Kayıtlar

KİM, KİMİN KULU?!.

KİM, KİMİN KULU?!. Rabbini Kim Seçiyor?!. İnsan özgür olmak ister. Kendi kararlarını vermek, kendi hayatını kurmak, kendi yolunu çizmek, kimseye boyun eğmemek ister. Bu istek, insanın fıtratında bulunan güçlü bir yöneliştir. Fakat insanın önünde, çoğu zaman fark etmediği bir soru vardır : İnsan gerçekten kulluktan kurtulabilir mi?!.  Daha doğrusu insan kimin kulu olduğunu seçebilir mi?!. Çünkü insan, Allah’ın kulu olmayı reddettiğinde kulluktan kurtulmaz. Sadece kimin kulu olduğunu değiştirmiş olur. İşte asıl mesele budur : KİM, KİMİN KULUDUR?!. 1. KULLUKTAN KURTULMAK MÜMKÜN MÜDÜR?!. İnsan, dünyaya gelirken şu sorular kendisine sorulmaz. • Ne zaman doğmak istersin?!. • Hangi beden ve cinsiyetle doğmak istersin!. • Hangi anne-babayı seçmek istersin?!. • Dünyanın hangi döneminde yaşamak istersin?!. İnsan : • Bedenini kendisi yapmaz. • Nefesini kendisi yaratmaz. • Kalbinin çalışmasını kendisi başlatmaz. • Uykuya muhtaç oluşunu kendisi belirlemez. • Yaşlanmayı durduramaz. • Ölümü engel...

TESLİMİYETİN İKİ TÜRÜ : ZORUNLU TESLİMİYET VE GÖNÜLLÜ TESLİMİYET

TESLİMİYETİN İKİ TÜRÜ : ZORUNLU VE GÖNÜLLÜ TESLİMİYET İnsan, kendisini özgür zanneder. Gün boyunca yürür, çalışır, düşünür, karar verir, üretir, tüketir, konuşur, mücadele eder; kendisi ve dünya üzerinde tasarrufta bulunur. “Ben yaptım”, “ben karar verdim”, “ben başardım”, “ben kontrol ediyorum” der. Fakat gece olur. Ve insan, bütün bu iddialarını bir süreliğine bırakıp uyur. İster istemez. İşte uyku, insanın her gece yaşadığı fakat çoğu zaman fark etmediği büyük hakikattir: İnsan, kendisini bile sürekli elinde tutamaz . Gündüz dünyaya hükmetmeye çalışan insan, gece kendi bedenine hükmedemez. Gözlerini açık tutmak istese de tutamaz; zihnini çalıştırmak istese de çalıştıramaz; kendisini uyanık tutmak istese de sonsuza kadar direnemez. Sonunda bırakır. Fakat bu bırakış, sıradan bir dinlenme değildir. Kur’an’ın diliyle Allah, nefisleri ölüm sırasında teveffî ettiği gibi, ölmeyen nefisleri de uykularında teveffî eder : “ Allah, nefisleri ölümleri sırasında alır; ölmeyenleri de uykularında....

AHLÂK VE ADÂLET

GÜÇLÜNÜN VE GÜÇSÜZÜN İKİ SİLAHI : AHLÂK VE ADÂLET İnsan ilişkilerinde güç ile ahlâk, güç ile adâlet arasındaki ilişki çoğu zaman tersinden kurulmuştur. Ahlâk zayıfların, adâlet güçlülerin silahı gibi görülür. Güçsüz, güçlü karşısında korunmak için ahlâka ve adâlete başvurur; güçlü ise düzeni korumak ve kendi iktidarını meşrulaştırmak için adâletten söz eder. Fakat bu yaklaşım, önemli bir gerçeği gözden kaçırır : Ahlâk da adâlet de gücün değil, gücün kullanımının ölçüsüdür. Bunlardan birini güçsüzün, diğerini güçlünün tekeline vermek, sonunda her ikisini de güç ilişkilerinin aracına dönüştürür. Asıl mesele, kimin güçlü veya güçsüz olduğu değil; güç karşısında insanın ne yaptığıdır. Güç ve Güçsüzlük : Birer Ahlâk Ölçüsü Değil, Birer Hâl Güçlü olmak ahlâklı olmak değildir; güçsüz olmak da ahlâklı olmak değildir. Güç, insanın başkaları üzerinde etkide bulunabilme, imkânlara ulaşabilme ve sonuç doğurabilme kapasitesidir. Güçsüzlük ise bu kapasitenin sınırlı olmasıdır. Her ikisi de öncelikl...

İYYÂKE

İYYÂKE NE’BUDU VE İYYÂKE NESTE’ÎN Kulluğun ve İstinâdın Tahsisi Fâtiha’nın beşinci âyetini her gün namazlarımızda 40 kez okuyoruz : إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ = İyyâke ne‘budu ve iyyâke neste‘în. = “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz.” (1/5.) Bu, sıradan bir duâ cümlesi değildir. Bu cümle, insanın kime ait olduğunu, kime yöneldiğini, kime güvendiğini ve varoluşunu kimin üzerine kurduğunu ilan eden bir tevhîd beyannamesidir. Üstelik âyetin iki tarafında da aynı kelime vardır : İyyâke... İyyâke... Yani kulluğumuzu da Sana; yardım talebimizi ve nihâî istinâdımızı da Sana tahsis ediyoruz. Fakat bu tahsis, insanın dünyadaki bütün ilişkilerini, bütün sebepleri ve bütün insanî yardımlaşmayı ortadan kaldırmaz. Tam tersine, Kur'an bize hem sebebe sarılmayı hem de sebebi mutlaklaştırmamayı öğretir. Asıl mesele tam da buradadır. 1. İYYÂKE : TAHSİS “Tahsis”, bir şeyi başkasına değil, belirli bir kimseye mahsus kılmak, onu ona ayırmak demektir. Bir evi birine...

İNSAN

İNSAN İnsan nereden gelir?!. Bu soru ilk bakışta biyolojik bir sorudur. Fakat biraz derinleştirildiğinde bizi doğrudan insanın varlığına, ruhuna, aklına, iradesine, sorumluluğuna ve nihayet yaratılış gayesine götürür. Kitâb, insanın başlangıcını son derece mütevazı bir kelimeyle anlatır : Nutfe . İnsan, bir nutfeden yaratılmıştır. Üstelik İnsan sûresi bunu “nutfeten emşâc” diye niteler : إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ “ Şüphesiz insanı, onu imtihan etmek üzere emşâc bir nutfeden yarattık.” (76/2.) Nutfe küçüktür; insan büyüktür . İnsanın başlangıcı alelâdedir; ortaya çıkışı ve varlığı muhteşemdir. İşte insanın sırrı biraz da bu karşıtlıkta gizlidir. NUTFE : KÜÇÜK BAŞLANGIÇ, MUAZZAM İMKÂN Bir damla menide, sayısız sperm bulunur. Bunlardan biri yumurtayla birleşir ve yeni bir insan organizmasının gelişim süreci başlar. Burada yalnızca biyolojik bir olay görürsek, insanın sırrını kaçırabiliriz. Çünkü mesele yalnızca “hangi hücre birleşti?” değildir. As...

AKIL TUTULMASINDAN KAYYÛMİYETE

AKIL TUTULMASINDAN KAYYÛMİYETE Entropi, Oluş, Tahakküm, Akl-ı Meâş, Akl-ı Meâd, Akl-ı Selîm ve Kalb-i Selîm Modern insanlık, tarih boyunca görülmemiş bir teknik kapasitenin ve imkân bolluğunun ortasında derin bir anlamsızlık, güçsüzlük ve ekolojik krizle karşı karşıyadır. Atomu parçalayan, geni haritalandıran, gezegenin en uzak noktalarına ulaşan ve bugün yapay zekâ ağlarıyla devasa miktarda veriyi işleyen insan; aynı zamanda kendi kurduğu sistemlerin altında ezilmekte, kendi evini – yeryüzünü - ve giderek kendi fıtratını tüketmektedir. Bu trajedinin temelinde teknik bir yetersizlik yoktur. Tam tersine, problem büyük ölçüde teknik kapasitenin ahlâkî ve ontolojik ufuktan kopmasıdır. İnsan, araç üretme gücünü olağanüstü biçimde geliştirmiş; fakat bu araçların hangi amaçlara hizmet etmesi gerektiği sorusunu giderek kaybetmiştir. Başka bir ifadeyle araçlar büyümüş, amaçlar küçülmüş; sonunda araçlar amaçların yerini almıştır. Modern krizin temel problemi aklın yokluğu değil, aklın anlamının...

KIBLE : YÜZÜN, HAYATIN VE VARLIĞIN YÖNÜ

KIBLE : YÜZÜN, HAYATIN VE VARLIĞIN YÖNÜ İnsan yönsüz yaşayamaz. Yürüyen insanın bir yönü vardır; düşünen insanın bir yönü vardır; isteyen, seven, korkan, umut eden insanın bir yönü vardır. İnsan farkında olsun veya olmasın, hayatını bir merkeze göre düzenler. Nereye bakıyorsa, aslında oraya doğru yaşamaktadır. Bu yüzden kıble, yalnızca namaz kılarken dönülen coğrafî bir yön değildir. Kıble, insanın yön meselesidir. Daha derinde ise insanın hayatını neye göre düzenlediği, neyi merkez kabul ettiği ve sonunda nereye doğru yürüdüğü meselesidir. Kur'an'ın kıble öğretisi, bu bakımdan son derece derindir. Çünkü Kur'an, bir yandan insana somut bir yön verir; öte yandan o yönün kendisini amaçlaştırmasına izin vermez. Bir yandan yüzü Kâbe'ye çevirir; öte yandan yüzün Kâbe'ye dönmesini, hayatın da Allah'ın istediği yöne dönmesiyle tamamlar. Burada üç kavram birbirine bağlanır : Yön → Kıble → İstikâmet. Fakat istikâmetin hayattaki karşılığı olan birr ortaya çıkmadığında, bu...