Kayıtlar

ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?!

ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?! Aldanma varsa, aldatan da vardır. Peki, aldatmak ne demektir? Gerçek/hakikat dışı söz ve davranışlarla bir başkasını kandırmak; onu gerçekte olmayan bir şeye inandırmak; sonunda kendisine zarar verecek bir şeye ikna etmek ve dolayısıyla yanıltmak… Verdiği sözde durmamak da aldatmanın bir biçimidir. Mesela eşlerin birbirini aldatması… Eşine verdiği bağlılık sözünün aksine başka bir partnerle cinsel ilişki kurmak, yalnızca bir davranış değişikliği değildir; aynı zamanda verilen sözün ve kurulan güven ilişkisinin ihlâlidir. Peki, amaç ne?!. Çoğu zaman geçici bir menfaat veya haz. İnsan, geçici bir çıkar uğruna karşısındakini aldatabileceğini düşünür. Fakat burada çok daha önemli bir şey ortaya çıkar : Aldatan da sonunda aldanmıştır. Çünkü aldatmak için önce kendisini, yaptığı şeyin gerçek menfaat olduğuna inandırması gerekir. Oysa geçici bir menfaat uğruna hakikati, güveni, emaneti veya daha kalıcı bir değeri kaybediyorsa, kazandığını zannettiği şey, aslında ken...

KALBİN HÂLLERİ

KALBİN HÂLLERİ İnsan, hayatı boyunca içeriden ve dışarıdan sürekli veriler alır. Duyar, görür, düşünür, hatırlar, karşılaşır, yaşar. Fakat kalp, kendisine ulaşan verilerin yalnızca depolandığı bir yer değildir. Kalp, onları değerlendirir, anlamlandırır, birbirleriyle ilişkilendirir; sever, nefret eder, korkar, umut eder, güvenir, kuşku duyar, kabul eder veya reddeder. Dolayısıyla insanın meselesi yalnızca ne bildiği değil, bildikleriyle ne yaptığı ve nasıl bir hâle geldiğidir. Kalp neyi tanıyor?! Kalbin en temel meselesi, Sahibini tanıyıp tanımamasıdır. İnsan, âlemdeki düzeni, ölçüyü, uyumu, güzelliği ve mükemmelliği görür. Fakat aynı şeyi gören iki insanın vardığı sonuç aynı olmayabilir. Biri gördüğünü Âlemlerin Rabbi ile ilişkilendirirken diğeri onu yalnızca kendiliğinden olup biten bir gerçeklik olarak değerlendirebilir. Enfâl 8/2’de Mü’minlerden söz edilirken : “ Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.. .” buyrulur. Buradaki vecl, sıradan bir korkuya indirgenemez. Kalbin karşılaştığ...

GÖZETLEME KAPİTALİZMİ

GÖZETLEME KAPİTALİZMİ Biri Bizi Gözetliyor. = BBG. Biri Bizi Takip Ediyor. = BBT. Biri Bizi Yönlendiriyor. = BBY. Pekiî Biri Bizi Nereye Götürüyor?!. Shoshana Zuboff’un 'Gözetleme Kapitalizmi' kavramı, çağımızın önemli bir gerçeğine dikkat çekiyor : İnsan davranışları artık yalnızca gözlenmiyor; davranışlardan elde edilen veriler ekonomik ve teknolojik sistemlerin önemli bir girdisi hâline geliyor. Fakat meseleyi biraz daha geniş bir çerçeveden okuyabiliriz. Hatta kitabın adından hareketle başka bir soru sorabiliriz : Gözetlenmekten daha büyük mesele ne olabilir?!. Belki de asıl mesele gözetlenmek değil, gözetlenmenin sonunda neye dönüştürülüyoruz?!. BBG : Biri Bizi Gözetliyor Her köşe başında kameralar var. MOBESE’ler, güvenlik kameraları, iş yerlerindeki sistemler, alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları… Üstelik artık yalnızca sokaklarda değiliz. Cep telefonlarımız da üzerimizde taşıdığımız kameralı, mikrofonlu, sensörlü ve internete bağlı cihazlar. • Nereye gittik? • Ne...

ÇAĞRILARIN REKÂBETİ

ÇAĞRILARIN REKÂBETİ  İnsan, çağrılar arasında yaşayan bir varlıktır. Daha doğduğu andan itibaren çağrılmaya başlar. Annesinin sesi çağırır onu. Babasının sesi çağırır. Çevresindeki insanlar çağırır. Sonra kitaplar konuşur onunla. Öğretmenler, arkadaşlar, din adamları, düşünürler, siyasetçiler… Bugün bunlara televizyon, reklâm, telefon, sosyal medya, görüntüler, videolar, bildirimler, algoritmalar ve yapay zekâ da eklendi. Her biri bizi bir yere çağırıyor. ·        Bana bak! ·        Bunu dinle! ·        Bunu oku! ·        Bunu satın al! ·        Bunu izle! ·        Burada kal! ·        Buna inan! ·        Bunu paylaş! ·        Şimdi cevap ver! Çağrıların sayısı arttı fakat insanın dikk...

ŞİMDİ Mİ?! (ÈL’ÈNE?!)

ŞİMDİ Mİ?! (ÈL’ÈNE?!) 1. İllüzyon : “Son Nefes” Piyangosu Dînî hayatı ve sorumlulukları ömrün geneline yaymak yerine tek bir anlık eyleme indirgemek, inancın nedensellik ilkelerine ve eylemsel yapısına aykırıdır. Son nefesteki tutum, anlık bir tesadüf veya şans değil; zihnin, kalbin ve bedenin bir ömür boyu sürdürdüğü pratiklerin doğal bir neticesidir. İnsanın bilinç düzeyi baskı ve kriz anında otomatik pilota geçer; ömür neyle yoğrulmuşsa, o son tünelde/nefeste dışarı sızan da o olur. 2. Sözün Yozlaşması : Biçimsel İndirgemecilik ve Literal Okuma   “Lâ ilâhe illâllah de ve kurtul.” hadisini tarihsel bağlamından koparıp sırf lafzî bir düzeye indirgemek, dini dönüştürücü gücünden soyutlar. Mekke toplumunda bu sözü söylemek; mevcut oligarşik düzeni, sömürüyü, kibir ve hiyerarşiyi reddederek yeni bir yaşama geçmek, yani köklü bir paradigma değişimini kabul etmek demekti. Sözü amelden, ahlâktan ve adâletten koparıp dudak hareketine indirgemek, insanı edilgenleştirir ve biçimsel bir sığ...

EZAN BİZE NE DER?!

EZAN BİZE NE DER, VE BU RUH NEDEN KAYBOLDU?! Her gün minarelerden yükselen, şehirlerin sokaklarında çınlayan ve kulaklarımızın içinden geçip giden o ses, aslında ne söyler?! Bugün ezan; kimileri için estetik bir makam dinletisi, kimileri için hayatın akışına verilen kısa bir saygı molası, kimileri içinse sadece namaz vaktini bildiren mekanik bir saat gongudur. Oysa o ses, bir arka plan melodisi değildir. O ses, insanlık tarihinin gördüğü en sarsıcı, en radikal ve en özgürleştirici varoluş manifestosudur. Pekiî, ezan aslında bize ne der?!. Kelimelerin arkasına saklanan o devrimci etimoloji bize hangi “ gizli ” maddeleri haykırır?!. Ezan Gerçek Bir Manifesto 1. Madde : “Allah-u Ekber!” (Anti-Otoriter Başkaldırı) Bu cümle, yeryüzünün tüm sahte ilâhlarına, diktatörlerine, para babalarına, insanı köleleştiren sistemlerine ve kibirli egolara karşı çekilmiş bir resttir. “ Sizin kurduğunuz sistemler, gücünüz ve baskınız ne kadar büyük görünürse görünsün; en büyük Allah’tır ve ben O’ndan başka...

KİTÂBÎ HAKİKAT, CANLI HİTÂB

KİTÂBÎ HAKİKAT, TARİHSEL ANLAYIŞ VE CANLI HİTÂB Bir kavramı anlamaya çalışırken önce şu soruyu sormamız gerekir : Neyi değişmez kabul ediyoruz; neyin değişebileceğini düşünüyoruz?! Bu soru özellikle Kur’an’ın kavramları söz konusu olduğunda önemlidir. Çünkü Kur’an’ın bildirdiği hakikat ile insanların bu hakikati tarih boyunca anlama, yorumlama ve hayata geçirme biçimleri aynı şey değildir. Burada birbirinden ayrılması gereken en az üç düzey vardır : Kitâbî hakikat, tarihsel anlayış ve canlı Hitâb. KİTÂBÎ HAKİKAT Kur’an’ın bildirdiği temel hakikatler, yalnızca belirli bir toplumun, belirli bir dönemin veya belirli bir kültürün ürünü değildir. Tevhîd, şirk, iman, küfür, adâlet, zulüm, kulluk, hidayet, sapma gibi temel kavramlar; insanın Allah, hakikat ve kendi varlığı karşısındaki konumunu belirleyen Kitâbî ölçülerdir. Bunların tarih içinde farklı biçimlerde anlaşılması, kendilerinin tarihsel ve göreli olduğu anlamına gelmez. Mutlak olan ölçüdür; değişken olan ise ölçünün tarih içindeki ...