Kayıtlar

HAKİKAT/İN ALGISI

Hakikatin Ölçülü Tecellîsi, Basîret, Ferâset ve Çok Katmanlı Algı Görme ve algı yalnızca gözle sınırlı bir fiil değildir. İnsan idrakinde, hakikati kavrama süreci farklı ve çok katmanlı düzeylerden oluşur. Kur’ânî ve tasavvufî literatürde bu katmanlar birbirine paralel olarak ele alınır: ra’â , fiziksel görmeyi ifade eder; göz, retina, optik sinir ve oksipital korteks aracılığıyla oluşur. Basar , kalbin ve aklın hakikati derinlemesine kavrayışıdır; sadece yüzey değil, öz ve anlam fark edilir. Nazar , aklın tefekkür ve düşünce yoluyla hakikate yönelmesidir. ‘ Ayn ve rüya (erâ ), bütün benliğin veya ruhun görmesi ve sezgisel algısıdır; parmak uçlarıyla, dokunma ve zihinsel temsillerle bilgi edinme gibi olağanüstü örnekleri kapsar. Bu, beynin plastisitesi ve algının çok katmanlı yapısı sayesinde mümkündür: kör bir insan, hassas dokunma ve zihinsel imgeleme ile nesneleri algılayabilir ve perspektif, form ve renkleri zihninde inşa edebilir. Taayyun , belirsiz olanın ölçülü biçimde belirginl...

MUSHAFA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ

Metin/Mushaf, İnsan ve YZ/AI : Tarihselciler, Yapıbozumcular ve Yorumcular Perspektifiyle İlâhî Mesajın Evrenselliği Kutsal metinler yalnızca düşünsel anlamı açığa çıkaran belgeler değildir; aynı zamanda fiilî hayatı yönlendiren, ontolojik, epistemik ve etik rehberlerdir. Bu rehberlik, metnin tarihsel bağlamı, yapısı ve yorumcunun ahlâkî-epistemik duruşu ile doğrudan bağlantılıdır. Metinsel bütünlüğün korunması, enerji ve fikirlerin tevhîdî merkezden dışa doğru yayılmasını sağlar. 1. Tarihselciler (Dilthey ve benzerleri) Tarihselciler, metni yazarın dönemine ve tarihsel bağlamına yerleştirerek anlamayı önceler. Metin, o dönemin kültürel, sosyal ve zihinsel ufku içinde incelenir. Bu okumanın avantajı Metni yanlış yorumlama riskini azaltmasıdır. Dezavantaji ise Metni yalnızca geçmişin ürünü olarak okumak, güncel yönlendirme ve fiilî rehberlik gücünü sınırlamak. Tarihsel bilinç önemlidir, ama Metni ontolojik, epistemik ve etik boyutları ile hayata taşıyacak ahlâkî iman ekseni olmadan Meti...

UNUTMA/NİSYAN VE HATIRLAMA/ZİKİR

Unutma/Nisyan ve Hatırlama/Zikir : Kur’ânî Perspektif İnsanın varlığı, Kur’ân’a göre hatırlamak için vardır. “Ekimis salâta liZikrî” (20/14) âyeti, hayatın merkezini ve tüm ibâdetlerin amacını açıkça ortaya koyar. İnsan, her işini, her eylemini, her düşüncesini Allah’ı hatırlamak için yapar. Bu merkez kayarsa unutma başlar, merkez sağlam kalırsa hatırlama gerçekleşir ve hayat anlam kazanır. Bütün hayat, ibâdetler ve fiiller, O Merkeze = Tevhîde hizmet eden hatırlamalardır. İnsan, çoğu zaman, belki de her zaman kendisi için en cazip olan şeye meyleder; neyi değerli bulursa ona yönelir ve diğerlerini geri plana atar. Bu eğilim, unutmanın temel nedenlerinden biridir. İnsan çok şey bilse bile, merkeze/tevhîde değer vermezse, dikkati ve sevgisi başka yönlere kayar ve unutma kaçınılmaz olur. Kur’ân’daki Âdem kıssası bunu somutlaştırır. Âdem’e (= bize) tüm isimler öğretilmişti (2/31), bilgi tamdı, fakat cennette Emr unutuldu (20/115), ağaç Âdem’e, Emrden daha cazip geldi. Buradaki unutma, bil...

ŞEYTAN İNSANIN NEYİ OLUR?!.

İnsanın İçsel Mücadelesi : Kur’ânî Psikoloji İnsanın iç dünyası sürekli bir gerilim alanıdır, arzular ve sınırlar, potansiyel ve farkındalık, günah ve sorumluluk arasında bir denge kurmaya çalışır. Kur’ân, bu gerilimi hem kıssalar hem de açık ifadelerle ortaya koyarak insanın içsel mücadelesine ışık tutar. 33/72 âyetinde insanın üzerine yüklenen emanetten söz edilir. “Şüphesiz biz emaneti (ahlâkî sorumluluğu) göklerin, yerin ve dağların üzerine sunduk; ama onlar onu taşımayı reddedip ondan korktular. Fakat insan onu taşıdı; o gerçekten zâlim ve cahildi.” Emanet, insanın taşıması gereken ahlâkî sorumluluk ve irade kapasitesini temsil eder. İnsan, bu kapasiteyi kabul ettiği için hem iyilik hem de kötülük potansiyeliyle donatılmıştır. Âyetteki “zalûmen cehûlâ” ifadesi, insanın kendi potansiyeline haksızlık etmesi ve kapasitesinin farkında olmaması anlamına gelir. Âdem ve Mûsâ kıssaları, insanın hatasını doğrudan kendisine yüklediğini gösterir. Âdem : “Rabbimiz, kendimize zulmettik” (7/23...

KUR’ÂNÎ ÜÇ KAVRAM : EŞÜDD, RÜŞD VE İSTİVÂ

Kur’ânî Üç Kavram : Eşüdd, Rüşd, İstivâ 1. Eşüdd : İnsanın biyolojik ve zihinsel gücünün zirvesi. 2. Rüşd : Aklî ve ahlâkî olgunluk; doğruyu seçme ve sorumluluk alabilme yetisi. 3. İstivâ : Denge, kemâl, yerli yerine oturma. İnsan için kişilik ve kapasite olgunluğu; Allah için arş üzerindeki mutlak hâkimiyet. İnsan için sıralama : Eşüdd → Rüşd → İstivâ. (Fiziksel güç → Aklî/Ahlâkî olgunluk → Denge/Kemâl.) Allah için ise sadece istivâ; O’nda eşüdd ve rüşd gibi eksik aşamalar yoktur; O’nda her şey sınırsız ve mutlaktır. Kur’ân’da İstivâ Kullanımları Kur’ân’da istivâ kavramı farklı bağlamlarda kullanılır : Allah’ın Arşa istivâsı, evrendeki/âlemdeki mutlak hâkimiyeti ve egemenliği ifade eder. (Tâ-Hâ 20:5, A’raf 7:54.) Göğe yönelme ve yaratılış düzeni anlamında istivâ, yaratma ve düzenleme yönelimini belirtir. (Bakara 2:29.) İnsan için istivâ, kişilik veya kapasite olgunluğunu simgeler (Kasas 28:14.) Fiziksel yerleşme anlamındaki örneklerde = bir gemiye binmek veya binit üzerine oturm...

İ'TİKÂF

İ’tikâf : Dış Biçimden İç Yoğunluğa 1. Tanım ve Köken İ’tikâf (الاعتكاف), Arapça kökü عكف (a-k-f)'den gelir. Temel anlam : Bir şeyin yanında kalmak, ona yönelmek, ona bağlanmak. Fıkhî olarak : Belirli bir süre mescitte kalarak ibâdete yoğunlaşmak. Kelime türevi âkif (عَاكِف) : İ‘tikâf yapan kişi, yönelmiş olan. 2. Kur’ân’daki Temel Âyetler ve Dilsel İpucu 1. 2:125 – Kâbe bağlamında : “Evimi tavaf edenler, i'tikâf edenler (el-âkifîn), rükû ve secde edenler için temiz tutun.” 2. 21:52 – Putlar bağlamında : “Başında durduğunuz (âkif olduğunuz) bu heykeller nedir?.” Aynı kök, yanlış bağlanma (put) ve doğru yöneliş (Kâbe) için kullanılmıştır. Temel anlam : Dikkati bir merkeze yoğunlaştırma; koruma veya nöbet tutmak ikincil anlamlardır. 3. İ’tikâfın Ruhsal Boyutu Dikkat ve motivasyon gerektirir. Dünya ile bağlar geçici olarak askıya alınır. Dünyevî meşguliyetler sınırlandırılır. (ör. eş ilişkisi.) Amaç : Rabbin aranması ve kalbin yalnızca O’na yönelmesi. Özet : İ'tikâf, değeri da...

KADİR GECESİ

Kadir Gecesi : Etimoloji, Vahiy ve İman Olgunluğu Kadir Gecesi, hem İslamî ritüel hem de manevi bir derinlik açısından olağanüstü bir öneme sahiptir. Kelime olarak Arapça kökenli “Kadir” (q-d-r) hem değer/kıymet (qadr), hem güç/kudret (qudra), hem de ölçü/kader (qadar) anlamlarını içerir. Bu, gecenin hem manevi değerini hem de insanın yaşamına kattığı ruhsal ve ahlâkî ağırlığı doğrudan yansıtır. Değer, ibadet ve farkındalığın yoğunluğunu; güç, Allah’ın kudret ve iradesiyle içsel güveni; ölçü ise hayatın ve iman sürecinin ilahi plan dahilinde olduğunu simgeler. Kadir Gecesi bir zaman sabiti değil, bir “nitelik”. Yani mesele tarih değil, Kur’an’ın ruhuyla temas edilen ân. Kur’an’ın indirilmeye başladığı gece semboliktir; bu, onun bin aydan daha hayırlı olduğunu bildiren bir yoğunluğu temsil eder. Ramazan tüm yılı ve mevsimleri gezer; Kadir Gecesinin Ramazanın hangi gecesinden olduğu da net değildir. Bir insan Kur’an’la tanıştığında, duâ ve derin farkındalıkla Rabbine yöneldiğinde “Kadir ...

ÖLÜM KARŞISINDAKİ TAVRIMIZ

Ölüm Karşısındaki Tavrımız ve Psikolojimiz Ölüm, insan hayatının en kaçınılmaz ve belirleyici gerçekliğidir. Onu anlamak veya göz ardı etmek, varoluşu doğrudan etkiler. Ölüm karşısındaki tavrımız, çoğu zaman iç dünyamızın, değerlerimizin ve hayat anlayışımızın en doğrudan yansımasıdır. Bu nedenle ölüm psikolojisi, sadece bireysel değil, ahlâkî ve ontolojik bir mesele olarak ele alınmalıdır. Ölüm: Yokluk mu, Ölümsüzlük Kapısı mı? Ölüm herkes için aynı anlamı taşımaz. Bazıları için ölüm, yokluk ve yok oluş demektir; bu kişiler ölüm karşısında kaygı ve telaş hisseder. Bazıları için ise ölüm, öteki hayata, ölümsüzlüğe açılan bir kapıdır; bu perspektif, ölüm farkındalığını huzur ve sükûnet kaynağı hâline getirir. Ölümün bu farklı algılanışı, tavır ve hâl dilini doğrudan etkiler. Ölüm ve Modern İnsan Modern insanın çoğu, ölüm/ü yokmuş gibi yaşar. Günlük hayatı, kısa vadeli tatminler, tüketim, gösteriş ve anlık hazlar üzerine kurulu olduğunda, ölüm farkındalığı genellikle bastırılır veya göz ...

İMÂM/ET = LİDER/LİK

İMÂM/ET = LİDER/LİK 1. Kavramlar ve Tarihsel Bağlam İmam : Arapça kökeniyle “önde giden, önder” anlamına gelir. İlk dönem İslâm’da imam, hem manevî hem dünyevî önder olarak ümmeti yönlendirme işlevi taşır. Günümüzde Sünnî dünyada bu kavram, genellikle cami imamı veya dînî görev (= namaz kıldırma) memuru ile sınırlanmış, imamın siyasî ve toplumsal yönlendirme fonksiyonu hilâfete veya devlete verilmiştir. Doğal liderlik ve baş imam sistemi, İslâm toplumunun hem manevî hem toplumsal örgütlenmesinde merkezî bir işlev görür. Bu sistem, hiyerarşik ve katmanlı bir yapı üzerinden işler ve en temelinde, tevhîd bilinci ile Allah’a yönelim/ibâdet bulunur. Ümm : “Ana, temel kaynak” anlamına gelir. Topluluğun merkezini veya temel yönelimini ifade eder. Çocuk, anasına yönelir. Ümmet : Ümm kökünden türemiş, “bir araya gelen, bir amaca yönelen topluluk” anlamındadır. Başta Peygamber önderliğinde, ortak bir merkez (imam) etrafında birleşmiş topluluk demektir. Günümüzde imâmet fonksiyonunun daralması...

DÜNYA HAYATININ HAKİKATİ

Dünya Hayatının Hakikati İnsan hem bedenî hem ruhî bir varlıktır; beden ağırlığı, ruh ise hafifliği taşır. Dünya hayatı, insanın fitnesidir; burada her bir insan, ilâhî üflemenin potansiyeliyle bilinç kazanma yolunda sınanır. Hakikatin ateşi insanı yakmaz; yakılan, onun yükleridir : günahları, kibri, tamahı, alışkanlık hâline gelmiş vehimleri; yanan insanın özü değil, sadece bedensel ve ruhsal fazlalıklarıdır. Yanan yükler hafifledikçe, ruhun hafifliği ve nûr açığa çıkar; insan uçar ve semâya yakınlaşır. Bedene ve dünyaya yatırım yapanlar, üstelik bunu günahla yapanlar, yükleri ağır olanlardır; bunlar dünya hayatına çakılırlar = ehlede ilel ard, yani âhiret bilincinden yoksun yaşarlar ve esfele sâfilîn zümresine dahil olurlar. Burada, toprağın üstünde yaşayan bu nankörlerin belki de çoğu, ötede toprak olmayı ve topraktan daha da aşağı düşmeyi arzulayacaklar. (Bknz. 78/40) Esfele sâfilîn olmaklığın fiilî ispatı (göstergesi) bu olsa gerek. Dünya fitnesinde mal ve evlât, insanı sınayan...

NÂR VE NÛR

Nâr ve Nûr : Bilimsel, Psikolojik ve Ahlâkî Perspektif Kur’ân’da Mûsâ kıssasında görülen ateş, sadece fiziksel bir olayı değil, bilincin dönüşümünü simgeleyen derin bir metafordur. Bu bağlamda nâr (ateş) ve nûr (ışık) arasındaki ilişki, insanın hakikat tecrübesini anlamak için bilimsel, psikolojik ve ahlâkî boyutlarda incelenebilir. 1. Ontolojik Boyut : Yaratılış ve Eğilimler • Şeytan ateşten yaratılmıştır; doğası gereği yakıcı, kışkırtıcı ve sınayıcıdır. • Melekler ışık/nûrdan yaratılmıştır; doğaları gereği aydınlatıcı ve hizmete açık potansiyele sahiptir. • İnsan ise topraktan yaratılmıştır (Tâ-Hâ 55/14; Şems 91/8), bu da onun içinde hem nâr hem nûr potansiyeli barındırdığı anlamına gelir. İnsan ontolojik olarak iki yönlüdür; onda ego, arzular ve yanıcı dürtüler (nâr) ile bilinç, idrak ve ahlâkî potansiyel (nûr) bir arada bulunur. 2. Bilimsel Boyut : Yanma ve Enerji Ateş, kimyasal bir reaksiyon olan yanma ile ortaya çıkar; yakıt ve oksijen birleşir, enerji açığa çıkar. Bu enerji ısı ...

GELENEKSELCİLİK VE MODERNİZM ARASINA SIKIŞMIŞ İSLÂM

Gelenekselcilik ve Modernizm Arasına Sıkışmış İslâm İslam düşüncesi bugün tarihsel bir kavşakta duruyor : Gelenekselcilik ve Batı merkezli modernizm arasında sıkışmış bir konum. Bu ikilem, yalnızca fıkhî ve ilâhî bir tartışma değil; aynı zamanda toplumsal, kültürel ve politik bir meseledir de. Tarihsel tecrübeler, İslâm dünyasının sürekli bir “yenilenme” ihtiyacı içinde olduğunu gösteriyor. 1. Gelenekselcilik : Temelin Korunması Geleneksel İslâm düşüncesi, özellikle klasik mezhepler çerçevesinde şekillenmiştir; bu, fıkhî görünse de büyük ölçüde siyasîdir. Ebu Hanife = Hanefîlik. Enes b. Mâlik = Mâlikîlik. Muhammed b. Şâfî = Şâfîlik. Ahmed b. Hanbel = Hanbelîlik. Erken önemdeki (7 ve 8. yüzyıl) bu âlimler, Kur’an ve Sünnetin temel ilkelerini belirlemiş, yorum farklılıklarını sistematik hâle getirmişlerdi. Mezheplerin ortaya çıkışı, aslında İslâm’da anlayış birliğinin sağlanması çabasıydı, ümmeti bölme aracı değildi. Ancak zamanla bu yapılar, statik kimlikler hâline geldi ve toplumsal ay...

ŞEYTANLA MÜCADELE

Şeytanla Mücadele Kur’ân’da şeytan, hem metafizik bir varlık olarak hem de insan psikolojisi üzerinden işlevsel bir profil olarak tanımlanır. İblîs, cinlerden yaratılmış ve ateşle simgelenmiş bir varlıktır. (Hicr 27.) Metafizik / Vahiy perspektifi : Ateş, şeytanın yaratılış maddesi ve İlâhî kudretin simgesi; hızlı ve sinsi telkinler, iman testleri. Psikolojik / Deneyimsel perspektif : Ateş, hız, kıvılcım ve yanıcılık metaforuyla insanın zihinsel ve ruhsal hassasiyetlerini etkiler; vesvese, sahte huzur ve geçici nimetler aracılığıyla etkili olur. 1. Temel Varlık ve Etkileri Kibir ve isyan. (A’raf 12.) Metafizik : İblisin başkaldırısı, İlâhî ölçüye itaatsizlik. Psikolojik : İnsan üzerinde otorite ve algı baskısı yaratan sembolik model. Vesvese ve telkin. Metafizik : Şeytan, iman ve itaat sınavında telkinle müdahale eder. Psikolojik : İnsan, kendi karanlık düşünceleri veya başkalarının telkini ile karışıklık ve tedirginlik yaşar. Sahte vaatler ve geçici nimetler. (A’raf 20, TâHâ 123.) Met...

AHLÂK VE MÜLKİYET

Ahlâk ve Mülkiyet : Kur'ân Perspektifi Bu yazı, Kur’ân kıssaları ve kavramları ışığında ahlâk ve mülkiyet ilişkisini ele almaktadır. Bu yazıda, Semûd kavmi, Sâlih Peygamber ve nâkatullâh kıssası üzerinden modern dünyaya dair etik, evrensel ve çevresel çıkarımlar yapılmıştır. 1. Kavramların Tanımı İbâdullâh (عباد الله) : Tüm insanları kapsar; din, ırk veya sınıf farkı gözetmez. İnsanların haklarının gözetilmesini, adâletin evrensel olmasını vurgular. Arzullâh أرض الله)) : Yeryüzü, dünya Allah’a aittir; insanlar emanetçidir. Bu, doğa ve çevreyi koruma sorumluluğunu içerir. Nâkatullâh (نَاقَةُ اللّٰهِ) : Allah’a tahsis edilmiş deve; bir canlı varlık olarak hak sahibidir ve insanlar için imtihan oluşturur. Beytullâh gibi kutsal ve dokunulmaz bir statüye sahiptir. Bu üç kavram birlikte, insan, doğa ve hayvanları kapsayan emanet üçgeni oluşturur. 2. Semûd Kıssası ve Emanet Bilinci Sâlih’in kavmi mütref bir toplumdur; şımarık, imtiyazlı ve güce düşkündür. Nâkatullâh, kavim için bir ilâhî ...

AHLÂK

Amelden Ahsen-i Amele : Aristoteles ve Kur’ân’da Ahlâk İnsan hayatının anlamı ve iyi yaşamın ne olduğu sorusu, hem felsefenin hem de vahyin en temel meselelerinden biridir. Antik Yunan düşüncesinde bu sorunun en sistemli cevaplarından birini Aristo vermiştir. Kur’ân ise insan fiillerini amel, sâlih amel ve ahsen-i amel gibi kavramlarla değerlendirir. Bu iki yaklaşım karşılaştırıldığında hem önemli benzerlikler hem de derin farklar görülür. 1. Amel : İnsanî faaliyet alanı Kur’ân’da amel, insanın yaptığı her türlü fiili ifade eder. Çalışmak, üretmek, tercih etmek ve davranmak bu alanın içindedir. Amel, insanın dünyadaki varoluşunun doğal sonucudur. Bu düzey, insanın hayatını sürdürmesi ile ilgilidir. İnsan yaşar, çalışır, üretir ve toplum içinde var olur. Ancak bu düzey henüz ahlâkî bir değerlendirme içermez; çünkü her amel iyi olmayabilir. Bu anlamda, amel düzeyi insan için normal yaşamı temsil eder. 2 . Sâlih amel : İyi ve erdemli yaşam Kur’ân’da ahlâkî değer kazanan amel sâlih ameldir...

SALLİ-BÂRİK

Salli-Bârik Tahiyyâtta okuduğumuz iki duâ. Salli ile salât akraba. Salli, Tövbe Sûresi 103. âyette وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ şekilde geçiyor. Anlamı, onlar için duâ et şeklinde verilir ama salli/صل nin tam karşılığı duâ değildir. Nedir?!. Bence onlara rehberlik veya önderlik ederek maddî-ma’nevî destek ol, demek. Nitekim âyetin başında, onların mallarından sadaka al ki bu onları temizlesin, denir; sonra da Senin (onlar için) salâtın, onlara sükûnet verir = اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ denir. Bârik ise BRK'den ism-i fâil; bereket ve mübarek de aynı kök; bolluk-bereket veren. Tahıyyâtta Muhammed ve İbrâhîm’e (aleyhim-es selâm) ve âline - âl : âile, soy, taraftar demek - elimizden gelen maddî-ma’nevî desteği vermemiz istenir, verdiğimizi veya vereceğimizi söyleriz. Pekiî bu destek, sadece sözde mi kalmalı, fiile (eyleme, amele, davranışa) dönüşmemeli mi?!. Elbette dönüşmeli. Nasıl veya neyle?!. İlmî/fikrî, fiilî ve mâlî destekle = infâkla. İnfâk, sadece malla olmaz. Her türlü “harcama” ...

ÖFKENİN ANTROPOLOJİSİ

Öfkenin Haritası : İç Cehennemden Kozmik Cehenneme Öfkenin Antropolojisi Cehennem yalnızca ölümden sonra başlayan bir azap mekânı değildir. Cehennem önce insanın içinde doğar. Kalpte başlayan bir ateş zamanla büyür; bireyi sarar, topluma yayılır ve sonunda dünyayı yakabilecek bir yangına dönüşür. Kur’ân’ın dili bu süreci anlatırken son derece ince kavramlar kullanır. Bu kavramlar insan öfkesinin psikolojik katmanlarını âdetâ haritalandırır. İlk katman ğayz =غيظ dır . Ğayz, içte kaynayan öfkedir. Henüz dışa patlamamış fakat kalpte basınç oluşturan bir kızgınlık hâlidir. Bastırılmış gerilim, saldırganlık enerjisi ve içsel yanma bu kelimenin anlam alanına girer. Kur’ân’da cehennem tasvir edilirken bu kelimenin kullanılması dikkat çekicidir. Cehennem uzak bir yerden görüldüğünde insanların onun öfkesini (ğayz) ve uğultusunu duyacakları anlatılır. Başka bir yerde ise cehennemin neredeyse öfkesinden parçalanacak gibi olduğu söylenir. Bu tasvirler cehennemi sadece ateş olarak değil, âdetâ ö...

KUR’AN’DA لعلّ

Kur’ân’da لعلّ Kur’ân’daki لعلّ çoğu zaman bir gaye / pedagojik hedef bildirir. Yani bir fiile bağlanır. Fiille kullanılan لعلّ, hedeflenen bilinç / sonuç bildirir. Aşağıda Kur’ân’daki لعلّ ifadelerini, bağlandıkları amaç fiillerine göre gruplayarak verdim. (Sadece anlam taşıyan ana fiili esas aldım.) 1. Takvâ hedefi Kur’ân’daki en temel amaçlardan biridir. لعلّكم تتقون/ لعلهم تتقون (Bakara 21, 63, 183,187.) Anlam : Belki sakınırsınız / bilinç geliştirirsiniz. 2. Akletme hedefi لعلّكم تعقلون/ تعقلون لعلهم (Bakara 73, 242. Nûr 61. Hadîd 17.) Anlam : Belki aklınızı kullanırsınız. 3. Şükür hedefi  لعلّكم تشكرون / تشكرون لعلهم (Bakara, 185. Âli İmrân, 123. Maide, 6, 89. Enfal, 26.) Anlam : Belki şükredersiniz. 4. Hatırlama / Öğüt alma hedefi لعلّكم تذكرون / لعلهم تذكرون (Bakara 221. En‘âm 152. A‘râf 26. Nahl 90 Nur 1. Zümer 27 ) Anlam : Belki hatırlarsınız / öğüt alırsınız. 5. Merhamet görme hedefi لعلّكم ترحمون (A‘râf 63, 204. Yasin 45 ) Anlam : Belki rahmete erişirsiniz. 6. Fe...

DİN, DENGE VE MODERN DÜNYA

Din, Denge ve Modern Dünya 1. Kitâb – Sünnet – Hikmet : Din Nasıl Canlı Kalır?!. Kitâb (Kur’ân) : Allah’ın evrensel rehberliği, vahiy. Sünnet : Vahyin Efendimiz (s.a.v.) aracılığıyla hayata taşınmış hâli. Hikmet : Kur’ân ve Sünnet’in çağa taşınması ve güncel sorunlara uygulanması. Din , yalnızca Kitâb ile veya yalnızca Sünnet ile değil, hikmet ile birlikte uygulanırsa canlıdır. Aksi hâlde, dini sadece metin veya tarih sayfalarına gömer, donuklaştırır ve anakronizme düşmekten öteye gidemeyiz. Örnek : O gün kılıç ve ok kullanılıyordu; bugün top, tüfek, bilgisayar ve bilgi kullanıyoruz. Din, araç değil doğru niyet, amaç ve rehberliktir. 2. Makâsıd ve Değişmeyen Maksatlar Makâsıd : Amaç; değişmeyen evrensel hedefler demektir, bunlar da Adâlet : Ölçü ve denge. Kıst : Eşitlik ve hakkâniyettir. Bir de iyiliğin ve kötülüğün/zulmün ayrımı, Hakkı bâtıldan ayırt etmektir. Güç var, adâlet ve vahiy yoksa, zulüm kaçınılmazdır. 57/25’teki “demir” = güçtür ama güç, yalnız başına yeterli değildir;...

KİTÂB, SÜNNET VE HİKMET

Kitâb, Sünnet ve Hikmet Kitâb : Kur’an = Vahiy. Sünnet : Kur’an’ın = Vahyin miladî 610 ilâ 632 arasındaki uygulaması. Hikmet : Kur’an’ın = Vahyin güne taşınması. Din, Kitâb ve Sünnetle tamamlanmış, tamam olmuştur. Hikmet, bu tamlığın, tamamlanmışlığın şerh edilerek çağa taşınmasıdır. Sünnet yoksa din, Kitâb’taki yazı veya söz olur. Sünnet, bu yazıyı veya sözü hayata taşır. Hikmet, bu taşımanın (taşınışın) model (örnek) alınarak “güncelenmesidir.”!. Bu (taşıma, güncelleme) yapıl(a)mazsa, din donuklaşır, canlılığını yitirir; değişim yok sayılarak anakronizme düşülür. Burada şu soru yerindedir. Değişim mi dini; din mi değişimi değiştirir?!. Değişim, denenmenin ve dinamizmin gereğidir, herkes aynı şeylerle (sorularla?!) denenmez; din, bu değişime/dinamizme yön veren evrensel ahlâkî ilkelerin (= ilâhî kuralların) adıdır. Hikmet, değişime/dinamizme rağmen, evrensel ahlâkî ilkelerle (= ilâhî kurallarla) doğru yönü bulabilme ve o yolda yürüyebilmedir. = Sırat-ı müstakîm. Efendimiz bu yolda de...

BEDİR, UHUD VE TEBÜK

Bedir, Uhud ve Tebük Bedir : 17 Ramazan 624. Uhud : 11 Şevval 625. Tebük : Recep-Ramazan 630. (Lütfen Nisâ Sûresinin, 71 ilâ 87. âyetlerini okuyunuz.) Bugün 17 Ramazan 2026. Bedir savaşı, bundan 1402 yıl önce yapıldı. Hicretin 2. yılı. Müslümanlar ekonomik olarak henüz toparlanamamışlar ama sağlamlar. Sayıları 300. Düşman 1000 kişi ve donanımlı. Sonuç : Kesin zafer. Uhud’daki sayı 1000’e 3000. = 1/3. Yaklaşık Bedir’le aynı ama Müslümanlar Bedir’deki gibi sağlam değil. Sonuç : Ma’lum. Tebük, Medine’ye 700 km uzaklıkta. Müslümanların sayısı 30.000. Bu savaş Bizans’a karşı yapılan bir savaş; çoğu Müslümanlar bu savaşa ganimet için katılır; Kâ’b b. Mâlik, Mürâre b. Rebî’ ve Hilal b. Ümeyye gibi bazı sahabeler bu savaşa katılmaz; “bu sıcakta savaşa mı çıkılır?!”, derler. (Bknz. 9/81.) Bu savaşların ayrıntısına giremiyorum ve şu soruyu soruyorum : Rabb-ül Âlemin, isteseydi Müslümanları savaşsız da muzaffer kılamaz mıydı; veya düşmanı “başka türlü” (deprem, sayha, salgın, vb. şekillerde) de m...

ÇÜRÜME

Çürüme Çürüme bile değil, kokuşma, kokuşmuşluk. Tarihte insanlığın bu kadar dibe vurduğu bir dönem yaşandı mı bilmiyorum. Esfele sâfilîn denilen hâl, bu hâl olsa gerek. Bu hâle nasıl gelindi?!. Din dâhil her şey, dünyalık çıkara indirgendi. Çürümüşlük öyle bir hâl aldı ki, Tanrı bile istismar edildi, ediliyor. Savaşlar Tanrı adına yapılıyor. Bugün sokakta bir dilenci, boğazında bir teyple ilâhî ile ve besteli "Bismillahirrahmanirrahîm"le para topluyordu. Bugün din, sırtından para, unvan (= mal ve makam) kazanılan bir aparata dönüştü/rüldü. Çağdaş haçlılar da “din adına” savaşıyorlar. Burada artık din amaç değil, araç; amaç için din kullanılıyor. Amaç ne?!. Dünyalık menfaat ve nufüz; ekonomik ve siyasal iktidar/güç elde etme, tahakküm kurma. Yığınlar, asil/asıl dini (= dîn-ül qayyûmu) iyi/sağlam bilmemelerine rağmen iyi-kötü dine duyarlılar; bu bilgisizlik, güç odakları ve din istismarcıları tarafından istismar ediliyor. Yaşanan kokuşmuşluğu bertaraf etmenin tek/yegâne yolu, d...

NİYET, FİİL VE MÎZAN

Niyet, Fiil, Mîzan ve Tefzîz/İstefzîz İnsan yaşamında sorumluluk, akıl ve irade sahibi olmayı gerektirir. İnsan, varoluş gayesine niyet ve fiil aracılığıyla yönelir veya o gayeden sapar. Bu yönelim, Aristocu dört sebep ve Kelâmın makâsıdı bağlamında değerlendirilebilir. Niyet, insanın içsel yönelimi olup akıl ve iradesiyle belirlenir. Niyet, çekirdektir. = نواة نووي . Fiil, niyetin görünür hâlidir; ikisi (= niyet ve fiil), iç ile dışın birliğini sağlayarak karakterleşmiş ontolojik bütün oluşturur. Dört sebep (= maddî, formel, etken, gâî) ve makâsıd/maksatlar niyetin fiile dönüşümünü ve fiilin değerini belirlerler. Maddî sebep fiilin somut zeminidir; niyet bunu yönlendirir; formel sebep fiilin biçimi ve düzenidir; niyet hedefe yön verir; etken sebep niyetin motivasyonu ve fiili harekete geçiren güçtür; ereksel/gaye/gâî sebep (makâsıd) niyetin nihaî amacı ve tümel gayeye uyum ve fiile anlam katar. İnsan, niyetini tümel maksat = tümel gaye ile uyumlu hâle getirmeye çalışır. Her şeye rağme...

LEH VE ALEYH

Leh, Aleyh ve Niyetin Sâfiyeti : Varlığın ve Yönelişin Metafiziği 1. Leh ve Aleyh : Dilbilim ve Ontolojik Temel Leh = (له), “Le” + “Hû” birleşiminden oluşur. Le, için, adına; Hû, üçüncü tekil zamir, O/o anlamında. Bu O/o'yu kimin için kullandığımız önemli. Örnek : LeHü-l Halk’u ve LeHü-l Emr = “Yaratma ve yönetme O’nundur.” Burada Allah için kullanılmıştır. İnsan için de kullanılabilir. Çoğul örnekler : Lehümâ / Lehüm, insanlar veya varlıklar için kullanılır; Allah’a çoğul zamir kullanmak teolojik olarak anlam kaymasına neden olur. Aleyh (عليه), “Alâ” + “Hû”; Alâ, üzerine, karşı; Hû, üçüncü tekil zamir. Örnek : Aleyhisselâm = Selam onun üzerine olsun. Hû burada = aleyhde/alâ ile Allah için kullanılmaz; çünkü kimse Allah’a karşı = Allah aleyhine iş yapamaz. Ontolojik olarak leh, varlığın “kime ait olduğu”; aleyh, varlığın kime karşı yöneldiği ifade eder.  Kişi, lehinde ve aleyhinde olanları bilerek, niyet ve fiilini buna göre ayarlamalıdır. 2. Varlığın Amacı ve Niyet Soru : Niçin va...

SIYAM VE SERVET

Sıyâm/Oruç ve Servet Kullanımı Modern dünyada para, sadece bir satın alma ve değişim aracı değil; aynı zamanda itibarın ve değerin görünür simgesi olmuş; toplum da servetini ve gücünü sergileyen kişiyi yüceltir; parasız olanı ise değersizleştirir hâline gelmiştir. Villa, yalı, pahalı araba, büyük mülk… Bunlar basit nesneler gibi görünse de, toplumsal algıda değer ve statü sembolü hâline gelmiştir. Reklamlar, sosyal medya ve kolektif bilinç bu illüzyonu sürekli pekiştiriyor. Dış mekân algısı, iç mekâna ve zihniyete de yansıyor. Derme çatma bir baraka veya gecekondu, kişinin kendini eksik hissetmesine yol açarken; büyük bir yalı veya gösterişli mülk, egoyu ve tekebbürü besliyor. İşte modern Karun buradadır. Bugün para, servet ve görünürlük değerin ölçütü hâline gelmiştir. Bu durum egoyu ve gücü putlaştırır, haksızlık ve gösterişi kaçınılmaz kılar. Bu zihniyetin klasik ifadesi Arapça’da “ilâhehû hevâ”dır, yani büyüklüğü kendinde görmek, kendini ilâhlaştırmak. Hevâ, kontrol edilmediğinde k...

İÇSEL YOLCULUK HARİTASI

İçsel Yolculuk Haritası : İnsan, Yer ve Özgürlük Kinik Yol : Sadelik ve Bağımsızlık İhtiyaçları azalt ki özgürlüğün çoğalsın. Bağlardan ve yapay değerlerden arın. Özgürlük bağımsızlıkta, ama hâlâ sınırlar içinde. Stoacı Yol : İç Disiplin Kontrol edebildiğini düzenle, bilmediklerine takılma. İçte düzen sağla, dış etkilere esir olma. Özgürlük bilinçli disiplinle ortaya çıkar. Hamsun’un İç Sokakları : Farkındalık ve Çatlak Açlık, gurur, yalıtılmışlık farkındalık yaratır. Modern dünyanın karmaşasında iç çatlağı gösterir. İnsan yerini doğru tanıdığında adâlet ve sorumluluk başlar. Oruç ve Gayba İman : Yerini Bilmek Oruç, açlık ve sınırları hatırlatır ama yiyeceğe-içeceğe köle kılmaz, onların Rabbine kul kılar. Bilen’in bildirmesine güven, görmediklerine inan. Özgürlük doğru bağa yönelmek ve yerini korumaktır. Hayat : fırsat ve deneyim; ölüm : sınavın sonucu; ölçü : özgürlük ve adâletin sınav ışığında belirginleşmesi. Klasik Tasavvuf : Dünyaya Mesafe ve Kalbin Yönelimi Dünyaya mesafeli durur...