SAF
SAF Saf; temiz, arı-duru, hâlis olan demektir. Fakat aynı kelime, yan yana dizilmiş insanların oluşturduğu sıra düzenini de ifade eder. Buradan hareketle “aynı safta olmak”, yalnızca fiziksel olarak aynı çizgide durmak değil; aynı düşünceyi, aynı değeri ve aynı ideali paylaşmak, aynı istikâmete yönelmek anlamına da gelir. Bu üç anlam aslında birbirinden bağımsız değildir. Çünkü gerçek anlamda saf olmak, önce iç dünyada arı-duru, hâlis olmaktır. İnsanın niyeti, yönü ve bağlılığı berraklaştıkça hangi safta durduğu da belirginleşir. Safın dış görünüşü bedenlerin yan yana gelmesidir; asıl saf ise kalplerin, iradelerin ve tercihlerin aynı istikâmette buluşmasıdır. Namazda saf tutarız. Yan yana dururuz. Zengin-fakir, yönetici-yönetilen, güçlü-zayıf, makam sahibi-makamdan yoksun ayrımı gözetilmez. Herkes aynı kıbleye yönelir, aynı hareketleri yapar ve aynı Rabbin huzurunda durur. Bu, İslâm’ın son derece güçlü bir toplumsal mesajıdır : İnsanların Allah karşısındaki konumu, dünyevî statülerine ...