Kayıtlar

TATMA

Tatma Azıcık yemek, tadına bakmak. İlk tadım, cennetteki yasak ağaçla mı?!. (7/22.) Sonra dünyaya düştük. Bir sürü şeyin (yemeğin-içeceğin, acının-tatlının) tadına baktık. Dünyadan giderken ölümün tadına bakacağız. (3/185. 21/35. 29/57.) Sonra da azabın. (7/39. 8/14. 8/35. 8/50. 9/35...) Çünkü bazılarımız rahmeti tadınca şımarıyor. (10/21. 11/9. 11/10. 30/33.) Bu dünya, tadımlık bir dünya mı?!. Tatma, geçici bi şey mi, kalıcı bi şey mi?!. ... Tatma (ذوق ) zevk- zékâ Kur’an’da çok derin bir kelime. Sadece biyolojik bir “lezzet alma” değil; bir hâlin insanda doğrudan yaşanması, deneyimlenmesi, içe işlemesi demek. Yani bilgi olmaktan çıkıp varlık hâline dönüşmesi. Yasak ağacın “tadılması”, ilk sınır ihlâli. Dünyada nimetlerin, acıların, arzuların tadılması. Ölümün tadılması : “Her nefis ölümü tadacaktır, tadıcıdır.” Burada ölüm bile “kalıcı ikâmet” değil, bir geçiş tecrübesi olarak sunuluyor. Sonra azabın “tadılması”. Rahmetin tadılması. Hatta iman da “tadılır” : “İmanın tadı/hazzı”!. B...

BİTİK ADAM ve A-B MODELİ

BİTİK ADAM ve A-B MODELİ Modern İnsanın Krizi : Teşhis mi, Tedavi mi?!. Bitik Adam modern insanın iç çöküşünü anlatan en sarsıcı metinlerden biridir. Kitabı önemli yapan şey, yalnız psikolojik yoğunluğu değildir; modern bilincin ontolojik yarasını sezmiş olmasıdır. Giovanni Papini’nin “Bitik Adamı”, başarısız bir insan değildir sadece; O, yorulmuş bilinçtir, kendini taşıyamayan benliktir, merkez olmayı deneyip çöken iradedir, hakikatten kopmuş epistemolojidir. Bu yüzden kitap yalnız bir bireyin hikâyesi değil; modern çağın metafizik portresidir. Fakat eserin önemli bir eksikliği vardır : Teşhis vardır; tedavi yoktur veya belirsizdir. İşte burada, bizim A-B modelimiz önemli bir açıklama ve imkân sunuyor. 1. A ve B Nedir?!. Bu modeli kabaca şöyle düşünebiliriz : A : • Hakikat alanı. • Ontolojik merkez. • Varlığın kaynağı. • Anlamın taşıyıcısı. • İlke, ölçü, mizan. Din dilinde: • Hak, • Ulûhiyet, • Rubûbiyet, • Tevhîd, • Emr, • Kün hakikati, • Kitab’ın referans alanı. B : • İnsanın algıs...

ÂHİRET HÂLLERİ

ÂHİRET HÂLLERİ (Ölüm, Yüzleşme, Uyum ve Süreklilik) Âhiret, çoğu zaman yalnızca “ölümden sonra gidilecek yer” gibi düşünülür. Oysa Kur’an’ın dili dikkatle okunduğunda, âhiretin sadece mekânsal bir “öte dünya” değil; insanın dünya içinde kurduğu yönelişlerin açığa çıktığı bir hakikat alanı olduğu görülür. Bu nedenle âhiret, yeni bir benliğin üretildiği değil, mevcut benliğin örtüsüz hâle geldiği alandır. İnsan dünya hayatında yalnızca yaşamaz; aynı zamanda kendisini inşâ eder. Her seçim, her yöneliş, her “kesb”, insanın iç yapısında iz bırakır. Bu izler birikerek bir yön oluşturur. Kur’an’ın “küllü nefsin bimâ kesebet rehîne” ifadesi tam da bunu anlatır : İnsan, kendi kazandıklarıyla bağlı hâle gelir. Bu bağ dışarıdan vurulan bir zincir değil, içeriden oluşan bir yön sabitlenmesidir. Bu yüzden dünya, yön üretim alanıdır. Akıl burada çalışır, irade burada seçim üretir, insan burada kendisini hangi hakikate açacağını belirler. Ölümle birlikte ise bu üretim alanı kapanır. Artık yeni bir yö...

ÖLÜM GERÇEĞİ

ÖLÜM (Tadılan Geçiş, Yüzleşme ve Ontolojik Açılma Modeli) 1. Ölüm : Yokluk değil, “Mevt” Tecrübesi Kur’an ölümü yokluk olarak değil, tadılan bir hâl olarak kurar : “Küllü nefsin zâikatü’l mevt.” (3/185.) Bu ifade üç şeyi aynı anda açar : • Ölüm bir ontolojik olaydır. (= Mevt) • Ölüm bir fenomenolojik tecrübedir. (= Tatma) • Ölüm bir karşılaşmadır. (= Ligâ) Buradan şu temel ayrım doğar : • Mevt, ölümün geçiş hâli. • Meyyit, bu geçişin sonucunda oluşan durum. Ölüm bu anlamda yokluk değil; varlığın kip/mod değiştirmesidir. 2. Ontolojik Model : A-B yapısı Bu çerçevede sistem şöyle kurulur : • A = Hakikat / Varlığın Aslı / İlâhî Kaynak. • B = İnsan bilinci / benlik / yorum sistemi. • Nûr = A’nın görünürlük ve açıklık hâli. • Zulümat = B’nin A’dan kopukluk hâli. B, dünya hayatında A ile ilişki kurar ama bu ilişkide : • Yorum vardır. • Bu ilişki sahiplenilir. • Yön üretir. • Parazit katmanlar oluşturur. 3. Hayat : Oluş ve Bağ Kurma Alanı Hayat, B’nin A ile ilişki kurduğu süreçtir, anlam üret...

DİN BİLİNCİ

DİN BİLİNCİ (Borç, Mülk, Kesb ve Âkıbet Ekseni) Din bilinci, burada “ritüel bilgi” ya da sadece normatif bir sistem değil; varlığın temel ilişkisini fark etme biçimi olarak ele alınır. Bu ilişki, insanın kendisini “sahip” değil, “tasarruf eden” bir varlık olarak konumlandırmasıyla başlar. Bu çerçevede din (dîn), aynı zamanda deyn (borç) kökünü taşır. Bu kök, insanın varlık karşısındaki durumunu bir “mülkiyet ilişkisi” değil, bir emanet ve sorumluluk ilişkisi olarak kurar. İnsan, kendisine ait olmayan bir varlık düzeni içinde tasarrufta bulunan bir özne konumundadır. Bu yüzden borç, ekonomik bir yük değil, ontolojik bir farkındalıktır. Mülk tamamen O’na aittir. Bu durumda insanın “ödemesi gereken bir borç” teknik olarak mümkün değildir; çünkü borç, sahibine geri verilecek bir mülkiyet değil, zaten sahibine ait olanı yanlış sahiplenmeme bilincidir. Dolayısıyla “borç ödemek” ifadesi, fiilî bir işlemden çok bir yöneliş değişimini ifade eder : insanın sahiplik iddiasından vazgeçip emanet bi...

BİLGİ VE HİKMET

BİLGİ VE HİKMET (Varlık, İnsan ve Yapay Zekâ Üzerine Bir İnceleme) 1. GİRİŞ : BİLGİ İLE HİKMET ARASINDAKİ AYRIM İnsanlık tarihinde bilgi her zaman artmıştır; ancak hikmet her zaman aynı oranda artmamıştır. Bu iki kavram çoğu zaman birbirine yakın görülse de aynı değildir. Bilgi : • Şeyleri açıklar. • Parçalar. • Analiz eder. • Modeller. Hikmet : • Şeyleri yerli yerine koyar. • Bağları gösterir. • Ölçüyü kurar. • Varlığı anlam içinde tutar. Bu nedenle bilgi artışı tek başına hikmet üretmez. 2. VARLIKLA İLİŞKİNİN BOZULMASI : ÂYETTEN ŞEYE Varlık, yalnızca nesneler toplamı değildir, aynı zamanda işaretler (âyetler) sistemidir. Âyet : • Kendini aşan şeye işaret eder. • İlişki kurdurur. • Anlam taşır. Şey : • Kapalı nesnedir. • Sadece kullanılır. • İşaret boyutu silinmiştir. Modern bilinçte âyet, şey oldu. Bu dönüşüm gerçekleştiğinde : • Bağ/lar kopar. • Anlam zayıflar. • Varlık düzleşir. 3. BİLGİNİN MEKANİZMALEŞMESİ Modern bilgi anlayışı giderek mekanik bir yapıya dönüşmüştür. Bir şey : • N...

DİNE BAKIŞIMIZ

Dine Bakışımız : “Semenen Kalîlâ” Merkezli Bir Çerçeve “Âyetlerimi az bir bedele satmayın.” Bu ifade sadece para ile ilgili değildir. Hakikatin; güç, statü, âidiyet, güvenlik veya çıkar karşılığında terk edilmesini de kapsar. 1. Din Niçin Var?!. Din, insanı hakikate (A’ya) bağlayan ilâhî bir çağrıdır. İnsanın unutma eğilimine karşı bir hatırlatmadır. Bu hatırlatma : • İnsanı hakikate yöneltir, • Nefsin mutlaklaşmasını sınırlar, • İnsanı Rabbine kulluğa çağırır. Zikir bu yüzden sadece söz değil, bilinçtir. 2. Din, Dünya ve Âhiret İçin midir?!. Evet, din hem dünya hem âhiret içindir. Kur’an; adâlet, ekonomi, aile ve toplum düzenini de konu eder. Sorun dünya değil, dünyanın mutlaklaştırılmasıdır. Din, dünyayı düzenler; ama dünya dinin yerine geçerse sapma başlar. 3. Dinin Metâlaşması Modern dünyada her şey gibi din de metâlaşabilir. Bu durumda din : • Hakikate çağrı olmaktan, • İnsanı dönüştüren bir yol olmaktan çıkar ve şunlara dönüşebilir : • Kimlik, • Güç, • Âidiyet, • Prestij, • Ekono...

PİŞMANLIĞIN ONTOLOJİSİ

Pişmanlığın Ontolojisi “Yâ leytenî…” Kur’an’daki en ağır ifadelerden biridir bu. Çünkü bu sözde artık inkâr yoktur. Savunma yoktur. Retorik yoktur. Kendini kandırma imkânı yoktur. Sadece çıplak hakikat vardır. Dünyada insan, kendisi hakkında hikâyeler kurar. Kendini yorumlarla örter. Yanlışını gerekçelendirir. Nefsini yeniden anlatır. Hakikati eğip büker. Kendine başka bir benlik inşâ eder. Ama parantez kapanınca anlatılar da kapanır. (Doğumla bu parantez açılır, ölümle kapanır.) Orada artık insan, söylediğiyle değil; olduğu şeyle karşılaşır. “Yâ leytenî” işte bu karşılaşmanın sesidir. Bu yüzden bu ifade basit bir üzüntü değildir. Çünkü dünyadaki pişmanlıkların çoğu hâlâ egonun içindedir : • Keşke kaybetmeseydim, • Keşke yanlış yatırım yapmasaydım, • Keşke onu bırakmasaydım, • Keşke bunu söyleseydim… Bunlar hâlâ dünyanın dili. Ama Kur’an’daki “yâ leytenî” ontolojik bir kırılmadır. İnsan, ilk kez kendisini hakikat ışığında görür. Ve şunu fark eder : • Ben, yaptıklarımdan ayrı değildim. ...

PARADİGMA DEĞİŞİMİ VE ÂYET BİLİNCİ

#Paradigma #Âyet  #Şuur #Bilim #Kültür #Sanat   #ParadigmaDeğişimi  #YalınOkuma #Kırılma #ÂyetOkuması #SebeplereTakılma Paradigma Değişimi ve Âyet Bilinci : Modern Dünyada İnsan-Varlık-Hakikat İlişkisinin Krizi Üzerine Bir Teşhis ve Tedavi Denemesi Giriş İnsanlık bugün yalnızca teknolojik, ekonomik veya siyasî bir kriz yaşamıyor. Daha derinde, varlığı okuma biçimine ilişkin paradigmatik bir kriz yaşıyor. Modern dünya, varlığı büyük ölçüde yatay bir düzlemde okumaya başladı. Şeyler artık aşkın bir hakikate açılan işaretler olarak değil; yalnızca birbirine bağlı mekanizmalar, işlevler ve süreçler olarak görülüyor. Böylece sebep zinciri uzuyor; fakat Müsebbib görünmezleşiyor. Bu durum yalnızca teorik bir dönüşüm değildir. Eğitimden sanata, medyadan gündelik hayata kadar bütün alanlarda insanın dikkatini, idrakini ve iradesini yeniden biçimlendiren köklü bir paradigma değişimidir. Bugün insanın temel problemi yalnızca bilgi eksikliği değildir. Daha derinde bir yön kaybı, nisb...

ONTİK RİTİM, ETİK YÖN VE SORUMLULUK

#Buyruk #OntikBuyruk #EtikBuyruk #Din #Düzen #Zorunluluk #Sorumluluk #İbâdet #SâlihAmel #Günah #Senkronizasyon Kün Buyruğu, Ontik Ritim ve Etik Yön : Kozmik Düzen ile İnsan Sorumluluğunun Bütüncül Yapısı Varlık, iki farklı ama birbirini tamamlayan düzeyde açığa çıkar: ontik düzen ve etik düzen. Bu ikisi ayrılmadığında tekvîn ile teşrî iç içe geçer; zorunluluk ile sorumluluk karışır; yaratılış ile tercih aynı düzlemde okunur ve sistem çatallanır. Ayrıldığında ise insanın hem kâinatla bağını hem imtihanla bağını kuran temel mimari netleşir. 1. Buyruk Ontolojisi : “Kün”ün Ontik Alanı Varlığın başlangıcı, Stoacı esti-esto ayrımında olduğu gibi, emir kipinin kurucu etkisindedir. “Kün” buyruğu, yalnızca yaratmayı başlatan bir işaret değil; varlığı taşıyan ritmik bir ilkedir. Bu yüzden tekvînî emir : • Süreklidir, • Zorunlu şekilde işler, • Ontolojik altyapıyı kurar. Güneş’in doğup batması, nefesin ritmi, hücre bölünmesi, zamanın akışı, yerçekiminin kararlılığı, bunların tamamı ilâhî buyruğa ...

İNSANIN OLUŞUNUN ONTİK VE ETİK DÜZEYİ

#Oluş #Emir #OntikEmir #EtikEmir İnsanın Oluşunun Ontik ve Etik Düzeyi İnsan meselesini iki düzeyde okumak gerekir : • Ontik/ontolojik düzey. • Etik düzey. Bu iki alan karıştırıldığında insan ya tamamen edilgenleşir, ya da Tanrı’dan kopuk bağımsız bir özneye dönüşür. Asıl mesele, bu iki alanın birbirine nasıl bağlandığıdır. 1) Ontik Düzey : “Kün” ile Varlığa Çıkış İnsan, kendi kendini var etmez. • Varlığı verilidir, • Kudreti verilidir, • Zamanı verilidir, • Aklı verilidir, • İmkânları verilidir. Bu yüzden insanın ilk varoluşu ontik olarak ilâhî fiilin sonucudur. Burada insan seçilmiş değil, yaratılmıştır. “Kün” emri insanı oluş sahnesine çıkarır, ama onu tamamlanmış bir varlık hâline getirmez. Dolayısıyla insanın ontik varlığı verilmiş bir başlangıçtır. 2) İnsan Neden “Tamamlanmamış”tır?!. Çünkü insan : • Taş gibi zorunlu, • Melek gibi sabit, • Hayvan gibi tamamen içgüdüsel değildir. İnsan, açık bırakılmış, yönsel bir varlıktır, ne olacağı kesinleştirilmemiştir. Bu yüzden insan, sadec...

KÜN = OL, EMİR = BUYRUK VE VARLIK

#Kün #Ol # Emir #Buyruk #OntikEmir #EtikEmir #Oluş #Rağmen #Agamben #Kierkegaard #Sevgi #Bilgi #Yön #Rıza #EşeddüHubbenlillah #Fedakârlık  Kün = Ol, Buyruk ve Varlık : Ontik ve Normatif Emir Üzerine Bir Sentez 1. Başlangıç : “Kün = Ol” ve Varlığın Dili Temel soru şudur : • “Ol” bir emir ise kime verilir?!. • Henüz var olmayan bir muhatap nasıl emir alabilir?!. Bu noktada klasik emir mantığı zorlanır. Çünkü emir yapısı normalde : • Âmir. • Emir. • Memur (muhatap) üzerine kurulur. Fakat “Kün” bağlamında muhatap henüz yoktur. Bu nedenle “emr” kavramı yalnızca buyruk değil, aynı zamanda : • İş. • Oluş. • Tahakkuk anlamlarını da içerir. Sonuç : “Kün” bir iletişim değil, varlığın açılışıdır. 2. Ontik ve Normatif Emir Ayrımı Ontik (tekvînî) Emir “Ol” : • Varlık üretir. • Zorunludur. • İtaat/itiraz alanı yoktur. Normatif (teşrîî) Emir “Yap/Yapma” : • İnsanı muhatap alır. • Seçim içerir. • Sorumluluk üretir. Temel soru : Bu iki emir türü ayrı gerçeklikler midir, yoksa aynı kaynağın farklı t...

İMAN-AMEL

#İman #Amel #Mü'min #SalihAmel #İmanAmeldenBirCüzmüdür İMAN-AMEL Mü’min, imanını amel, amelini iman yapan adamdır. Çünkü iman ile amel aynı şey değildir; ama birbirinden kopuk da değillerdir. İslâm düşüncesinde genel çerçeve şudur : İman, kalbin tasdiki, yönelişi, kabulü; amel, bu imanın dış dünyada tezahürü, pratiği, görünüşü; yani, iman kök, amel meyve. İmanını amel, amelini iman yapan, şunu bilir : İman sadece zihinsel bir kabul değildir. Yaşantıya dönüşmeyen iman eksiktir. Burada kritik bir risk de var : Eğer “iman = amel” gibi anlaşılırsa şu sorunlar çıkar : Amel zayıflayınca iman da yok sayılır. İnsan sürekli performans üzerinden değerlendirilir. İçsel tasdik geri plana itilir. Bu, İslamî dengede kabul edilmez. Daha dengeli ve daha sağlam ifade şudur : Mü’minin imanı hayatına yön verir; ameli de imanını görünür kılar. Burada iman, merkez ve yön; amel, tezahür ve dışa vurumdur. Bu, modern “praksis” kavramı ile de uyumludur. Praksis fikri açısından iman, yön; amel, o yönün yaş...

İLÂH

#İlâh #Firavun #Kârun #Hâmân #Sihirbazlar #Mûsâ #Çağdaşİlâhlar #Para #Servet #Devlet #Akıl #Benlik #Lider #Güç İLÂH “İlâh”ı sadece “tapılan varlık” diye tanımlamak eksiktir. Çünkü insanlar bazen secde etmeden de çoğu şeyi ilâhlaştırır. Daha derin bir tanım şöyle yapılabilir : İlâh, insanın nihâî merkez hâline getirdiği; en yüksek bağlılık, korku, umut, teslimiyet ve anlam yüklediği her şeydir. Yani bir şeyin “ilâh” olması için illa heykel olması gerekmez. İlâh için şu özelliklerden bazılarının “mutlaklaştırması” yeterlidir : • Son mercî olması, • Nihâî otorite olması, • Kimliği belirlemesi, • Uğruna her şeyin fedâ edilebilmesi, • Korkuların merkezine yerleşmesi, • Umudun ana kaynağı olması, • İnsanın yönünü tayin etmesi. Bu yüzden ilâhlık meselesi aslında “merkez” meselesidir. Kur’ân’daki tevhîd de tam burada devreye girer : Mutlak merkez, yalnız Allah’tır. Bunun anlamı : • Güç, mutlak değildir, • Devlet, mutlak değildir, • Toplum, mutlak değildir, • Para, mutlak değildir, • Akıl, mutl...

NE DEĞİŞTİ?!.

#Lâilâheillâllah #Tevhîd #İslâmınMottosu #İlâh #Çağdaşİlâhlar #ModernPutlar #Put Ne Değişti?!. Hz. Muhammed 610’da “lâ ilâhe illâllah” dediğinde; bu, o günkü Mekke toplumunda sarsıcı bir etki yapıyordu; aynı etki bugün niye yok?!. Çünkü aynı cümle, farklı ontolojik ve toplumsal bağlamlarda farklı ağırlık taşır. Hz. Muhammed 610’da “lâ ilâhe illâllah” dediğinde sadece teorik bir “Tanrı vardır” önermesini söylemiyordu. Mekke’nin bütün anlam, güç, ekonomi, soy, otorite ve kutsallık sistemine müdahale ediyordu. O günkü Mekke’de : • Kabile düzeni vardı. • Putlar sadece taş değildi; ekonomik ve siyasal merkezdi. • Şeref, soy ve güç kutsallaştırılmıştı. • İnsanlar görünürde çok tanrılıydı ama gerçekte “güç odaklarına bağımlılık” içindeydi. Bu yüzden “lâ ilâhe illâllah” şu anlama geliyordu : • Hiçbir güç, mutlak değildir. • Hiçbir otorite, kutsal değildir. • Hiçbir aracılık, nihâî değildir. • Hiçbir statü, ilâhlaştırılamaz. • Merkez yalnız Allah’tır. • Bu, sadece dînî değil; epistemolojik, pol...

DEĞİŞİM EKSENİNDE ARAÇ-AMAÇ AYRIMI

#Araç #Amaç #Araç-Amaç #Değişim #AracınAmaçlaşması #Sapma #İstikâmet  DEĞİŞİM EKSENİNDE ARAÇ-AMAÇ AYRIMI İnsan, değişimin ortasında yaşayan bir varlıktır. Zaman akar, şartlar dönüşür, ihtiyaçlar farklılaşır, araçlar çoğalır. Bu yüzden insanın ilk teması daima çokluk ve değişkenliktir. Fakat tam burada temel bir problem doğar : Değişen şeyler arasında değişmeyeni ayırt edemeyen insan, aracı amaç zanneder. 1. Değişim : Araçların Alanı Değişim, doğası gereği araçların alanıdır. Çünkü araç : • Zamana bağlıdır. • Şartlara göre şekil değiştirir. • İkame edilebilir. • Çoğaltılabilir. Dün “iyi at” olan şey, bugün “iyi araba” olur; yarın başka bir forma dönüşür. Bu dönüşüm bize şunu gösterir : Değişebilen şey, kendi başına amaç olamaz.  Eğer olsaydı, değişmesi mümkün olmazdı. Çünkü amaç : • Sabit olmalıdır. • Kendi kendine yeterli olmalıdır. • Başka bir şeye dayanmamalıdır. O hâlde değişim, bize doğrudan bir ölçü verir : Değişen = araçtır. 2. Modern Sapma : Değişeni Amaçlaştırmak Moder...