UNUTMA/NİSYAN VE HATIRLAMA/ZİKİR

Unutma/Nisyan ve Hatırlama/Zikir : Kur’ânî Perspektif

İnsanın varlığı, Kur’ân’a göre hatırlamak için vardır. “Ekimis salâta liZikrî” (20/14) âyeti, hayatın merkezini ve tüm ibâdetlerin amacını açıkça ortaya koyar. İnsan, her işini, her eylemini, her düşüncesini Allah’ı hatırlamak için yapar. Bu merkez kayarsa unutma başlar, merkez sağlam kalırsa hatırlama gerçekleşir ve hayat anlam kazanır. Bütün hayat, ibâdetler ve fiiller, O Merkeze = Tevhîde hizmet eden hatırlamalardır.

İnsan, çoğu zaman, belki de her zaman kendisi için en cazip olan şeye meyleder; neyi değerli bulursa ona yönelir ve diğerlerini geri plana atar. Bu eğilim, unutmanın temel nedenlerinden biridir. İnsan çok şey bilse bile, merkeze/tevhîde değer vermezse, dikkati ve sevgisi başka yönlere kayar ve unutma kaçınılmaz olur.

Kur’ân’daki Âdem kıssası bunu somutlaştırır. Âdem’e (= bize) tüm isimler öğretilmişti (2/31), bilgi tamdı, fakat cennette Emr unutuldu (20/115), ağaç Âdem’e, Emrden daha cazip geldi. Buradaki unutma, bilginin silinmesi değil, merkezin kayması ve arzunun Emrin önüne geçmesidir. İnsan merkeze değer vermediğinde, ona en çok cazip gelen şeyi/şeyleri takip etmeye başlar; bu cazibe, merkezi şaşırtır; fiil, irade ve değerler sapar ve insan zulme ve adâletsizliğe yönelir. Bu, çağın hastalığıdır ve modern insan bu hastalıktan muzdariptir.

Şeytan, çoğu zaman doğrudan eylem yaptırmaz; unutmayı tetikler ve merkezin kaymasını sağlar. Mûsâ’nın balığı unutması (18/63) veya Mûsâ-Kıptî olayı, insanın dikkat ve irade sınırlarını gösterir. Bu kıssalarda unutmanın sebebi bilgi eksikliği değil, merkezin başka şeye yönelmesidir.

Unutmanın ahlâkî boyutu, merkez kayması şeklinde olur, merkez kayınca da insan zulme, adâletsizliğe ve şirke sürüklenir. Kur’ân bunu sürekli uyarı ile gösterir : “Allah’ı unutanlar gibi olmayın; Allah’ı unutanlara Allah da kendilerini unutturur.” (59/19.)

Çözüm, hatırlamadır = zikrdir. Zikr, unutmanın karşıtıdır ve insanın değer merkezini sabitler. Zikr, yalnızca ritüel değil, varlığın temel fonksiyonudur. Bu yüzden ibâdetler, her iş, her eylem Allah (rızası) için olmalıdır. İnsan, Allah’ın dinine/emrine bağlı kaldıkça hayatı anlam kazanır; unutursa (hayatı) sapar. Kur’ân’ın kendisini “Zikr” olarak adlandırması insanın merkezde/dinde sabit kalabilmesi içindir ve yönünü/kıblesini şaşıranlar ve merkezini dağıtanlar, (Rableri olan Allah’ı) unutanlardır.

...

Öğrenme de hatırlama ekseninde anlam kazanır. Öğretmen bilgiyi canlı olarak hatırlayamıyorsa, öğrenciyi merkeze ulaştıramaz; sadece aktarma/nakil yapar. Gerçek öğrenme, bilgiyi doldurmak değil, merkeze odaklanmayı hatırlatmaktır. Peygamberler müzekkir, yani hatırlatan olarak gönderilmişlerdir; bu, öğrenmenin özü olan hatırlamayı merkeze koyar.

Âdem’in kıssasında görüldüğü gibi, Âdem’e bilgi verilmişti fakat Onda merkez kaydı; tövbe edecek kelimeleri bile unuttu. (2/37) İnsan çok şey bilir ama daha cazip bir etki ona her şeyi unutturabilir. Bu etki, arzular, keyfiyet veya şeytani etkiler olabilir. İnsan hayatında ne merkezdeyse ve ne önemliyse sürekli o hatırlanır. İnsan, sürekli Allah’a Ekber = En Büyük, En Önemli Allah, der ama O’nun yerine/önüne başka şeyleri koyar, O’nu unutur.

Mûsâ kıssasında Mûsâ’nın genç yaşta bir Kıptîyi öldürmesi ve o ma’lum yolculukta genç arkadaşının balığı unutması, insanın dikkat ve irade sınırlarını gösterir. Merkeze değer vermeyen insan, daha cazip olana yönelir ve diğer işaretleri (diğer şeyleri) unutabilir.

Sonuç olarak, insan çok şey bilse de unutmaya meyilli bir varlıktır. Allah unutulduğunda bilgi, irade ve değerler eş zamanlı olarak sapar; zulme ve adâletsizliğe yol verilir. Kur’ân, hatırlatıcıdır; zikr ile insanın merkezini korur ve hayatının anlamını yeniden kurar. Hayatın tüm eylemleri ve ibâdetler O’na, O’nun için yapılır; O unuttuğunda düzen = din bozulur, zulüm ortaya çıkar. Kur’ân O’nu sürekli hatırlatan, O’nu hayatın merkezine koyan Zikrdir.

Bu eksenden bakınca, “Allah-u Ekber” de yalnızca bir söz değil, EN VE TEK CAZİP MERKEZ çağrısıdır. Bu merkez kaydığında arzular ve geçici değerler cazip hâle gelir, unutma başlar. “Allah-u Ekber”, O’nun büyüklüğünü ve cazibesini fark etme ve hayatın merkezine SADECE O’nu koymadır. Bu, unutmayı önleyen ve merkezin cazibesini yeniden kuran en güçlü hatırlatma ifadesidir.

Bütün bu kıssalar, psikoloji ve ibâdetler, unutma ve hatırlama ekseninde birleşir. İnsan O Merkeze (= Allah’a = Allah’ın dinine/emrine) bağlı kaldıkça var olur; unutursa kaybolur. Bu yüzden Kur’ân, hayatın merkezine Zikri koymuş ve Zikri unutmanın panzehiri yapmış; ve çağlar değişse de değişmeyen gerçek için “bilmiyorsanız zikir ehline sorun = fes’elû ehle-z zikri in küntüm lâ te’alemûn.” demiştir. (Bknz. 16/43.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP