ŞEYTAN İNSANIN NEYİ OLUR?!.

İnsanın İçsel Mücadelesi : Kur’ânî Psikoloji

İnsanın iç dünyası sürekli bir gerilim alanıdır, arzular ve sınırlar, potansiyel ve farkındalık, günah ve sorumluluk arasında bir denge kurmaya çalışır. Kur’ân, bu gerilimi hem kıssalar hem de açık ifadelerle ortaya koyarak insanın içsel mücadelesine ışık tutar.

33/72 âyetinde insanın üzerine yüklenen emanetten söz edilir. “Şüphesiz biz emaneti (ahlâkî sorumluluğu) göklerin, yerin ve dağların üzerine sunduk; ama onlar onu taşımayı reddedip ondan korktular. Fakat insan onu taşıdı; o gerçekten zâlim ve cahildi.” Emanet, insanın taşıması gereken ahlâkî sorumluluk ve irade kapasitesini temsil eder. İnsan, bu kapasiteyi kabul ettiği için hem iyilik hem de kötülük potansiyeliyle donatılmıştır. Âyetteki “zalûmen cehûlâ” ifadesi, insanın kendi potansiyeline haksızlık etmesi ve kapasitesinin farkında olmaması anlamına gelir.

Âdem ve Mûsâ kıssaları, insanın hatasını doğrudan kendisine yüklediğini gösterir. Âdem : “Rabbimiz, kendimize zulmettik” (7/23) derken, Musa : “İnnî zalemtü nefsî” (28/15) der. Her iki örnek de hata ve günahın dışsal bir varlıktan değil, insanın kendi iradesi ve içsel eğilimlerinden kaynaklandığını gösterir.

Kur’ân’daki şeytan, insanın kötülük üretme kapasitesinin kişileştirilmiş anlatımıdır; vesvese ise bu kapasitenin içsel gerekçelendirme ve kendini ikna etme sürecidir. Günah ve hata, insanın iradesiyle ortaya çıkar; dolayısıyla sorumluluk tamamen insandadır, sorumluluğu bi başkasına yükleyemez. İnsan kendi potansiyeline haksızlık ettiğinde ve kapasitesinin farkında olmadığında, zalûmen ve cehûlâ ile kendi içindeki şeytanı, gerçekte kendisi yaratır.

Ölümsüzlük arzusu, Âdem kıssasında sunulan tekliften bu yana insanın sürekli peşinde olduğu bir arayıştır. İnsan bunu malla ve sosyal ölümsüzlükle arar/aramakta; ancak gerçek ölümsüzlüğü hiçbir yolla bulamamakta. Bu arayış, insanın kendi sınırlarını ve kapasitesini yeterince bilmediğinin de bir göstergesidir.

Sonuç olarak Kur’ân, insanın iradesiyle yaptığı seçimlerin sorumluluğunu vurgular. Hata, günah ve kaypaklık insanın kendi içsel eğilimlerinden doğar. Sorumluluk, dışsal bir varlığa değil, doğrudan insana aittir. İnsan en büyük düşmanı olarak, kendi içsel eğilimlerini ve farkındalık eksikliğini görmeli, ahlâkî bilinç ve irade gücüyle kendi potansiyelini doğru bir şekilde gerçekleştirmelidir.

Bu yazı, - kesin yargı vermez - insanın yaptığı kötülüğü “dışsal bir güç olan şeytana” yüklememesini (bizzat sorumluluğu kendisinin yüklenmesini) ve mesnetsiz gerekçe üretmemesini ve şeytanı bi kez daha düşünmeyi amaçlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP