AFV VE MAĞFİRET GECESİ
Afv ve Mağfiret Gecesi
Kadir Gecesi’nin tam vakti bilinmemekle birlikte — inşallah bu geceyi tam vaktinde idrak edebiliriz — bu gece, öncelikle bir afv ve mağfiret gecesidir. Bu yazı, bu geceyi hangi psikoloji içinde ve hangi anlayışla değerlendirdiğimize dair birkaç hususa değinmektedir.
Önce yetişme tarzımızdan söz etmek gerekir. Modern eğitim öğretim sistemi, kısacası modern hayat, bizi çoğu zaman tüketmeye ve istemeye programlanmış bir ruh hâli içinde yetiştiriyor. Bu yüzden pek çoğumuz Kadir Gecesi’ni Rabbimizden daha çok şey isteme gecesi olarak görüyoruz. Namazlarımızın sonunda ellerimizi açıyor ve “Yâ Rabbî şunu ver, bunu ver” diye isteklerimizi sıralıyoruz.
Oysa bu gecede öncelikle yapmamız gereken şey istemek değil, arayı düzeltmektir.
Sanki zihnimizin arka planında şöyle bir kanaat var : Rabbimizle aramız zaten iyi. Bu yüzden de O’nun cömertliğine güvenerek daha çok istemekte bir sakınca görmüyoruz.
Yıl 365 gün. Sanki 364 gün Rabbimizle aramız iyi de bir gün (Kadir Gecesi) O’nun cömertliğine güvenerek daha çok talepte bulunuyoruz. Oysa çoğu zaman gerçekte tam tersi oluyor. Çünkü biz yılın büyük bir kısmında O’nun söylediklerini yapmayarak O’nunla aramızı bozuyoruz. Bu yüzden bu geceyi istek gecesi değil, barışma gecesi olarak görmemiz gerekiyor.
Sanki O’na hiç nankörlük etmemişiz gibi, yüzümüz kızarmadan ve üst perdeden taleplerimizi bir bir sıralıyoruz. Oysa Zümer Sûresi’nin 7. âyeti bize şu hakikati hatırlatır : “Eğer nankörlük ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir. Fakat O, kullarının nankörlüğüne razı olmaz; şükrederseniz sizden razı olur.”
Bu gecede öncelikle yapmamız gereken, pişmanlığımızı O’na arz etmektir.
Yâ Rabbî! Sana gereği gibi kulluk edemedim. Nefsime zulmettim. Bu gecenin hatırına beni bağışla, diyebilmektir.
Kısacası, O’nunla barışmaktır.
O’nunla barışmadan O’ndan bir şeyler istemek ise kelimenin tam anlamıyla yüzsüzlüktür.
Ne yazık ki biz çoğu zaman bu gecenin fırsatını fırsatçılığa çeviriyoruz.
Modern hayatın ruhu bizi çoğu zaman daha fazlasını isteyen, fırsat kollayan ve doyumsuz bir psikolojiye alıştırdı. Bu psikoloji Kadir Gecesi’ne bile yansıyor. Sonunda ortaya şöyle bir din anlayışı çıkıyor, şöyle bir din anlayışı oluşuyor : 364 gün kirlen, bir gece temizlen. 364 gün ruhunu günahla doldur, bir gece boşalt. Sonra da tekrar aynı döngüye dön.
Oysa Kadir Gecesi’nin asıl anlamı bu değildir. Bu gece, yoldan çıkmış olanların yeniden yola girmesi ve bir daha yollarını kaybetmemeleri için ilâhî bir başlangıç fırsatıdır.
Kur’an, Allah Rasûlü’nün kalbine bu gecede inmeye başlamıştır. Bu sebeple bu geceyi Kur’an’la tanışmanın ve Kur’an’ı anlamaya başlamanın gecesi olarak görmek; sonrasında ise ömrümüzün geri kalan günlerinde Kur’an’la ve Sünnetle — yani Allah Rasûlü’nün rehberliğiyle — yol yürümeye devam etmek gerekir.
Kadir Gecesi’nin hakikati şudur : Kadir Gecesi bir gecelik temizlik değil, bir ömürlük yön değişikliğidir.
Yorumlar
Yorum Gönder