Kayıtlar

VAHDET-İ VÜCÛD

Vahdet-i Vücûd : Ontolojik, Fenomenal ve İnsan Perspektifi 1. Ontolojik Düzey : AHÂDİYET ve ULÛHUYET Ontolojik düzey, insan bilinci veya algısı ile ilişkili değildir. Bu düzeyde yalnızca varlık vardır ve varlığın kaynağı Tanrı’dır. • Tanrı, varlığın özü ve temeli olarak tam İlâh ve tam Rab’dir. • Yaratılmış varlıkların ontolojik özü, Tanrı’nın tecellîlerinden başka bir şey değildir; yani bu varlık düzeyinde yaratıcı ve yaratılmış ayrılmaz, "özdeştir"! ama henüz yaratılmış varlıklar yoktur. • Bu düzeyde “biz” yokuz; ontolojik birlik ve özdeşlik insan perspektifinden bağımsızdır. • AHÂDİYET, Tanrı’nın varlığının mutlak birliği ve teklik hakikatini; ULÛHUYET ise yaratılmışlar üzerindeki mutlak egemenliğini ifade eder. Bu nedenle ontolojik düzeydeki vahdeti insan doğrudan kavrayamaz. Bu birlik, varlık düzeyinde tam ve mutlak bir gerçekliktir; şâhitlik veya algı gerektirmez. 2. Fenomenal Düzey : UBÛDİYET ve İnsan Şâhitliği Fenomenal düzey, insanın var olduğu ve tecrübelerinin dev...

COGİTO'DAN COGİTOR'A

Cogito’dan Cogitor’a : Şâhitlik, Güven ve Hâl Yolculuğu Başlangıç : Cogito “Düşünüyorum, öyleyse varım. = Cogito, ergo sum”da (Descartes) özne fâildir; düşünce öznenin aracılığıyla gerçekleşir. Bu, klasik rasyonel özne metafiziğinin temelidir. Descartes’ın epistemik hattı burada sınırlıdır : Özne yalnızca kendi düşüncesinin farkındalığı ile varlığını tasdik eder; bende düşünen bir başka fâil fikri yoktur. Kırılma : Cogitor “Bende düşünülüyor, ben düşünülüyorum ve ben, buna şâhitlik ediyorum”da, özne artık fâil değil, şâhit konumundadır. Egonun müdahalesi azalır; şâhitlik, gözlemleneni müdahalesiz fark etmeye kayar. Cogitor aşaması, fenomenolojik ve imanî bir deneyimi işaret eder : Kendimde ve bende düşünen bir fâilin varlığını olası/mümkün görme. Şâhitlik ve Silinen Özne İhlâs ve rikkat arttıkça, görünürdeki ego “silinir.” Fakat şâhitlik güçlenir, çünkü artık bu şâhitlik kesintisiz ve müdahalesiz gerçekleşir. Burada fenomenolojik tezat yoktur: görünüm kaybolur, işlev artar; ego kaybolu...

İNSAN, VARLIK VE NİSBET

İnsan, Varlık ve Nisbet : Tecellî Dünyasında Şâhitlik İnsan, varlığını kendisine bahşedilmiş imkân ve istidat üzerinden fark eder. Bu imkân iki boyutludur : Birincisi mekânsal ve şartsal olan, yani hangi koşullarda hangi eylemlerin fiilen mümkün olduğunu belirleyen dışsal imkân; ikincisi ise istidat/kudret, yani biyolojik, psikolojik ve bilişsel kapasite ile sınırlı olan içsel imkân. Bu iki boyutun kesişiminde insan, kendi fiilleri için bir alan bulur; bu alan, insanın iradesi ve sorumluluğu ile ilişkilidir. İnsanın eylemleri, B. Libet deneylerinden öğrendiğimiz gibi, bilinçli ve bilinçsiz süreçlerin etkileşiminden doğar. Bilinçsiz süreç alt-yapıyı ve şartları oluşturur; bilinçli süreç ise karar anını, eylemi yapma ya da veto etme yetisini belirler. Bu kısa süreli, fakat kritik ân, klasik kelâm literatüründe azm-i müsemmen ve cüzî irade olarak tanımlanır. İnsan, bu sınırlı zaman ve imkân kümesi içinde kesb ile eylemini fiile dönüştürür; kesb, insanın imkân alanında yön tayin eden bilin...

TANRI İLE İLİŞKİ

Tanrı ile İlişki Epigraf : Tanrı ile doğru ilişki, O’nun “acısını ve sevincini”! - ki buradaki acı ve sevinç, O’nun gadabına ve rızasına karşılık gelir -, paylaşmak, varlıklar arası düzeni fark etmek ve buna, epistemik-fenomenolojik düzeyde katılmaktır; bu, özdeşleşme değil, farkındalıktır. Tanrı ile İlişki : Acı ve Sevincin Paylaşımı Tanrı ile doğru ilişki, salt bir itaat veya ritüel bağı değildir; o, varlıklar arası anlamlı ve düzenli bir bağdır. İnsan, fenomenal olarak Tanrı’nın dünyasında olup bitenleri yalnızca gözlemlemekle kalmaz; Tanrı’nın “acısını ve sevincini epistemik ve fenomenolojik düzeyde deneyimleyerek” farkındalık geliştirir. İnsan, Tanrı’nın “acısını ve sevincini”! yalnızca insanî düzlemde, yani empati ve merhamet aracılığıyla deneyimler; bu deneyim, Tanrı’nın özüne veya iradesine doğrudan katılmak anlamına gelmez. Tanrısal düzlemde bu deneyim, insanın farkındalığı ve Tanrı’nın gadâbı (Tanrı’nın hoşnutsuzluğu) ve rızası (memnuniyeti) kavramlarıyla sembolik olarak para...

İNSAN VE İLİŞKİLER/İ

İnsan ve İlişkiler : Disiplinler Üstü Bir “Relation” Model/i. İnisiyatif = İçsel Ateş / İçsel İlişki İnsan kendi başına bir ateşi yakar; bu, kendi iradesi ve seçimleriyle kurduğu içsel ilişkiyi simgeler. Rehberlik ve Tanrı ile bağ yoksa, ateş yönsüz olur, şeytanın ateşi hâline gelir; ilişki hatalı, yıkıcı ve yakıcı olur. İnisiasyon = Güvenli İlişki / Rehberli Ateş Rehber ve disiplin, ateşi güvenli ve aydınlatıcı hâle getirir. Burada insan, kendi içsel ateşi ile dışsal rehberlik aracılığıyla doğru ilişkiler kurmayı öğrenir. Kelime-i Şehâdet ve “abd” = Araçsal İlişki Keşime-i şehâdetteki abd, rehberi ilâhlaştırmak değil, Onu Tanrı bağının bir aracı hâline getirmektir. İnsan, rehber sayesinde kendi ateşini güvenle yakar; rehber, Tanrı ile ilişkisini aktif tutar. İbâdet = Sürekli İlişki Pratiği Ritüeller (namaz, oruç, dua, zekât); sembolik, prova niteliğinde ilişki pratiğidir. Hayatın her alanına yayılan ibâdet, sürekli, bilinçli ve aktif ilişkileri kurar. Zikr-i dâimî ve salât-ı dâimî, iç...

İYİ NEDİR?

İyi, Din, Bilgi ve BİRR Üzerine Bütünleşik Bir Metin “İyi”, yalnızca ahlâkî bir kavram değildir; anlamlı olabilmesi için dört katmanın birbirine bağlanması gerekir : Ontik, etik, epistemik ve fenomenolojik. Zincir yukarıdan aşağıya (ontik → etik → epistemik → fenomenolojik) kurulmalıdır; aksi hâlde, keyfi yorum ve hevâ, bu zinciri kırar. 1. İyi ve Katmanları Ontik (varlıksal) katman : İyi, varlığın hakikatine uygunluktur. İnsan, kendi doğasına ve aşkın düzene uygun yaşandığında iyidir. Etik katman : İnsan, iradesiyle iyiye yönelir; adâlet, merhamet ve sorumluluk ahlâkının gereğini yerine getirir. Epistemik katman : İnsan, iyiyi anlar, değerlendirir ve yorumlar. Bilmeden yapılan iyi, teknik olarak doğru olabilir; ama ahlâkî olarak henüz sağlam değildir. Fenomenolojik katman : İyi, yaşantıda kendini gösterir; vicdanî huzur, içsel açıklık ve tutarlılık hissi oluşur. Zincir koparsa, iyinin anlamı bozulur. Aşağıdan yukarıya yönelim muğlaktır; yalnızca yukarıdan aşağıya zincir güvenli ve...

İMAN, SEKÎNETTİR

İman : Kalbi Koruyan ve Hayata Sirâyet Eden Sekînet Epigraf :  إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي Türkçe Meali : “Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. O hâlde bana kulluk et ve beni anmak için salâtı/namazı ikâme et!.” 1. İman ve Fenomenal Deneyim İman, sadece zihinsel bir tasdik değil; benliğin tüm katmanlarıyla yaşanan bir hâldir. İnsan, Tanrı’yı tam olarak deneyimleyemez; en yakın olanlar bile O’nun özüne erişemez. Fenomenal deneyim, insandaki Tanrı tecrübesidir. İnsan, bilinenleri yaşar, fakat hakikatin kendisini kuşatamaz; bu sınır, imanın aşkınlığı ve diyalojik yapıyı korur. 2. Diyalojik Yapı : Karşılıklılık İman tek taraflı bir yaşantı değildir. İnsan yönelir, talep eder, açılır; fakat hakiki karşılık ve sekînet O’ndan gelir. Bu diyalog şu veciz ifadeyle özetlenir : “ Bana yürüyerek gelene Ben koşarak giderim .” Fenomenal deneyim, insanın yönelişi ile ilâhî karşılığın kesiştiği noktada yaşanır; iman deneyimi...

İMAN, "EŞHEDÜ"DÜR

İman, 'Eşhedü'dür. 1. Başlangıç : İman ve Kabul İman (emn/iyet), Tanrı’nın varlığını kabul etmek ve O’na güvenmekle başlar. Bu kabul, yalnızca zihinsel bir tasdik değil; irade ve yöneliş fiilidir. İnsan, hakikati görür ama ona teslim olup olmamakta serbesttir; işte iman, bu teslimiyet fiilidir. Aynı zamanda doğru istikâmette olmak ve yaptıklarımızdan emin olmak anlamına gelir; bu da sırat-ı müstakîm ile doğrudan ilişkilidir. Yaşama anlam veren duygu ve bilinç de budur; aksi tereddüt, savrukluk ve sapıklıktır. 2. İnsan ve Perdeler İnsan ontolojik olarak sınırlıdır. Hakikati tam olarak algılamasını engelleyen perdeler vardır, bunlar : • Cehalet, • Benlik, • Alışkanlık ve • Günahtır. Tüm perdeler kalkmaz; ancak iman süreci, onları olabildiğince inceltmek veya azaltmakla ilgilidir. Perdelerin incelmesi, insanın hakikati alma kapasitesini yükseltir. İnsan perdelerin tümünü kaldıramaz; sadece incelmesini sağlayabilir. 3. Kabiliyet ve Doluluk Perdelerin azalması, insanın kabiliyetini ...

ARKETİP VARLIK

Arketip Varlık Varlık, insandan bağımsız olarak gerçek olandır. Arketip, varlığın kendini kurduğu değişmez kalıptır. (= mode of being) Arketip, yalnızca psikolojik bir imge değil; aynı zamanda ontolojik temeli de olan, varlığın tipikleşmiş formudur. Varlık, “olan”dır; arketip ise “olmanın kalıbı”dır. Melek ve şeytan, ontolojik karşılığı da bulunan arketipik varlık modlarıdır. Melekî mod, saf itaat ve düzeni; şeytanî mod, kopuş ve kibri temsil eder. Bu modlar değişmez; çünkü bunlar tekil durumlar değil, varlığın sabit kalıplarıdır. Ontolojide bu kalıplar kendinde ne ise odur; insan onları yaratmaz. Fenomenolojide ise bu kalıplar insanda deneyim, yönelim ve anlam olarak açılır. Şeytanî kalıp, gölge, dürtü ve kopuş eğilimi olarak; melekî kalıp, berraklık, yön bulma ve itaat eğilimi olarak tecrübe edilir. Arketip, ontolojide kalıp; fenomenolojide deneyimdir. İnsan, bu yapının içinde ne sabit bir arketip ne de pasif bir izleyicidir. İnsan, bu sabit arketipik modlara yönelerek kendini kuran ...

HAYATIN DEĞERİ

Hayatın Değeri Hayat, insan için hem korunması gereken hem de anlamlandırılması gereken en önemli alanlardan biridir. Ancak hayatın değeri, mutlak bir sabit değil; kişinin değer hiyerarşisine, iman düzeyine, ölüm bilincine ve psikolojik eğilimlerine bağlı olarak değişir. 1. Hayatın Göreceli Değeri Kişi için en değerli varlık, hayatını anlamlandıran odaktır. • Eğer hayatta en değerli varlık, vatansa, evlâtsa; hayat, vatanın, evlâdın korunması için araç hâline gelir. • Eğer hayatta hayattan başka değerli bir şey/değer yoksa, hayat en üst değer hâline gelir. Bu bağlamda, değerler uğruna hayatını riske atmak (fedâ etmek) mümkündür; ancak bu intihar anlamına gelmez, çünkü hayat ve ölüm, İlâhî iradeye tâbîdir. Ölümün zamanını kişi belirleyemez; fedâ cesareti de sadece değer uğruna risk almayı ifade eder. 2. Fedâ ve İman İlişkisi Fedâ sınırı, kişinin iman düzeyiyle doğrudan ilişkilidir. İman, kişinin ölümden korkmamasını, hayatı değerleri için ciddiye almasını ve fedâ cesaretini kazanmasını s...

AKIL NASIL Bİ "ŞEY"?!.

Akıl nasıl bi “şey”?!. İnsandaki akıl, konuşma ve görme yetisi gibi doğuştan var olan bir yetidir; potansiyel olarak doğrudan fiilî bir etkisi yoktur. Ancak bu yeti, irade tarafından yönlendirildiğinde ve faal akla bağlandığında hakikati kavrama ve uygulama kapasitesine dönüşür. Klasik İslâm filozofları Fârâbî : Akıl hem potansiyel hem fiilîdir. İnsan aklı, aktif akıl ile birleşirse = bağ kurarsa hakikati kavrar; faal akla bağlanmazsa yalnızca teorik bilgiyle sınırlı kalır. İbn Sînâ : İnsan aklı, potansiyel ve aktif akıl olarak ayrılır. Potansiyel akıl teorik yeti; aktif akıl, varlık ilkelerini kavrayan, insanı hakikate ulaştıran ilâhî güçtür. Molla Sadrâ : Akıl, insanın varlık bilgisini fiilî hâle getiren bir yetidir; fiilîleşmiş akıl, insanı metafizik hakikate taşır. Akıl ve irade birleştirildiğinde insan, hem epistemik hem ahlâkî kemâle ulaşır. Mutasavvıflar Beyazıd-ı Bistâmî : Akıl, kalbin ve ruhun temizliğiyle birleşince nûru idrak eder. Aklın faal hâle gelmesi, irade ve kalbin...

ÖZGÜRLÜK, BAŞIBOŞLUK VE SORUMLULUK

Özgürlük, Başıboşluk ve Sorumluluk Batı, hem kendi batıyor hem de batırıyor; Doğu ise hâlâ uyuyor ve battığının farkına varmıyor. Özgürlük çoğu zaman salt dış baskılardan bağımsız olarak istediğini yapabilme yetisi olarak anlaşılır. Batı felsefesi ve liberal düşünce bu tanımı merkeze alır. Liberalizm, bireyin kendi arzularını, çıkarlarını ve değerlerini merkeze koyabilmesini özgürlük olarak görür; toplumsal ve ahlâkî sınırlar ancak rıza ve sözleşmeyle belirlenir. İnsan burada kendi “iç tanrısı” ile baş başadır ve herkes kendi merkezinde birer otorite hâline gelir. Görünüşte seçim özgürdür, dış baskı yoktur, ama bu özgürlük çoğunlukla çatışmalı, parçalanmış ve ölçüsüzdür; her bireyin merkezi başkasının merkeziyle çatışır ve gerçek yön, istikrar ve anlam çoğu zaman kaybolur. Hayek’in özgürlük anlayışı da buna paraleldir; onun için özgürlük, bireyin dış müdahaleden bağımsız hareket edebilmesidir ve piyasanın veya sosyal düzenin mekanizmaları, bireyi yönlendirmeden seçimlerini mümkün kılar...

AKIL, KALP VE TEVHÎD

Akıl, Kalp ve Tevhîd İnsanın idrak kapasitesi, tek bir hakikatin farklı tezahürleri olarak ortaya çıkar. İlk katman organ akıllarıdır. Göz görme, kulak işitme ve diğer duyular kendi alanlarında idrak sağlarlar. Bu organ akılları, yalnızca veri toplamakla kalmaz; bilgiyi yönlendiren sezgi ve tasdikleri de taşırlar. Bu organların idrakleri beyinde birleşerek insanın merkezî aklını oluşturur; insan aklı, organların idraklerini bütünleşik bir süreçte toplar ve tek bir idrak merkezine dönüştürür. Ancak insan aklı, salt bu birleşik organ akıllarına dayanmaz; daha büyük bir akılla, faal akılla bağlantılıdır. Faal akıl, kozmik bir boyutta işler ve Peygamberler aracılığıyla hakikate doğrudan bağlanmayı mümkün kılar. İnsan, bu irtibat sayesinde bilgiyi yalnızca aklî çıkarımlar olarak değil, iman ve amelle bütünleşmiş bir gerçeklik olarak kavrar. Antik Yunan’da Platon ve Aristoteles, akıl ve kalp birliğinin bütünlüğünü kısmen bozmuştur. Platon'da ideal formlara ulaşmada akıl merkezdedir ama ...

AFV VE MAĞFİRET GECESİ

Afv ve Mağfiret Gecesi Kadir Gecesi’nin tam vakti bilinmemekle birlikte — inşallah bu geceyi tam vaktinde idrak edebiliriz — bu gece, öncelikle bir afv ve mağfiret gecesidir. Bu yazı, bu geceyi hangi psikoloji içinde ve hangi anlayışla değerlendirdiğimize dair birkaç hususa değinmektedir. Önce yetişme tarzımızdan söz etmek gerekir. Modern eğitim öğretim sistemi, kısacası modern hayat, bizi çoğu zaman tüketmeye ve istemeye programlanmış bir ruh hâli içinde yetiştiriyor. Bu yüzden pek çoğumuz Kadir Gecesi’ni Rabbimizden daha çok şey isteme gecesi olarak görüyoruz. Namazlarımızın sonunda ellerimizi açıyor ve “Yâ Rabbî şunu ver, bunu ver” diye isteklerimizi sıralıyoruz. Oysa bu gecede öncelikle yapmamız gereken şey istemek değil, arayı düzeltmektir. Sanki zihnimizin arka planında şöyle bir kanaat var : Rabbimizle aramız zaten iyi. Bu yüzden de O’nun cömertliğine güvenerek daha çok istemekte bir sakınca görmüyoruz. Yıl 365 gün. Sanki 364 gün Rabbimizle aramız iyi de bir gün (Kadir Gecesi) ...

EÛZÜBİLLÂH...

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Tanrı’yı Hâl ve Duygu ile Sezmek İbrâhîm’in Nemrut karşısındaki tecrübesi, Tanrı’nın somut, yaşanır ve bireysel boyutunu gösterir : “Beni yediren, içiren, hastalandığımda şifa veren…” (Şuara 26:79-80). O, Tanrı’yı soyut bir kavram değil; insanın hayatına doğrudan müdahil olan bir güç olarak hisseder. Günlük egzersiz : Her sabah veya akşam 5 dakika boyunca kendine şu soruyu sor : Bugün Tanrı’nın bana verdiği yaşam desteğini nerelerde deneyimledim?!. Akıl ve Tefekkürle Tanrı’ya Yaklaşmak . Kur’ân, aklı kullanmayı teşvik eder : “Göklerin ve yerin yaratılışına bakmıyor musunuz?!.” (Âl-i İmrân 3:190) “Düşünmüyor musunuz?!.” (Gâşiye 88:17-20) diye sorar. Günlük egzersiz : Doğada kısa yürüyüşler yap, gördüğün düzen, güzellik ve işleyiş üzerinde düşün, bunları bir günlükte not et. Hakikat İddiasında Ölçülülük Kur’ân bize şunu öğretir : “Sadakallâhu’l-Azîm.” Hakikat Allah’a aittir; yorumlarımız sınırlıdır. Günlük egzersiz : Günün sonunda kendi düşüncelerini değerl...

İNSANIN DÜŞÜŞÜ VE YÜKSELİŞİ

İnsanın Düşüşü ve Yükselişi (Psikolojik, Sosyolojik ve Ramazan Bağlamlı Bir Okuma) 1. İnsan : Ham Cevher İnsan doğuştan tamamlanmış bir varlık değildir. Potansiyeller taşıyan ham bir cevherdir. İnsanın içinde aynı anda : • Merhamet ve şiddet. • Tevazû ve kibir. • Fedakârlık ve bencillik. • Hakikat arayışı ve çıkar hesabı bulunur. Bu yüzden insan sabit bir öz değil, sürekli oluş hâlindeki bir varlıktır. Bu potansiyel yapı, hayatın süreçleri içinde ayrışır. Ra'd Suresi 17. âyetteki anlatılan metafor bu ayrışmayı sembolik biçimde ifade eder, hayatın akışı içinde köpük ayrılır, faydalı olan kalır. 2. Fitne : İnsanın Arınma Süreci Psikolojik açıdan insanın gerçek karakteri çoğu zaman sınama altında ortaya çıkar. Rahat koşullarda kişi, kendini olduğundan daha güçlü, daha erdemli, daha dengeli zannedebilir. Fakat baskı, kayıp veya kriz anlarında gerçek dayanma noktaları açığa çıkar. Bu nedenle imtihan kavramı yalnızca dinî bir terim değildir; aynı zamanda bir insan psikolojisi gerçeğidir....

HAKİKAT/İN ALGISI

Hakikatin Ölçülü Tecellîsi, Basîret, Ferâset ve Çok Katmanlı Algı Görme ve algı yalnızca gözle sınırlı bir fiil değildir. İnsan idrakinde, hakikati kavrama süreci farklı ve çok katmanlı düzeylerden oluşur. Kur’ânî ve tasavvufî literatürde bu katmanlar birbirine paralel olarak ele alınır: ra’â , fiziksel görmeyi ifade eder; göz, retina, optik sinir ve oksipital korteks aracılığıyla oluşur. Basar , kalbin ve aklın hakikati derinlemesine kavrayışıdır; sadece yüzey değil, öz ve anlam fark edilir. Nazar , aklın tefekkür ve düşünce yoluyla hakikate yönelmesidir. ‘ Ayn ve rüya (erâ ), bütün benliğin veya ruhun görmesi ve sezgisel algısıdır; parmak uçlarıyla, dokunma ve zihinsel temsillerle bilgi edinme gibi olağanüstü örnekleri kapsar. Bu, beynin plastisitesi ve algının çok katmanlı yapısı sayesinde mümkündür: kör bir insan, hassas dokunma ve zihinsel imgeleme ile nesneleri algılayabilir ve perspektif, form ve renkleri zihninde inşa edebilir. Taayyun , belirsiz olanın ölçülü biçimde belirginl...

MUSHAFA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ

Metin/Mushaf, İnsan ve YZ/AI : Tarihselciler, Yapıbozumcular ve Yorumcular Perspektifiyle İlâhî Mesajın Evrenselliği Kutsal metinler yalnızca düşünsel anlamı açığa çıkaran belgeler değildir; aynı zamanda fiilî hayatı yönlendiren, ontolojik, epistemik ve etik rehberlerdir. Bu rehberlik, metnin tarihsel bağlamı, yapısı ve yorumcunun ahlâkî-epistemik duruşu ile doğrudan bağlantılıdır. Metinsel bütünlüğün korunması, enerji ve fikirlerin tevhîdî merkezden dışa doğru yayılmasını sağlar. 1. Tarihselciler (Dilthey ve benzerleri) Tarihselciler, metni yazarın dönemine ve tarihsel bağlamına yerleştirerek anlamayı önceler. Metin, o dönemin kültürel, sosyal ve zihinsel ufku içinde incelenir. Bu okumanın avantajı Metni yanlış yorumlama riskini azaltmasıdır. Dezavantaji ise Metni yalnızca geçmişin ürünü olarak okumak, güncel yönlendirme ve fiilî rehberlik gücünü sınırlamak. Tarihsel bilinç önemlidir, ama Metni ontolojik, epistemik ve etik boyutları ile hayata taşıyacak ahlâkî iman ekseni olmadan Meti...

UNUTMA/NİSYAN VE HATIRLAMA/ZİKİR

Unutma/Nisyan ve Hatırlama/Zikir : Kur’ânî Perspektif İnsanın varlığı, Kur’ân’a göre hatırlamak için vardır. “Ekimis salâta liZikrî” (20/14) âyeti, hayatın merkezini ve tüm ibâdetlerin amacını açıkça ortaya koyar. İnsan, her işini, her eylemini, her düşüncesini Allah’ı hatırlamak için yapar. Bu merkez kayarsa unutma başlar, merkez sağlam kalırsa hatırlama gerçekleşir ve hayat anlam kazanır. Bütün hayat, ibâdetler ve fiiller, O Merkeze = Tevhîde hizmet eden hatırlamalardır. İnsan, çoğu zaman, belki de her zaman kendisi için en cazip olan şeye meyleder; neyi değerli bulursa ona yönelir ve diğerlerini geri plana atar. Bu eğilim, unutmanın temel nedenlerinden biridir. İnsan çok şey bilse bile, merkeze/tevhîde değer vermezse, dikkati ve sevgisi başka yönlere kayar ve unutma kaçınılmaz olur. Kur’ân’daki Âdem kıssası bunu somutlaştırır. Âdem’e (= bize) tüm isimler öğretilmişti (2/31), bilgi tamdı, fakat cennette Emr unutuldu (20/115), ağaç Âdem’e, Emrden daha cazip geldi. Buradaki unutma, bil...

ŞEYTAN İNSANIN NEYİ OLUR?!.

İnsanın İçsel Mücadelesi : Kur’ânî Psikoloji İnsanın iç dünyası sürekli bir gerilim alanıdır, arzular ve sınırlar, potansiyel ve farkındalık, günah ve sorumluluk arasında bir denge kurmaya çalışır. Kur’ân, bu gerilimi hem kıssalar hem de açık ifadelerle ortaya koyarak insanın içsel mücadelesine ışık tutar. 33/72 âyetinde insanın üzerine yüklenen emanetten söz edilir. “Şüphesiz biz emaneti (ahlâkî sorumluluğu) göklerin, yerin ve dağların üzerine sunduk; ama onlar onu taşımayı reddedip ondan korktular. Fakat insan onu taşıdı; o gerçekten zâlim ve cahildi.” Emanet, insanın taşıması gereken ahlâkî sorumluluk ve irade kapasitesini temsil eder. İnsan, bu kapasiteyi kabul ettiği için hem iyilik hem de kötülük potansiyeliyle donatılmıştır. Âyetteki “zalûmen cehûlâ” ifadesi, insanın kendi potansiyeline haksızlık etmesi ve kapasitesinin farkında olmaması anlamına gelir. Âdem ve Mûsâ kıssaları, insanın hatasını doğrudan kendisine yüklediğini gösterir. Âdem : “Rabbimiz, kendimize zulmettik” (7/23...

KUR’ÂNÎ ÜÇ KAVRAM : EŞÜDD, RÜŞD VE İSTİVÂ

Kur’ânî Üç Kavram : Eşüdd, Rüşd, İstivâ 1. Eşüdd : İnsanın biyolojik ve zihinsel gücünün zirvesi. 2. Rüşd : Aklî ve ahlâkî olgunluk; doğruyu seçme ve sorumluluk alabilme yetisi. 3. İstivâ : Denge, kemâl, yerli yerine oturma. İnsan için kişilik ve kapasite olgunluğu; Allah için arş üzerindeki mutlak hâkimiyet. İnsan için sıralama : Eşüdd → Rüşd → İstivâ. (Fiziksel güç → Aklî/Ahlâkî olgunluk → Denge/Kemâl.) Allah için ise sadece istivâ; O’nda eşüdd ve rüşd gibi eksik aşamalar yoktur; O’nda her şey sınırsız ve mutlaktır. Kur’ân’da İstivâ Kullanımları Kur’ân’da istivâ kavramı farklı bağlamlarda kullanılır : Allah’ın Arşa istivâsı, evrendeki/âlemdeki mutlak hâkimiyeti ve egemenliği ifade eder. (Tâ-Hâ 20:5, A’raf 7:54.) Göğe yönelme ve yaratılış düzeni anlamında istivâ, yaratma ve düzenleme yönelimini belirtir. (Bakara 2:29.) İnsan için istivâ, kişilik veya kapasite olgunluğunu simgeler (Kasas 28:14.) Fiziksel yerleşme anlamındaki örneklerde = bir gemiye binmek veya binit üzerine oturm...

İ'TİKÂF

İ’tikâf : Dış Biçimden İç Yoğunluğa 1. Tanım ve Köken İ’tikâf (الاعتكاف), Arapça kökü عكف (a-k-f)'den gelir. Temel anlam : Bir şeyin yanında kalmak, ona yönelmek, ona bağlanmak. Fıkhî olarak : Belirli bir süre mescitte kalarak ibâdete yoğunlaşmak. Kelime türevi âkif (عَاكِف) : İ‘tikâf yapan kişi, yönelmiş olan. 2. Kur’ân’daki Temel Âyetler ve Dilsel İpucu 1. 2:125 – Kâbe bağlamında : “Evimi tavaf edenler, i'tikâf edenler (el-âkifîn), rükû ve secde edenler için temiz tutun.” 2. 21:52 – Putlar bağlamında : “Başında durduğunuz (âkif olduğunuz) bu heykeller nedir?.” Aynı kök, yanlış bağlanma (put) ve doğru yöneliş (Kâbe) için kullanılmıştır. Temel anlam : Dikkati bir merkeze yoğunlaştırma; koruma veya nöbet tutmak ikincil anlamlardır. 3. İ’tikâfın Ruhsal Boyutu Dikkat ve motivasyon gerektirir. Dünya ile bağlar geçici olarak askıya alınır. Dünyevî meşguliyetler sınırlandırılır. (ör. eş ilişkisi.) Amaç : Rabbin aranması ve kalbin yalnızca O’na yönelmesi. Özet : İ'tikâf, değeri da...

KADİR GECESİ

Kadir Gecesi : Etimoloji, Vahiy ve İman Olgunluğu Kadir Gecesi, hem İslamî ritüel hem de manevi bir derinlik açısından olağanüstü bir öneme sahiptir. Kelime olarak Arapça kökenli “Kadir” (q-d-r) hem değer/kıymet (qadr), hem güç/kudret (qudra), hem de ölçü/kader (qadar) anlamlarını içerir. Bu, gecenin hem manevi değerini hem de insanın yaşamına kattığı ruhsal ve ahlâkî ağırlığı doğrudan yansıtır. Değer, ibadet ve farkındalığın yoğunluğunu; güç, Allah’ın kudret ve iradesiyle içsel güveni; ölçü ise hayatın ve iman sürecinin ilahi plan dahilinde olduğunu simgeler. Kadir Gecesi bir zaman sabiti değil, bir “nitelik”. Yani mesele tarih değil, Kur’an’ın ruhuyla temas edilen ân. Kur’an’ın indirilmeye başladığı gece semboliktir; bu, onun bin aydan daha hayırlı olduğunu bildiren bir yoğunluğu temsil eder. Ramazan tüm yılı ve mevsimleri gezer; Kadir Gecesinin Ramazanın hangi gecesinden olduğu da net değildir. Bir insan Kur’an’la tanıştığında, duâ ve derin farkındalıkla Rabbine yöneldiğinde “Kadir ...

ÖLÜM KARŞISINDAKİ TAVRIMIZ

Ölüm Karşısındaki Tavrımız ve Psikolojimiz Ölüm, insan hayatının en kaçınılmaz ve belirleyici gerçekliğidir. Onu anlamak veya göz ardı etmek, varoluşu doğrudan etkiler. Ölüm karşısındaki tavrımız, çoğu zaman iç dünyamızın, değerlerimizin ve hayat anlayışımızın en doğrudan yansımasıdır. Bu nedenle ölüm psikolojisi, sadece bireysel değil, ahlâkî ve ontolojik bir mesele olarak ele alınmalıdır. Ölüm: Yokluk mu, Ölümsüzlük Kapısı mı? Ölüm herkes için aynı anlamı taşımaz. Bazıları için ölüm, yokluk ve yok oluş demektir; bu kişiler ölüm karşısında kaygı ve telaş hisseder. Bazıları için ise ölüm, öteki hayata, ölümsüzlüğe açılan bir kapıdır; bu perspektif, ölüm farkındalığını huzur ve sükûnet kaynağı hâline getirir. Ölümün bu farklı algılanışı, tavır ve hâl dilini doğrudan etkiler. Ölüm ve Modern İnsan Modern insanın çoğu, ölüm/ü yokmuş gibi yaşar. Günlük hayatı, kısa vadeli tatminler, tüketim, gösteriş ve anlık hazlar üzerine kurulu olduğunda, ölüm farkındalığı genellikle bastırılır veya göz ...