Kayıtlar

BUGÜNE NASIL GELDİK?!

BUGÜNE NASIL GELDİK?! Dünyanın Amaç, Âhiretin Unutulduğu Yolculuk 1. Başlangıçta Ölçü Belliydi Kur’an, insanın dünya hayatıyla âhiret arasındaki ilişkisinin ölçüsünü açıkça ortaya koyuyordu : “ Allah’ın sana verdiklerinden âhiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuk arama. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez .” (Kasas 28/77) Bu âyet, hayatın gayesini ve dünya ile âhiret arasındaki ilişkiyi belirleyen temel bir ölçü sunuyordu. Dünya bir imkân, âhiret bir hedef; hayat ise bu ikisi arasındaki sorumluluk alanıydı. İnsan dünyada yaşayacak, kendisine verilen imkânlardan yararlanacak, rızkını kazanacak, üretecek, öğrenecek, insanlara iyilik edecek; bütün bunları yaparken âhireti gözetecekti. Dünya hayatı değersiz değildi. Onun değeri, hangi amaçla ve nasıl yaşandığından alınıyordu. Bir insanın sevdiği bir işle uğraşırken yemeğini unutması gibi, insan da âhiret hedefiyle meşgul olurken dünyadan nasibini unutmamalıydı...

DİNİN FİİLEN TİCARÎLEŞMESİ

DİNİN FİİLEN TİCARÎLEŞMESİ VE GÜCÜN EVRENSEL DÖNGÜSÜ Allah ile Aldatmak, Allah’a Din Öğretmek ve Âyetleri Az Bir Bedelle Satmak Üzerine Bir Manifesto Kutsal metinler, insanın varoluşsal korkularını, suçluluk duygusunu ve bilinmezliğin dehşetini anlamlandırmak üzere ortaya çıkarken, kutsal olanın çıkar aracına dönüştürülmesine karşı da güçlü bir ahlâkî sınır koymuşlardır. Hristiyanlık, kutsalın parayla takasını simoni kavramıyla mahkûm etmiş; Kur’an, âyetlerin az bir bedel karşılığında satılmasını yasaklamış; Yahudi geleneğinde de kutsal görevin maddî çıkara dönüştürülmesine karşı güçlü hükümler oluşmuştur. Fakat paradoks tam da burada başlar : Kutsal hukuk, kutsalın ticarîleşmesini yasakladığı hâlde; insan, kutsalı ticarîleştirmenin yollarını bulmuştur. Üstelik bunu çoğu zaman açıkça “ satış ” yaparak değil; kavramların adını değiştirerek, niyeti kutsallaştırarak, otoriteyi kurumsallaştırarak ve elde edilen ekonomik gücü yeniden dînî meşrûiyetle donatarak gerçekleştirmiştir. Bu nedenl...

KULUN İLÂHLAŞMA RİSKİ

KULUN İLÂHLAŞMA RİSKİ (Âyet-el Kürsî ve Kehf Sûresi Ekseninde Bir Yetki Sınırı Analizi) GİRİŞ : TEORİDE İLÂH TEK, PRATİKTE ÇOK! İslâm’ın temel ilkesi tevhîddir : Allah tektir; ilâh O’dur. Kelime-i Şehâdet’in Hz. Muhammed’i tanımlayan bölümü bile bu sınırı açıkça ortaya koyar : AbduHû ve ResûlüHû = O’nun kulu ve Elçisi. Hz. Muhammed, Allah’ın elçisi olmasından önce ve onunla birlikte Allah’ın kuludur. Elçilik, kulluğu ortadan kaldırmaz; kulluk da elçiliği değersizleştirmez. Hiçbir beşerî makam, insanı Allah olmaktan veya Allah’a ait mutlak yetkileri kendiliğinden taşımaktan çıkaramaz. Ne var ki burada gözden kaçırılmaması gereken bir mesele var. Bir insanın Allah’ın birliğine inanması, onun zihninde ve dînî hayatında bütün yetkileri yalnızca Allah’a bıraktığını gösterir mi?!. Diliyle yalnızca Allah’ı ilâh kabul eden biri, davranışlarında başka insanlara Allah’a ait işlevler yükleyebilir mi?!. Evet, bu çelişki mümkündür. Teoride İLÂH TEK, pratikte ÇOK! Bir kişi Allah’ın tek ilâh olduğunu...

ZAMAN VE MEKÂN HAPİSHANESİNİ YIKAN KISSA

ZAMAN VE MEKÂN HAPİSHANESİNİ YIKAN KISSA Hz. Mûsâ ve Hızır Muamması A-B Modeli Çerçevesinde Ontolojik Bir Okuma İnsan, içinde yaşadığı dünyanın sınırlarını çoğu zaman fark etmez. Zamanı geçmişten geleceğe doğru akan bir çizgi, mekânı içinde bulunduğu yer, hayatı doğumla ölüm arasındaki süre, ölümü de bu sürenin sonu olarak düşünür. Olayları bu çerçevede anlamlandırır; doğruyu ve yanlışı, hayrı ve şerri, adaleti ve zulmü de çoğunlukla kendi gördükleri üzerinden değerlendirir. Peki ya gördüğümüz, hakikatin bütünü değilse?!. Ya bizim gelecek dediğimiz şey, henüz yaşamadığımız için bilmediğimiz bir sonuçtan ibaretse?!. Ya ölüm, bizim sandığımız gibi varoluşun mutlak sonu değilse? Ya bir olay hakkındaki hükmümüz, o olayın anlamını belirleyen bütün gerçekliği kapsamıyorsa?!. Kur'an'daki Mûsâ ve Sâlih kul kıssası, işte bu soruların önünde durur. Bizi yalnızca bilgi sınırlarımızı sorgulamaya değil, zaman, hayat, ölüm, ahlâk ve varlık hakkındaki kabullerimizi yeniden düşünmeye çağırır. ...

MÛSÂ VE ÂSÂ

MÛSÂ VE ÂSÂ Asâdan İnsanlığa : Hazırlanmak, Görevlendirilmek ve Sorumluluk Üstlenmek 1. Firavunun Korkusu, Bir Çocuğun Kaderi Hikâye bir asâyla başlamıyor. Bir çocuğun doğumundan önce, bir iktidarın korkusuyla başlıyor. Firavun, yeryüzünde büyüklük taslayan, halkını sınıflara ayıran ve onların bir kesimini güçsüzleştiren bir yönetimdi. İsrâiloğullarının erkek çocuklarını öldürüyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Kur’an, bu uygulamayı yalnızca zalim bir yöneticinin kişisel kötülüğü olarak anlatmaz; iktidarın kendi varlığını korumak için insanları nasıl ezdiğini de gösterir. Fakat Allah’ın iradesi, Firavunun kurduğu düzenin sınırlarına sığmıyordu. Kasas sûresinde bildirildiği üzere Allah, yeryüzünde güçsüz bırakılanlara lütufta bulunmayı, onları önderler ve mirasçılar kılmayı, Firavuna ve onun ileri gelenlerine korktukları şeyi göstermeyi murat ediyordu. (Kasas 28/4-6) Firavun, geleceğini güvence altına almak için çocukları öldürüyordu. Oysa kendi sonunu hazırlayan sürecin içinde, öldürmek...

HESABI DÜZELTMEK

HESABI DÜZELTMEK Hangi Yarışta, Ne Uğruna Koşuyoruz?!. Çoğumuz, kazanmak uğruna kaybettiğimiz bir yarışın içindeyiz. Ne kazandığımızı biliyoruz; kazandıklarımızı sayıyor, biriktiriyor, sergiliyor ve başkalarının kazandıklarıyla karşılaştırıyoruz fakat ne kaybettiğimizi aynı açıklıkla görebiliyor muyuz?!. Kazancımızın miktarını ölçüyoruz da kaybımızın büyüklüğünü ölçebiliyor muyuz?!. Öne geçmek için koşuyoruz da nereye doğru koştuğumuzu soruyor muyuz?!. Herkesin alkışladığı bir başarı, gerçekten başarı mıdır? Bir yarışta öne geçmek, hayatın bütününde öne geçmek anlamına gelir mi?!. Belki de asıl sorunumuz, yarışıyor olmamız değil; hesabımızı yanlış yapıyor olmamızdır. Çokluğun Aldattığı Hesap Kur’an, insanın bu yanılgısını tek bir cümleyle teşhis eder : “ Çokluk yarışı sizi oyaladı .” (Tekâsür 102/1) Tekâsür sûresinin başındaki ifade, yalnızca malın çokluğuyla ilgili değildir. Çokluk üzerinden üstünlük kurma, biriktirdikleriyle değer kazanma, başkalarından daha fazlasına sahip olarak ke...