsan varoluşunun giderek derinleşen bir hareketidir. 1. Duygu : Varlığa İlk Temas İnsan önce dünyayı yalnızca kavramlarla karşılamaz. Görür, işitir, hisseder, etkilenir, sevinir, korkar, merak eder, özler, şaşırır. Duygu, insanın varlıkla kurduğu ilk temas biçimlerinden biridir. İnsan henüz “bu nedir” diye sormadan önce, karşılaştığı şey onda bir karşılık meydana getirir. Bu nedenle insanın...

NEFS : RABBİ KARŞISINDAKİ “BEN”

NEFS : RABBİ KARŞISINDAKİ “BEN” 1. Nefs Nedir?!. Nefs, insanın Rabbi karşısında “ben” olarak var olan; bilen, fark eden, seçen, yönelen ve seçiminin sonucunu üstlenen sorumlu öznesidir. Bu nedenle nefsi yalnızca “insanın içindeki kötü taraf”, “kötü arzular” veya “terbiye edilmesi gereken karanlık güç” olarak anlamak, Kur’ân’daki nefs kavramını daraltır. Kur’ân’da nefs, bazen doğrudan insanın kendisini ifade eder : كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ “Her nefs ölümü tadacaktır.” Buradaki nefs, insanın içindeki bir parça değil, bizzat insanın kendisidir. Dolayısıyla nefs, psikolojik bir alt-bölümden çok daha fazlasıdır; o, insanın “ben” oluşudur. O, ben, sen, biz, hepimiziz… Rabbi karşısında muhatap olan, sorumluluk taşıyan ve yaptıklarının karşılığını üstlenen varlık. 2. Şems Sûresi : Nefsin Yaratılışındaki Denge Nefs kavramını anlamak bakımından Kur’ân’ın en yoğun pasajlarından biri Şems Sûresi’nin 7-10. âyetleridir : وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا  فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا...

BİLGİDEN VE İMANDAN AMELE

BİLGİDEN, İMANDAN AMELE : YAKÎN, İRADE, BİLGİNİN VE İMANIN VAROLUŞSAL DÖNÜŞÜMÜ Düşünme, Akletme, Anlama, Bilme, Yakîn, Tercih, Güven ve Amel Arasındaki İlişki Üzerine Kur’ânî-Epistemolojik Bir Model Özet İnsanın bilgi edinme süreci ile ahlâkî davranışı arasındaki ilişki, epistemolojinin olduğu kadar ahlâk felsefesinin ve dînî düşüncenin de temel problemlerinden biridir. Bilginin doğru davranışı zorunlu olarak doğurup doğurmadığı sorusu özellikle dînî epistemoloji açısından önem taşır. Kur’ân, insanın hakikati bilmediği için değil, bildiği hâlde onu inkâr edebileceğini gösteren örnekler sunar. Neml 27/14 bu bakımdan son derece dikkat çekicidir : “ Onu inkâr ettiler; nefisleri ise onu yakînen bilmişti.” Burada cehd ile isteykân (جحد استيقان) aynı özne içinde yan yana getirilir. Bu çalışma, söz konusu paradoksu hareket noktası alarak, insanın epistemik ve ahlâkî oluşumunu şu kavramsal zincir üzerinden ele almaktadır : Düşünme → Akletme → Anlama → Bilme → Yakîn → Tercih/İrade → Güven/İm...

CANLI İMAN

İmanın Canlılığı : Bilgiden Amele İnsan, hakikate ilişkin bilgisini boşlukta edinmez. Her bilgi iddiasının altında, açık veya örtük bir varlık tasavvuru , yani bir ontoloji bulunur. Bu nedenle insanın “neyi biliyorum” sorusundan önce, “ne vardır” sorusu gelir. Ontoloji, epistemolojinin zeminidir; epistemoloji ise insanın varlık ve hakikat hakkında neyi, nasıl ve hangi imkânlarla bilebildiğini araştırır. İslâmî perspektiften bakıldığında bu zemin Allah merkezlidir. Allah, varlığın kaynağı, hakikatin nihâî kaynağı ve değerin nihâî ölçüsüdür. İnsan hakikati kendisi üretmez; hakikatle karşılaşır, onu kavrar ve ona göre kendisini konumlandırır. Bu nedenle vahiy, akıl, deneyim ve tecrübe aracılığıyla elde edilen bilgi, insanın zihninde yalnızca birtakım önermelerin birikmesi olarak kalmamalıdır. Çünkü bilmek, henüz yaşamak değildir. İnsan, “Allah vardır” diyebilir, Allah’a ‘inanabilir’; fakat bu bilgi onun hayatındaki hiçbir tercihi değiştirmeyebilir. İnsan, adâletin değerini bilebilir; faka...

MEKKE PAKTI

MEKKE PAKTI NEDEN KURULDU?!. I. Bölüm : Görünen Antlaşmanın Ardındaki Büyük Resim Uluslararası siyasette hiçbir önemli ittifak, yalnızca imza töreninden ibaret değildir. Bir antlaşma, çoğu zaman yıllarca süren güvenlik değerlendirmelerinin, diplomatik temasların ve değişen güç dengelerinin görünür hâle gelmiş son halkasıdır. Bu sebeple “Mekke Paktı/İttifakı neden kuruldu?!.” sorusu, aslında “bugün dünyada ne değişti?!.” sorusuyla birlikte ele alınmalıdır. İlk bakışta cevap basit görünür : Üç ülke, ortak güvenlik kaygıları nedeniyle bir araya gelmiştir. Fakat jeopolitik analiz bununla yetinmez. Çünkü devletler yalnızca mevcut tehditlere değil, gelecekte doğabilecek güç boşluklarına da hazırlanırlar. Son yıllarda uluslararası sistem tek merkezli olmaktan uzaklaşmıştır. Büyük güç rekabeti yeniden hız kazanmış, enerji hatları, deniz ticaret yolları, insansız sistemler, siber güvenlik ve yapay zekâ destekli askerî teknolojiler güvenlik anlayışını değiştirmiştir. Böyle bir dönemde bölgesel a...