DÜNYA HAYATININ HAKİKATİ
Dünya Hayatının Hakikati
İnsan hem bedenî hem ruhî bir varlıktır; beden ağırlığı, ruh ise hafifliği taşır. Dünya hayatı, insanın fitnesidir; burada her bir insan, ilâhî üflemenin potansiyeliyle bilinç kazanma yolunda sınanır. Hakikatin ateşi insanı yakmaz; yakılan, onun yükleridir : günahları, kibri, tamahı, alışkanlık hâline gelmiş vehimleri; yanan insanın özü değil, sadece bedensel ve ruhsal fazlalıklarıdır. Yanan yükler hafifledikçe, ruhun hafifliği ve nûr açığa çıkar; insan uçar ve semâya yakınlaşır. Bedene ve dünyaya yatırım yapanlar, üstelik bunu günahla yapanlar, yükleri ağır olanlardır; bunlar dünya hayatına çakılırlar = ehlede ilel ard, yani âhiret bilincinden yoksun yaşarlar ve esfele sâfilîn zümresine dahil olurlar. Burada, toprağın üstünde yaşayan bu nankörlerin belki de çoğu, ötede toprak olmayı ve topraktan daha da aşağı düşmeyi arzulayacaklar. (Bknz. 78/40) Esfele sâfilîn olmaklığın fiilî ispatı (göstergesi) bu olsa gerek.
Dünya fitnesinde mal ve evlât, insanı sınayan en yoğun unsurlardır (Bknz. 64/15); bunlar mihenk taşları gibi, insanın karakterini, niyetini ve kulluk derecesini ölçerler. Bu sınamayı bizzat tatmak, Kur’ân’da ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ ile ifade edilir; her insan burada kendi fitnesini tecrübe eder, acıyı ve tatlıyı bir arada yaşar. Dünyada fitnenin/imtihanın (acının) küçücük payını tadanlar ve başarı gösterenler âhirette tatlıyı tadacak; tatmadan kaçınanlar ise gerçek acıyı tecrübe edeceklerdir.
İnsanın yükü, bedene yapılan gereksiz veya aşırı yatırımla da artar; bedenine ve dünyaya yatırımı günahla çoğaltanlar, hafifleyemez, hakikate yak(ın)laşamaz, semâya yükselemez. Ötekiler : bedenî arzularını aşan, ruhî potansiyelini açığa çıkaran ve gereksiz yüklerini atarak nefislerini arındıranlar hafifleyip uçar, mutluluktan semâya yükselirler. Bu süreç, tezekkî veya zekât ile somutlaşır. Onların verdikleri mallar nefislerini arındırır ve insan, bu ağır yüklerinden kurtularak hakikatin nûruyla tanışır.
Dünya, hem fitne alanı hem mihenk taşıdır. Burada insan ölçülür, sınanır ve arınır. Hakikatle yüzleşmenin acısı, küçük bir tat olarak deneyimlenir; ruh, yüklerinden arınmış hâlde özün hafifliğini ve nûrunu açığa çıkarır. Dünya hayatını sadece bedene ve dünyaya yatırım yaparak ve gününü gün ederek geçirenler, dünyaya çakılı kalanlar = ehlede ilel ard, yani âhiret bilincinden yoksun yaşayanlar yere çakılırlar.
Tekrar ediyorum. Ağır yüklerinden ve günahlardan arınmış olanlar uçar, - günah ağır yüktür, - mutluluktan semâya yükselir ve hakikatin nûruyla buluşur/tanışır, yükü hafifleyen ruh, semâyla akraba olur; yükü ağır olan, toprağa yatırım yapan ve sürekli toprağın üzerinde yaşayacağına inanan nankörler ise ölünce, en/çok aşağı düşmeyi = esfele sâfilîn olmayı (bile) arzulayacaklar.
Not : Bu yazı dünyayı küçük, hor gören, küçümseyen bir yazı değil; aksine dünya hayatını iyi ve doğru değerlendirmeyi önemseyen ve önceleyen bir yazı. Bu yazı, buradaki yaşam/hayat, bize verilmiş SON FIRSAT, bu fırsat iyi değerlendirilmez de ÇARÇUR edilirse, KAYIP ÇOOK BÜYÜK olacak, demek için yazılan bir yazı.
Yorumlar
Yorum Gönder