Kayıtlar

ZAMAN VE MEKÂN HAPİSHANESİNİ YIKAN KISSA

ZAMAN VE MEKÂN HAPİSHANESİNİ YIKAN KISSA Hz. Mûsâ ve Hızır Muamması A-B Modeli Çerçevesinde Ontolojik Bir Okuma İnsan, içinde yaşadığı dünyanın sınırlarını çoğu zaman fark etmez. Zamanı geçmişten geleceğe doğru akan bir çizgi, mekânı içinde bulunduğu yer, hayatı doğumla ölüm arasındaki süre, ölümü de bu sürenin sonu olarak düşünür. Olayları bu çerçevede anlamlandırır; doğruyu ve yanlışı, hayrı ve şerri, adaleti ve zulmü de çoğunlukla kendi gördükleri üzerinden değerlendirir. Peki ya gördüğümüz, hakikatin bütünü değilse?!. Ya bizim gelecek dediğimiz şey, henüz yaşamadığımız için bilmediğimiz bir sonuçtan ibaretse?!. Ya ölüm, bizim sandığımız gibi varoluşun mutlak sonu değilse? Ya bir olay hakkındaki hükmümüz, o olayın anlamını belirleyen bütün gerçekliği kapsamıyorsa?!. Kur'an'daki Mûsâ ve Sâlih kul kıssası, işte bu soruların önünde durur. Bizi yalnızca bilgi sınırlarımızı sorgulamaya değil, zaman, hayat, ölüm, ahlâk ve varlık hakkındaki kabullerimizi yeniden düşünmeye çağırır. ...

MÛSÂ VE ÂSÂ

MÛSÂ VE ÂSÂ Asâdan İnsanlığa : Hazırlanmak, Görevlendirilmek ve Sorumluluk Üstlenmek 1. Firavunun Korkusu, Bir Çocuğun Kaderi Hikâye bir asâyla başlamıyor. Bir çocuğun doğumundan önce, bir iktidarın korkusuyla başlıyor. Firavun, yeryüzünde büyüklük taslayan, halkını sınıflara ayıran ve onların bir kesimini güçsüzleştiren bir yönetimdi. İsrâiloğullarının erkek çocuklarını öldürüyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Kur’an, bu uygulamayı yalnızca zalim bir yöneticinin kişisel kötülüğü olarak anlatmaz; iktidarın kendi varlığını korumak için insanları nasıl ezdiğini de gösterir. Fakat Allah’ın iradesi, Firavunun kurduğu düzenin sınırlarına sığmıyordu. Kasas sûresinde bildirildiği üzere Allah, yeryüzünde güçsüz bırakılanlara lütufta bulunmayı, onları önderler ve mirasçılar kılmayı, Firavuna ve onun ileri gelenlerine korktukları şeyi göstermeyi murat ediyordu. (Kasas 28/4-6) Firavun, geleceğini güvence altına almak için çocukları öldürüyordu. Oysa kendi sonunu hazırlayan sürecin içinde, öldürmek...

HESABI DÜZELTMEK

HESABI DÜZELTMEK Hangi Yarışta, Ne Uğruna Koşuyoruz?!. Çoğumuz, kazanmak uğruna kaybettiğimiz bir yarışın içindeyiz. Ne kazandığımızı biliyoruz; kazandıklarımızı sayıyor, biriktiriyor, sergiliyor ve başkalarının kazandıklarıyla karşılaştırıyoruz fakat ne kaybettiğimizi aynı açıklıkla görebiliyor muyuz?!. Kazancımızın miktarını ölçüyoruz da kaybımızın büyüklüğünü ölçebiliyor muyuz?!. Öne geçmek için koşuyoruz da nereye doğru koştuğumuzu soruyor muyuz?!. Herkesin alkışladığı bir başarı, gerçekten başarı mıdır? Bir yarışta öne geçmek, hayatın bütününde öne geçmek anlamına gelir mi?!. Belki de asıl sorunumuz, yarışıyor olmamız değil; hesabımızı yanlış yapıyor olmamızdır. Çokluğun Aldattığı Hesap Kur’an, insanın bu yanılgısını tek bir cümleyle teşhis eder : “ Çokluk yarışı sizi oyaladı .” (Tekâsür 102/1) Tekâsür sûresinin başındaki ifade, yalnızca malın çokluğuyla ilgili değildir. Çokluk üzerinden üstünlük kurma, biriktirdikleriyle değer kazanma, başkalarından daha fazlasına sahip olarak ke...

HANGİ YARIŞ?!

HANGİ YARIŞ?! Çoğumuz, kazanmak uğruna kaybettiğimiz bir yarışın içindeyiz. Kaybettiklerimizin NET olmadığı, kazandıklarımızın ise bizi ne kadar mutlu edeceğinden emin olamadığımız bir yarış… Koşuyoruz. Çünkü herkes koşuyor. Durursak geride kalacağımızı düşünüyoruz. Geride kalırsak eksileceğimizi, öne geçersek çoğalacağımızı sanıyoruz. Başkalarının ulaştığı yerlere bakıyor, kendi yolumuzun nereye çıktığını sormayı unutuyoruz. Daha çok kazanmak istiyoruz. Daha çok kazanabilmek için daha çok çalışıyor, daha çok çalıştıkça hayata daha az zaman ayırıyoruz. Hayatımızı güzelleştirmek için çıktığımız yolda, güzelliği fark edebilecek gözlerimizi yorgunluğa teslim ediyoruz. Bir gün rahat yaşamak için bugünümüzü harcıyoruz; o gün geldiğinde de yaşamak için harcadığımız yılları geri alamıyoruz. Bir evimiz olsun derken yuvamızı, geçimimizi sağlayalım derken huzurumuzu, geleceğimizi güvenceye alalım derken bugünümüzü kaybedebiliyoruz. İnsanlara kendimizi beğendirmeye çalışırken kendimizden uzaklaşı...

İBLİSİN İSYANI

İBLİSİN İSYANI  İtaatsizlikten Şeytanlığa : Suçu Reddetmek, Suçlamak ve Kendi Yanlışını Başkalarına İşletmek İblisin hikâyesini yalnızca Allah’ın emrine karşı gelen bir varlığın hikâyesi olarak okumak, anlatının ahlâkî ve psikolojik derinliğini eksik bırakabilir. Çünkü mesele, emre itaatsizlikle başlayıp orada bitmez. Asıl dikkat çekici olan, iblisin itaatsizliğinden sonra takındığı tavırdır. İblîs, kendi kararını sorgulamaz, suçunu kabul etmez, sorumluluğunu üstlenmez. Aksine, kendi yanlışını haklı çıkarmaya çalışır. Ardından bu iddiasını insan üzerinden gerçekleştireceği bir mücadeleye dönüştürür. İblisin suçu emre itaatsizliktir; şeytanlığı ise bu itaatsizliği sürdürmek, sorumluluğunu başkasına yüklemek ve kendi yanlışına taraftar toplamaktır. 1. İLK KIRILMA : EMRE İTAATSİZLİK  Kur’an, iblisin Âdem’e secde etme emrine karşı gelişini açıkça anlatır : “... iblis, secdeyi reddetti ve büyüklük tasladı. ..” (Bakara 2/34). A’râf sûresinde iblisin gerekçesi de açıklanır : “ ben On...

EKMEK VERENİN KİM OLDUĞUNU BİLEN ADAM : BİLÂL-İ HABEŞÎ

EKMEK VERENİN KİM OLDUĞUNU BİLEN ADAM : BİLÂL-İ HABEŞÎ  Bir insanın neye inandığı, yalnızca ne söylediğiyle değil; uğruna nelerden vazgeçebildiğiyle anlaşılır. İnsan, rızkını kazandığı kapıya minnet duyabilir. Emeğinin karşılığını verene teşekkür edebilir. Kendisine iyilik edeni unutmayabilir. Bunların hiçbirinde yanlışlık yoktur. Yanlışlık, rızkın aracısını rızkın mutlak kaynağı yerine koyduğunda başlar. Teşekkürün itaate, minnetin kulluğa, ekmeğin tasmaya dönüştüğü yerde insan, insanlığından bir şeyler kaybetmeye başlar. Çünkü ekmek veren el, insanın vicdanını satın alma hakkına sahip değildir. Bir insanın karnını doyurması, başka bir insanın aklını susturmasını; ona iş vermesi, hakikati söyleme hakkını elinden almasını; onu koruması, kendisine kayıtsız şartsız boyun eğmesini gerektirmez. Ne var ki insan, bazen karnını doyuranı kendisini yaşatanla karıştırır. Rızkın kapısını açanı rızkın sahibi sanır. Sonra da o kapı kapanmasın diye dilini değiştirir, sözünü yutar, vicdanını sust...