Kayıtlar

İLETİŞİM AHLÂKI

İLETİŞİM AHLÂKI Söz ve Yazı : İçeridekinin Dışarıya Çıkışı İnsan, içinde taşıdığını söz ve davranış olarak dışarıya aktarır. Duygu düşünceye, düşünce söze, söz yazıya, yazı eyleme dönüşebilir. Bu nedenle iletişim, yalnızca bilgi alışverişi değildir. İletişim, insanın iç dünyasının dış dünyaya açılmasıdır. İnsan konuşurken kendisinden bir şey verir. Yazarken kendisinden bir şey bırakır. Söz ve yazı bu anlamda birer eylemdir. Nasıl ki insanın eliyle yaptığı bir eylemin ahlâkî bir değeri varsa, diliyle yaptığı eylemin de vardır. Dolayısıyla “ben sadece söyledim” veya “ben sadece yazdım” diyerek sorumluluktan çıkamayız. Söylemek de yazmak da yapmaktır. Çünkü söz bir şey yapar; yaklaştırır veya uzaklaştırır; onarır veya yaralar; aydınlatır veya örter; ihyâ eder veya öldürür. Söz ve Yazı, İmana da Küfre de Bağlanabilir İman yalnızca insanın zihninde ve kalbinde duran soyut bir kabul değildir. İman, yöneliştir. Yöneliş ise eylem üretir. Bu nedenle iman, insanın sözünde ve yazısında da görünür...

İMANIN FENOMENOLOJİSİ

İMANIN FENOMENOLOJİSİ İman Nerede ve Nasıl Görünür?!. İman nedir?!. İman, öncelikle insanın Rabbiyle kurduğu görünmez bir ilişkidir. Kalbin tasdiki, aklın ikrarı, nefsin yönelişi ve insanın Allah’a güvenerek O’nun gösterdiği istikâmete yönelmesidir. Bu yönelişin ilk muhatabı insanoğlu değil, Allah’tır . İnsan imanı dışarıdan bütünüyle bilemez. Çünkü insan kalpleri okuyamaz. Allah ise kalplerde olanı bilir : “ O, göğüslerin özünü bilendir.” Dolayısıyla iman, Allah açısından görünmez değildir. Bizim için görünmeyen, Allah için gizli değildir. Fakat burada önemli bir mesele ortaya çıkar : İman insan hayatında hiç görünmemeli midir?!. Hayır. Çünkü iman insanın içinde kapanıp kalan bir “duygu ve düşünce” değildir. Gerçek iman, insanın varoluşuna nüfuz eder; düşüncesini, tercihini, davranışını ve nihayet hayat tarzını dönüştürür. İman tohumsa, sâlih amel onun meyvesidir . Tohum görünmeyebilir; fakat hayat bulduğunda toprağın üstünde bir filiz verir. Filiz ağaca, ağaç meyveye dönüşür. Meyve t...

KUR’ÂNÎ DÜNYA GÖRÜŞÜ

KUR’ÂNÎ DÜNYA GÖRÜŞÜ Hayât-üd Dünyâ’dan Âhirete Uzanan Bütünlük Kur’ân’ın dünya tasavvuru, felsefî anlamda bir weltanschauung (dünya görüşü veya yaşam felsefesi) kavramına indirgenemez. Çünkü Kur’ân için dünya yalnızca hakkında bir görüş oluşturduğumuz “dış dünya” değildir. Dünya, içinde yaşadığımız, düşündüğümüz, bildiğimiz, seçtiğimiz, eylediğimiz, imtihan olduğumuz ve âhirete doğru yürüdüğümüz hayatın kendisidir. Bu nedenle Kur’ânî dünya görüşü, “dünya nedir” sorusuyla başlayıp orada bitmez. Asıl soru şudur : Dünya hayatını nasıl anlamalı ve bu hayat içinde nasıl yaşamalıyım ki varlığım âhirette de anlamını korusun?!. Bu açıdan Bakara 204-206, Kur’ânî dünya görüşünün küçük fakat son derece yoğun bir örneğini sunar. Dünya Hayatı Yalnızca Bir Dünya Tasavvuru Değildir Bakara 204’te şöyle denilir : وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا “ İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkında söylediği söz seni hayran bırakır .” Buradaki ifade özellikle dikkat ç...

DİN-DEVLET, CEMAAT-TARİKAT MESELESİ

SON YÜZYILDA TÜRKİYE’DE DİN, DEVLET VE CEMAATLER İKTİDAR, HEVÂ VE İLÂHLIK SAVAŞI Türkiye’nin son yüzyıllık din, devlet, siyaset ve cemaat tarihini yalnızca laiklik-dindarlık, devlet-cemaat, sağ-sol veya cemaat-cemaat çatışması üzerinden okumak, meselenin görünen yüzünü anlatabilir; fakat kaynağını açıklamaz. Çünkü görünen bütün bu mücadelelerin altında daha derin bir soru vardır : Kim hükmedecek?!. Bu soru yalnızca siyasetin sorusu değildir. Aynı zamanda insanın varlık, özgürlük, kulluk ve sorumluluk anlayışının da sorusudur. İnsan kimin hükmünü kabul edecek?!. • Devletin mi?!. • Liderin mi? • Cemaatin mi?!  • Partinin mi?!  • İdeolojinin mi?!. • Çoğunluğun mu?!. • Kendi hevâsının mı?!. • Yoksa Allah’ın mı?!. Bu nedenle asıl mesele, hangi cemaatin, hangi partinin veya hangi ideolojinin kazanacağı değildir. Daha derinde savaş, “kim hükmedecek” sorusu ile “kime kulluk edilecek” sorusu arasındaki savaştır. Bu savaş, • Bazen siyaset adıyla görünür. • Bazen din adına. • Bazen laikl...

KİTÂB’IN EVRENİ : ÂYETLERDEN ANA MESAJ’A

KİTÂB’IN EVRENİ : ÂYETLERDEN ANA MESAJ’A Giriş : Ağacı Görmek, Ormanı Kaçırmamak Kur'ân’ın âyetleri tek tek ağaçlar gibidir. Her biri kendi başına anlam taşır; her birinin kendine özgü bir yapısı, bağlamı, dili, ilişkileri ve işaret ettiği hakikatler vardır. Bu yüzden âyeti anlamak, kelimesinden bağlamına, bağlamından sûresine kadar dikkatli bir okumayı gerektirir. Fakat burada bir tehlike vardır : Ağacı incelerken ormanı kaçırmak. Bir âyeti çok iyi açıklamak, henüz Kitâb’ın ne söylediğini bütünüyle görmek değildir. Çünkü Kitâb, âyetlerin basit bir toplamı değildir. Âyetler arasında bir anlam örgüsü, bir bütünlük, bir yön ve bir ana mesaj vardır. Bu sebeple yalnızca, “bu âyet ne söylüyor” sorusunu değil, “ bütün Kitâb birlikte ne söylüyor ” sorusunu da sormak gerekir. İşte Kitâb’ın Evreni, bu ikinci sorunun peşine düşer. 1. Âyet : İşaret Âyet, yalnızca okunacak bir cümle değildir. Âyet, işaret eder. Bazen bir söze, bazen bir olaya, bazen insanın kendisine, bazen tabiata, bazen tar...

SONSUZ ŞİMDİ

SONSUZ ŞİMDİ İnsan zamanı nasıl yaşar?!. İlk bakışta cevap basittir : • Geçmiş geçmiştir. • Şimdi yaşanmaktadır. • Gelecek henüz gelmemiştir. Sanki zaman, önümüzden geçen bir çizgidir : Dün → Bugün → Yarın. Fakat insanın gerçek yaşantısına biraz daha yakından baktığımızda, bunun o kadar basit olmadığını görürüz. Çünkü geçmiş gerçekten geçmişte kalmaz. Gelecek de gerçekten yalnızca gelecekte değildir. İkisi de şimdiye gelir. İnsan geçmişini hatırlar. Geleceğini tasarlar. Geçmişte yaşadıkları bugünkü davranışlarını etkiler. Gelecekte olmasını istediği şeyler de bugünkü davranışlarının nedeni olur. Öyleyse insan yalnızca “şimdi”de yaşayan bir varlık değildir. İnsan, geçmişi ve geleceği şimdiye taşıyan bir varlıktır. Ve belki de burada zaman hakkında alışılmış düşüncemizi yeniden gözden geçirmemiz gerekir. 1. ŞİMDİ NEDİR?!. Şimdi, geçmiş ile geleceğin arasına sıkışmış küçücük bir zaman parçası mıdır?!. Eğer öyleyse, yaşadığımız hayatın büyük kısmı aslında yoktur. Geçmiş artık yoktur. Gelec...

CUMA : TOPLUMUN NAMAZI

CUMA : TOPLUMUN NAMAZI Cuma, Müslüman toplumun haftalık cem’/toplanma günüdür. Toplanma, bir araya gelme, birlikte bulunma günü. Cuma’yı yalnızca haftanın belirli bir gününde kılınan iki rekâtlık bir namaz olarak görmek, onun anlam alanını oldukça daraltır. Cuma namazı, yapısı itibarıyla ferdî değil, cemaatle ve topluca yerine getirilen bir ibâdettir. Bu özelliği, onun Müslüman toplumla doğrudan ilişkisini gösterir. Buradan hareketle şu cümleyi kurabiliriz : Cuma, Müslüman toplumun namazıdır. Bu, fıkhî bir terim değil; Cuma’nın mahiyetini anlamaya yönelik bir okumadır. Mekke’den Medine’ye : Mü’minlerden Topluma Mekke’de Müslümanlar vardı; fakat henüz organize olmuş bir Müslüman toplum yoktu. İnsanlar iman etmiş, aynı hakikate yönelmişlerdi; fakat siyasî, hukukî ve toplumsal bir düzen henüz kurulmamıştı. Medine’ye hicretle birlikte durum değişti. Hicret, yalnızca bir mekân değişikliği değildi. Bir toplumsal varoluş biçimine geçişti. Mü’minler artık ortak ilkeler etrafında organize olmuş...