HAYATIN DEĞERİ

Hayatın Değeri

Hayat, insan için hem korunması gereken hem de anlamlandırılması gereken en önemli alanlardan biridir. Ancak hayatın değeri, mutlak bir sabit değil; kişinin değer hiyerarşisine, iman düzeyine, ölüm bilincine ve psikolojik eğilimlerine bağlı olarak değişir.

1. Hayatın Göreceli Değeri

Kişi için en değerli varlık, hayatını anlamlandıran odaktır.

• Eğer hayatta en değerli varlık, vatansa, evlâtsa; hayat, vatanın, evlâdın korunması için araç hâline gelir.

• Eğer hayatta hayattan başka değerli bir şey/değer yoksa, hayat en üst değer hâline gelir.

Bu bağlamda, değerler uğruna hayatını riske atmak (fedâ etmek) mümkündür; ancak bu intihar anlamına gelmez, çünkü hayat ve ölüm, İlâhî iradeye tâbîdir. Ölümün zamanını kişi belirleyemez; fedâ cesareti de sadece değer uğruna risk almayı ifade eder.

2. Fedâ ve İman İlişkisi

Fedâ sınırı, kişinin iman düzeyiyle doğrudan ilişkilidir. İman, kişinin ölümden korkmamasını, hayatı değerleri için ciddiye almasını ve fedâ cesaretini kazanmasını sağlar.

• İbrâhîm değerleri uğruna evlâdını fedâ etmeyi göze almıştır.

• Fedâ, ölüm arayışı değildir; ölüm İlâhî izne tabidir.

• Fedâ cesareti, imanla mümkündür; iman yoksa hayat = hayatta kalmak en üst değer olarak korunur, fedâ imkânsızlaşır.

3. Ölümden Korkmamak ve Hayatın Ciddiyeti

İman sahibi insan, ölümden korkmaz; çünkü ölüm, nihâî belirleyici değildir. Bu bilinç, hayatı daha ciddiye almayı sağlar. Bu kişilere :

• Değerleri için hayatı riske almak korkutucu gelmez.

• Hayat, putlaştırılmaz; korunur ve yönlendirilir.

• Ölüm tehdidi, kararları belirle(ye)mez; risk olarak algılanır, tehdit olarak değil.

Bu anlayış, şehitlerin “ölümsüzlüğünü” açıklar. Onlar, hayatı değerler üzerinden ölçerler ve ölümün kontrolünün üzerlerinde olmadığını bilirler. Hayat, onlar için hem ciddiyet kazanır hem de putlaştırılmaz.

4. Dünya Hayatı ve Tasavvuf

Tasavvufun bazı kesimlerinde dünya hayatı küçümsenir; ancak bu, yaşamın değerini reddetmek değildir.

• Dünya, önceliği yanlış bağlarda olanlar için problem üretir.

• Hayatın gerçek değeri, onu sonsuzluk perspektifiyle ve değerler uğruna yönlendirerek kullanmaktan gelir.

Dünya hayatı çoook değerlidir; çünkü sonsuzlukla irtibat kurulan tek sahadır. Bu bilinç, hayatı küçümsemek yerine onu arındırır ve derinleştirir.

5. İnadına Yaşamda Kalma ve Âcile Psikolojisi

Modern insanın çoğu, inatla yaşamda kalmayı öncelik hâline getirir. Bunlar, hayatı kendisi için nihâî değer yapar. Bu, şu psikolojiyi doğrurur :

1. Yakın olanın cazibesi : “Âcile” yani peşin ve görünür ödül, onlar için çekicidir.

2. Erteleme hatası : Sonsuz olan (âhiret, yüksek değerler) uzak görünür ve ertelenir.

3. Hayatın putlaştırılması : Hayatın araç olduğu unutulur; hayat kendi başına nihâî amaç/hedef hâline gelir.

Bu psikoloji, fedâ cesaretini köreltir ve değerler uğruna risk alma kapasitesini düşürür.

İnandığı değerler uğruna hayatını riske atabilen, fedâ cesareti gösterebilen kişi ise :

• Ölümden korkmaz.

• Hayatı değerler için ciddiye alır.

• Hayatı putlaştırmaz.

• “Âcile”nin cazibesini kırmış olur.

Yani, inatla yaşamda kalma ve âcile anlayışı, kişinin değer-hayat dengesinin yanlış kurulmuş hâlidir; iman, fedâ ve bilinçli yönelimle bu denge düzeltilebilir.

6. Kıyâme 36 ve Hayatın Anlamı

Kıyâme Sûresi 36. Âyet : اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى = “İnsan, kendi başına bırakılacağını mı sanır?!.” Bu, hayatın anlamı açısından çok net bir uyarıdır.

• Südâ, ihmal edilmiş, başıboş bırakılmış olmayı ifade eder.

• İnsan, hayatı anlamsız ve değersiz bir şekilde sürdürmek üzere bırakılmış değildir.

• Hayatın değeri, değerlerle ve sorumlulukla şekillenir; ölüm ve fedâ bilinciyle de derinleşir.

Südâ hâlindeki insan : "Hayat, hayat içindir. Hayatını yaşamaya bak. Bir daha mı geleceksin bu dünyaya?!." der.

Bu âyet, anlamsızlık ve değerden bağımsızlık psikolojisine karşı doğrudan bir uyarıdır. Hayat, yaşanmalı, ama yaşanan hayatı hayattan daha yüce değerler yönlendirmelidir.

7. Keskin Formül

Hayat, değerlerin korunması için en önemli araçtır; hatta değerler uğruna fedâ edilebilmelidir. Fedâ cesareti intihar değil, İlâhî izne teslimiyetle mümkündür. Ölümden korkmayan insan, hayatı ciddiye alır, ama onu putlaştırmaz. Dünya hayatı çok değerlidir; doğru bağlarla yaşandığında hem anlam kazanır hem derinleşir. İnadına yaşamda kalma ve âcile anlayışı ise, değer-hayat hiyerarşisinin yanlış kurulmasının işaretidir. Hayatın anlamı, Kıyâme 36 ile hatırlatıldığı gibi, asla südâ (= başsız, değersiz, anlamsız ve boş) değildir. Yani, hayat, hayat için değildir. Geçici hayat, ebedî hayat içindir. Ölümden veya öldürülmekten korkanlar kendilerine “güvenli adalar” inşâ edebilirler ama en iyi korunaklarda (= sığınaklarda, korunaklı şatolarda) da olsalar ölümden kurtulamazlar.

"Kolladığım can değil, din." İmam Hüseyin. 

"Sen de öleceksin, onlar da. Sonra da kıyâmet gününde Rabbinizin huzurunda hesaplaşacaksınız." (39/30-31.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP