Kayıtlar

AHLÂK RİSALESİ

AHLÂK RİSALESİ Giriş Ahlâk Kelimesinin Etimolojisi Ahlâk الأخلاق Arapça hulkخُلُق kelimesinin çoğuludur. Hulk : • Karakter, • Seciye, • Tabiat, • İç yapı, • Kişiliğin süreklilik kazanmış biçimi anlamlarına gelir. Bunun kökü ise H-L-K =خلق köküdür. Bu kökten üç önemli kelime doğar : Halk, yaratmak, yaratılış, dış görünüş, beden. Hulk, iç yaratılış, karakter. Dolayısıyla Kur'an dilinde insanın iki yönü vardır : Halk, beden, dış yapı. Hulk, ruhî ve ahlâkî yapı. Hz. Peygamber hakkında geçen, “Ve inneke le’alâ hulukin azîm.” (Kalem 68/4) ifadesi, “Sen büyük bir ahlâk üzeresin.” demekten daha derindir. Aynı zamanda “Sen yaratılışının en yüksek kıvamı üzeresin.” anlamını da taşır. Buradan önemli bir sonuç çıkar : Ahlâk, sonradan eklenen bir süs değil; yaratılışın doğru biçimde gerçekleşmesidir. Fıtrat ile Ahlâk İlişkisi Kur'an”da geçen “Allah’ın fıtratı...” (Rûm 30/30) ifadesi ile hulk arasında güçlü bir bağ vardır. Şöyle ifade edebiliriz : Fıtrat, potansiyel; ahlâk, o potansiyelin f...

KAVRAMLARIN METAMORFOZU

Kavramların Metamorfozu : Kur'an’dan Modern İdeolojilere Medeniyetler yalnızca kurumlar, hukuk sistemleri veya teknolojiler üretmez; her medeniyet aynı zamanda kendine özgü bir kavram dünyası inşâ eder. Kavramlar, düşüncenin hammaddesidir. Bir kavramın içlemi, kaplamı ve medlûlü değiştiğinde, sadece kelimenin anlamı değil; o kelime üzerine kurulan dünya tasavvuru da değişir. Bu çalışma, Kur'an’ın inşâ ettiği kavram dünyası ile modern ideolojilerin ürettiği kavram dünyasını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Nâs, millet, ümmet, kavim, halk, demos, nation ve benzeri kavramlar, çoğu zaman birbirinin karşılığıymış gibi kullanılmaktadır. Oysa aynı kelime, farklı medlûller taşıyabilir; aynı tercüme, farklı bir insan, toplum ve siyaset anlayışını gizleyebilir. Bu nedenle bu metin, kelimelerin değil; kavramların metamorfozunu incelemektedir. Amaç, kavramların tarih içinde geçirdiği anlam dönüşümlerini tespit etmek ve Kur'an’ın kavram örgüsünü, modern ideolojilerin kavram örgüsünden ay...

CEMAAT, CEMİYET, TOPLUM, TOPLULUK VE ÜMMET

CEMAAT, CEMİYET, TOPLUM, TOPLULUK VE ÜMMET I. Bölüm : Kavramlar ve Kur'an’ın Cemaat Tasavvuru İnsan, tek başına yaşayabilen bir varlık değildir. Doğar, büyür, öğrenir ve hayatını başkalarıyla birlikte sürdürür. Bu sebeple tarih boyunca insanlar farklı birliktelikler oluşturmuş; bu birliktelikleri ifade etmek için de çeşitli kavramlar kullanmışlardır. Bunların başlıcaları; toplum, topluluk, cemaat, cemiyet ve ümmettir. Günümüzde bu kavramlar çoğu zaman birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oysa her biri farklı bir insanî örgütlenme biçimine işaret eder. Toplum, aynı coğrafyayı, tarihi ve kamusal hayatı paylaşan insanların oluşturduğu sosyal bütündür. Topluluk, belirli bir amaçla veya tesadüfen bir araya gelmiş insan grubudur. Bir otobüs durağında bekleyen insanlar da bir topluluktur; fakat cemaat değildir. Sosyolog Ferdinand Tönnies, insan birlikteliklerini iki temel tipe ayırır : Gemeinschaft (cemaat) ve Gesellschaft (cemiyet). Ona göre cemaat; organik, sıcak, samimi ve güvene dayalı...

KÖKLER VE DÖNÜŞÜMLER

KÖKLER VE DÖNÜŞÜMLER : ANTİK FELSEFEDEN TEOLOJİYE İNSANIN (İÇSEL) ARAYIŞI Giriş : Kavramların Değil, İdrakin İzinde Bu yazının amacı, dinler ve felsefeler arasında kesin etki ilişkileri kurmak veya tarihî hükümlerde bulunmak değildir. Amaç; insanlığın ortak hakikat arayışında ortaya çıkan bazı kavramların ve onların arkasındaki idrak biçimlerinin izini sürmektir. Diller farklıdır, kavramlar zamanla değişir, medeniyetler yükselir ve yıkılır. Fakat insanın hakikati, iyiyi, kötüyü, özgürlüğü ve kendi varlığını anlama çabası süreklidir. Bu sebeple yalnızca kavramların tarihini değil, o kavramlara hayat veren düşünce ve idrakin tarihini de okumaya çalışmak gerekir. Bu arayış bizi, 19. yüzyılın dikkat çekici Alman düşünürlerinden Bruno Bauer’e (1809-1882) götürmektedir. Karl Marx’ın gençlik yıllarındaki hocalarından biri olan Bauer, Yeni Ahit ve Hristiyanlığın doğuşu üzerine alışılmışın dışında yorumlar geliştirmiştir. Ona göre Hristiyanlık yalnızca Yahudi geleneğinin devamı olarak değil, He...

ZİKİRDEN İNŞÂYA

Zikirden İnşâya Dînî Düşüncenin Fosilleşmesi ve Rabbin Terbiye Metodu Kur'an’ın temel amacı, Allah hakkında yeni bilgiler vermek değildir. Onun temel amacı, insanın Rabbin sürekli devam eden fiillerini fark edecek bir şuura ulaşmasını sağlamaktır. Bu sebeple Kur'an kendisini en çok Zikir olarak tanımlar. Çünkü insanın en büyük problemi bilgisizlikten önce gaflettir. Gaflet, Allah’ın hayattan çekilmesi değildir. Allah daima Hayy’dır, Kayyûm’dur; daima Fâildir, daima Rab’dir. Gaflet, insanın Rabbin sürekli devam eden rubûbiyetini fark edememesidir. Bu sebeple Kur'an’ın ilk işi bilgi yüklemek değil, insanı uyandırmaktır. “Oku!.”, “Düşünmez misiniz?!.”, “Akletmez misiniz?!.”, “Görmez misiniz?!.”, “Hatırlamaz mısınız?!.” hitaplarının ortak hedefi budur : İnsanı gafletten zikre, dağınıklıktan şuura taşımak. İşte dînî düşüncenin fosilleşmesi de tam burada başlar. İnsan, Kur'an’ın lafzını korur; fakat Kur'an’ın kendisini uyandırmasına izin vermez. Bilgi çoğalır; fakat farkı...

ÖZGÜRLÜK NASIL BİR HAK?!.

Özgürlük Nasıl Bir Hak?!. Kur'an Perspektifinden Rubûbiyet, Ubûdiyet ve İnsan İradesi Giriş Özgürlük, modern dünyanın en çok konuştuğu kavramlardan biridir. Siyasetten hukuka, ahlâktan eğitime kadar hemen her alanda özgürlük temel bir hak olarak kabul edilir. Hatta çoğu zaman insan, “özgür bir varlık” olarak tanımlanır ve diğer bütün haklar bu kabul üzerine inşâ edilir. Fakat şu soru yeterince sorulmaz : Özgürlük nasıl bir haktır?!. Özgürlük gerçekten sınırsız mıdır, yoksa sınırları olan, verilmiş ve amacı bulunan bir hak mıdır?!. Bu soruya verilecek cevap, insanın nasıl tanımlandığına bağlıdır. Çünkü insanın mahiyeti anlaşılmadan, özgürlüğün mahiyeti de anlaşılamaz. Modern düşünce çoğunlukla özgürlüğü insanın ontolojik başlangıç noktası olarak kabul eder. Kur'an ise meseleye bambaşka bir yerden başlar. O, önce Allah’ı Rab, insanı ise kul olarak tanımlar. Önce Rubûbiyeti, sonra ubûdiyeti; önce yaratılışı, sonra sorumluluğu; önce fakrı, sonra özgürlüğü anlatır. İşte bu yüzden Ku...