Kayıtlar

İNEK (= BAKARA)

BAKARA (= İNEK) Kur’an’ın en uzun sûresinin adı. Bu sûreye adını veren inekten söz edeceğim. Kur’an 2/51’de عِجْل I’clden = Buzağıdan, 2/67’de ise بَقَرَة Bakara = sığır/inekten söz eder. Sonra da bu ineğin kesilmesinden = zibhedilmesinden.  Ve “ Musa’nın ardından kavminin ziynetlerinden bir buzağıyı ilâh edinmesinden . (Bknz. 2/51-54) 2/67’de, “ Allah size bir bakara kesmenizi emrediyor .” der. Sonunda da : “ Onu kestiler; fakat bunu yapmaya neredeyse (ve mâ kâdû) yanaşmıyorlardı .” (2/71)  Soru şu : Bu inek = bakara, ilâh edindikleri buzağı mı?!. Buzağı başka, inek başka demeyin. Bugün bize göre başka ama o gün de başka mıydı?!. Klasik tefsirler de bu soruyu sormuş. Kurtubî, “neden, başka bir hayvan değil de bakara” sorusuna, bunun (bakaranın/ineğin) onların taptıkları buzağıyla aynı cinsten olması ve böylece gözlerinde büyüttükleri şeyin değerinin kırılması anlamını veren açıklamayı naklediyor.  Fakat “aynı hayvan” değil, “aynı cinsten” demek daha sağlam mı?!. Burada...

HUŞÛ' VE HAŞYET

HUŞÛ’ VE HAŞYET Kalbin Hâlini Yeniden Okumak Huşû’ nedir?!. Sözlüklere bakınca “boyun eğmek”, “alçalmak”, “sakinleşmek”, “ürpermek”, “korkmak”, “Allah’ın azameti karşısında nefsini hor ve hakir görmek” gibi karşılıklarla karşılaşıyoruz. Fakat Kur’an’ın kendi kullanım alanına girdiğimizde, bunlardan bazılarını yeniden düşünmek gerekiyor. Çünkü Kur’an, hâşiîn’i över. وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ ....” = “ Şüphesiz bu, hâşiîn dışında kalanlara ağırdır .” (Bakara 2/45.) Ardından hâşiîn’i şöyle açıklar : الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ “ Onlar Rableriyle karşılaşacaklarını ve O’na döneceklerini bilen/bekleyen kimselerdir.” (Bakara 2/46.) Öyleyse ilk soru şudur : Allah’ın övdüğü hâşiîn, neden “kendini değersiz gören insanlar” olsun?!. Belki de problem huşû’da değil, huşû’yu nasıl tanımladığımızdadır. 1. ÖNCE KÖKE BAKALIM : خَشَعَ Kur’an’da خشع kökü 17 defa kullanılır. Kullanım alanı dikkat çekicidir : • Kalp huşû eder, ...

DİN ADAMI

DİN ADAMI KİMDİR, NEDİR?! “Din adamı” tabiri bugün bize son derece sıradan geliyor. Tıpkı “ilim adamı”, “sanat adamı”, “siyaset adamı” gibi… Bu tabirlerin önemli ölçüde işbölümü sonucunda oluştuğu söylenebilir. Çünkü herkes her işi yapamaz; insan topluluklarında uzmanlaşma kaçınılmazdır. Fakat burada önemli bir ayrım var : İşbölümü başka, hayatın bölünmesi başka. “İlim adamı”, “sanat adamı”, “siyaset adamı” gibi tabirler yalnızca uzmanlaşmayı ifade etmeyip zamanla hayatın farklı alanlara ayrılmasına da yol açabiliyor. “Din adamı” tabiri ise bu açıdan daha problemli. Çünkü İslâm’da din, hayatın diğer alanlarından ayrılmış özel bir alan değildir. Din, hayatın kendisidir. Öyleyse şu soruyu sormamız gerekiyor : İslâm’da “din adamı” diye ayrı bir insan tipi var mıdır?!. DİN ADAMI KİMDİR?! “Din adamı” denildiğinde genellikle din konusunda uzmanlaşmış kişi anlaşılır. Fakat burada uzmanlık ile meslek birbirine karıştırılmamalıdır. Din konusunda derinleşmek, Kur’an’ı, sünneti, dili, tarihi, fık...

ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?!

ALDANAN KİM, ALDATAN KİM?! Aldanma varsa, aldatan da vardır. Peki, aldatmak ne demektir? Gerçek/hakikat dışı söz ve davranışlarla bir başkasını kandırmak; onu gerçekte olmayan bir şeye inandırmak; sonunda kendisine zarar verecek bir şeye ikna etmek ve dolayısıyla yanıltmak… Verdiği sözde durmamak da aldatmanın bir biçimidir. Mesela eşlerin birbirini aldatması… Eşine verdiği bağlılık sözünün aksine başka bir partnerle cinsel ilişki kurmak, yalnızca bir davranış değişikliği değildir; aynı zamanda verilen sözün ve kurulan güven ilişkisinin ihlâlidir. Peki, amaç ne?!. Çoğu zaman geçici bir menfaat veya haz. İnsan, geçici bir çıkar uğruna karşısındakini aldatabileceğini düşünür. Fakat burada çok daha önemli bir şey ortaya çıkar : Aldatan da sonunda aldanmıştır. Çünkü aldatmak için önce kendisini, yaptığı şeyin gerçek menfaat olduğuna inandırması gerekir. Oysa geçici bir menfaat uğruna hakikati, güveni, emaneti veya daha kalıcı bir değeri kaybediyorsa, kazandığını zannettiği şey, aslında ken...

KALBİN HÂLLERİ

KALBİN HÂLLERİ İnsan, hayatı boyunca içeriden ve dışarıdan sürekli veriler alır. Duyar, görür, düşünür, hatırlar, karşılaşır, yaşar. Fakat kalp, kendisine ulaşan verilerin yalnızca depolandığı bir yer değildir. Kalp, onları değerlendirir, anlamlandırır, birbirleriyle ilişkilendirir; sever, nefret eder, korkar, umut eder, güvenir, kuşku duyar, kabul eder veya reddeder. Dolayısıyla insanın meselesi yalnızca ne bildiği değil, bildikleriyle ne yaptığı ve nasıl bir hâle geldiğidir. Kalp neyi tanıyor?! Kalbin en temel meselesi, Sahibini tanıyıp tanımamasıdır. İnsan, âlemdeki düzeni, ölçüyü, uyumu, güzelliği ve mükemmelliği görür. Fakat aynı şeyi gören iki insanın vardığı sonuç aynı olmayabilir. Biri gördüğünü Âlemlerin Rabbi ile ilişkilendirirken diğeri onu yalnızca kendiliğinden olup biten bir gerçeklik olarak değerlendirebilir. Enfâl 8/2’de Mü’minlerden söz edilirken : “ Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.. .” buyrulur. Buradaki vecl, sıradan bir korkuya indirgenemez. Kalbin karşılaştığ...

GÖZETLEME KAPİTALİZMİ

GÖZETLEME KAPİTALİZMİ Biri Bizi Gözetliyor. = BBG. Biri Bizi Takip Ediyor. = BBT. Biri Bizi Yönlendiriyor. = BBY. Pekiî Biri Bizi Nereye Götürüyor?!. Shoshana Zuboff’un 'Gözetleme Kapitalizmi' kavramı, çağımızın önemli bir gerçeğine dikkat çekiyor : İnsan davranışları artık yalnızca gözlenmiyor; davranışlardan elde edilen veriler ekonomik ve teknolojik sistemlerin önemli bir girdisi hâline geliyor. Fakat meseleyi biraz daha geniş bir çerçeveden okuyabiliriz. Hatta kitabın adından hareketle başka bir soru sorabiliriz : Gözetlenmekten daha büyük mesele ne olabilir?!. Belki de asıl mesele gözetlenmek değil, gözetlenmenin sonunda neye dönüştürülüyoruz?!. BBG : Biri Bizi Gözetliyor Her köşe başında kameralar var. MOBESE’ler, güvenlik kameraları, iş yerlerindeki sistemler, alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları… Üstelik artık yalnızca sokaklarda değiliz. Cep telefonlarımız da üzerimizde taşıdığımız kameralı, mikrofonlu, sensörlü ve internete bağlı cihazlar. • Nereye gittik? • Ne...

ÇAĞRILARIN REKÂBETİ

ÇAĞRILARIN REKÂBETİ  İnsan, çağrılar arasında yaşayan bir varlıktır. Daha doğduğu andan itibaren çağrılmaya başlar. Annesinin sesi çağırır onu. Babasının sesi çağırır. Çevresindeki insanlar çağırır. Sonra kitaplar konuşur onunla. Öğretmenler, arkadaşlar, din adamları, düşünürler, siyasetçiler… Bugün bunlara televizyon, reklâm, telefon, sosyal medya, görüntüler, videolar, bildirimler, algoritmalar ve yapay zekâ da eklendi. Her biri bizi bir yere çağırıyor. ·        Bana bak! ·        Bunu dinle! ·        Bunu oku! ·        Bunu satın al! ·        Bunu izle! ·        Burada kal! ·        Buna inan! ·        Bunu paylaş! ·        Şimdi cevap ver! Çağrıların sayısı arttı fakat insanın dikk...