ÖZGÜRLÜK, BAŞIBOŞLUK VE SORUMLULUK

Özgürlük, Başıboşluk ve Sorumluluk

Batı, hem kendi batıyor hem de batırıyor; Doğu ise hâlâ uyuyor ve battığının farkına varmıyor.

Özgürlük çoğu zaman salt dış baskılardan bağımsız olarak istediğini yapabilme yetisi olarak anlaşılır. Batı felsefesi ve liberal düşünce bu tanımı merkeze alır. Liberalizm, bireyin kendi arzularını, çıkarlarını ve değerlerini merkeze koyabilmesini özgürlük olarak görür; toplumsal ve ahlâkî sınırlar ancak rıza ve sözleşmeyle belirlenir. İnsan burada kendi “iç tanrısı” ile baş başadır ve herkes kendi merkezinde birer otorite hâline gelir. Görünüşte seçim özgürdür, dış baskı yoktur, ama bu özgürlük çoğunlukla çatışmalı, parçalanmış ve ölçüsüzdür; her bireyin merkezi başkasının merkeziyle çatışır ve gerçek yön, istikrar ve anlam çoğu zaman kaybolur.

Hayek’in özgürlük anlayışı da buna paraleldir; onun için özgürlük, bireyin dış müdahaleden bağımsız hareket edebilmesidir ve piyasanın veya sosyal düzenin mekanizmaları, bireyi yönlendirmeden seçimlerini mümkün kılar. Ancak özgürlük sadece “dış baskı yokluğu” ile sınırlı olduğunda, birey kendi arzularının ve eğilimlerinin esiri hâline gelebilir. Seçim vardır ama anlam ve yön eksiktir; sorumluluk çoğunlukla görünüşte kalır. Hümanizm de benzer bir eğilim taşır. İnsan merkezlidir, kendi değerini kendi belirler, kendi yaşamının ölçüsü kendisidir. Özgürlük, burada kişinin kendi iradesine dayalı kendini gerçekleştirmesiyle eşleşir. Ancak arzulara dayalı seçimler, ölçüsüz ve keyfî olduğunda başıboşluk ve sorumsuzluk riski büyüktür. Bu Batı perspektiflerinin ortak noktası şudur : Özgürlük, görünürde seçim yetisi ile tanımlanır, ama merkezin doğruluğu veya hakikate uygunluğu çoğu zaman sorgulanmaz. Bu nedenle Batılı özgürlükte, herkes kendi hevâsının tanrısıdır ve bu çoklu merkezler çatışır; hem toplumsal hem içsel düzensizlik kaçınılmaz olur.

Bu noktada ilâhehû hevâ durumu kritik bir örnek oluşturur: Kişi kendi arzularını merkeze koyar, kendi ilâhını yaratır ve seçimlerini buna göre yapar. Batı’da ve modern liberal anlayışta, bu durum görünüşte özgürlüğün zirvesi gibi görülür. İrade tamamen özneye aittir; dış otorite yoktur. Ama bu özgürlük çoğu zaman yanılsamalıdır, çünkü merkez = yönlendirme arzulara dayalıdır ve doğruluk veya hakikate bağlılık söz konusu değildir. Özgürlük, burada başıboşluk ve keyfîliğe çok yakındır; birey kendi iradesinin esiri hâline gelir ve sorumluluk çoğunlukla boş bir kavram olur.

Tevhîdî perspektifte ise özgürlük bambaşkadır. En yüksek ilke aşkın bir referans olarak Tanrı’dır ve “Lâ ilâhe illâllah” ifadesi, bu otoriteyi merkeze koymayı temsil eder. Bu seçim, irade açısından sabit bir merkez sağlar; dış baskı ve keyfîlik riski ortadan kalkar. Burada sorgulama, merkezin kendisine değil, insanın onu anlamasına ve içselleştirmesine yöneliktir. İnsan, iradesini hakikate göre merkezler ve gönüllü kullukla özgürleşir. Bu, özgürlüğün gerçek zirvesidir: irade hem merkezlidir hem sorumlulukla bütünleşmiştir; seçimler anlamlıdır ve başıboşluk ortadan kalkmıştır.

Batı’daki ilâhehû hevâ ile tevhîdî gönüllü kulluk arasındaki fark, özgürlüğün hakikî doğasını ortaya koyar. Batıda herkes kendinin tanrısıdır; çoklu merkezler vardır ve çatışır, özgürlük görünüşte var olur ama başıboşluk, sorumsuzluk ve keyfîlik kaçınılmazdır. Tevhîdî perspektifte ise özgürlük, tek bir merkezi, bilinçle seçmek ve ona bağlı olarak yaşamak demektir. Bu bağlamda insan, hem içsel hem toplumsal olarak istikrarlı, bilinçli ve sorumlu bir özgürlük yaşar.

Tesbit : Batılı özgürlük anlayışında başıboşluk, sorumsuzluk ve keyfîşik riski yüksektir. İlâhehû hevâ durumu, özgürlüğü görünürde zirveye taşır, ama hakikatte keyfî ve yönsüzdür.

Çözüm ve öneriler :

1. Merkezin bilinçle seçilmesi : Özgürlük, rastgele arzulara dayanmamalı; birey, değer ve ilkeyi içselleştirerek merkezini belirlemeli.

2. Sorumluluğun içselleştirilmesi : Seçimler ve eylemler yalnızca bireye değil, topluma ve ilkeye karşı da sorumlulukla bütünleştirilmelidir.

3. Sorgulama ve bilinç geliştirme : Gönüllü kulluk, eleştirel düşünmeyi dışlamaz; aksine merkezin/merkezî otoritemin anlaşılmasını ve benimsenmesini sağlar.

4. Toplumsal uyum ve rehberlik : Bireysel özgürlükler, toplumsal ölçü ve rehberlik ile desteklenmeli; çoklu merkezler çatışmasına karşı koordinasyon sağlanmalıdır.

Sonuç olarak, Batı’daki özgürlük anlayışı çoğunlukla görünüştedir ve başıboşluğa yol açar. Tevhîdî perspektif ise bilinçle seçilmiş bir merkeze dayalı, sorumlulukla desteklenmiş, anlamlı ve istikrarlı bir özgürlüğü mümkün kılar.

Ve net olarak tekrar etmek gerekirse : Batı, batırıyor; Doğu hâlâ uyuyor – ama Doğuyu uyandıracak olan, dış güçler değil; kendi iradesini bilinçle merkeze bağlayan bireylerin kararlı ve sorumlu adımlarıdır. Lâ ilâhe illâllah dediğimizde, irademizi = verdiğimiz kararı ve pratikleşmiş hayatımızı bir kez daha kontrol edelim!. = Yaşadığımız hayat bu sözün içini dolduruyor mu, yoksa bu sözün içi boş mu?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP