ACIKMAK
Acıkmak : Açlık hissetmek.
Nasıl bir duygudur veya bilgidir bu acıkmak?!.
Acıkınca, acıktığımızı biliriz ve bişeyler yemek arzusu hissederiz.
Bu bilgiyi veya duyguyu bize kim öğretmiştir?!.
Acıkınca, yiyecek bişeyler bulamasak, ne yapardık?!.
Açlıktan ölürdük.
Yiyeceklerimizi bize kim veriyor?!.
Toprak. (mı?!.)
Toprağa bu “gücü” (= yiyecek yetiştirme/verme gücünü) kim veriyor?!.
Gök mü?!. = Yağmur mu, Güneş mi?!.
Gökteki bu güç nereden geliyor?!.
Sorular, sorular, birbirini kovalayan sorular.
Nerede durabiliriz?!.
Kime hamd (= teşekkür) edebiliriz?!.
Bize “üç kuruş” verene mi (= patronumuza, anamıza-babamıza mı), toprağa mı, suya mı, Güneşe mi, ...?!.
...
Aklı ve kalbi (= gönlü) acıkmayanlar (= sadece midesi acıkanlar), bu soruların “gerçek cevaplarını” veremezler. Bazıları da “benim sadık yârim, kara topraktır.” demekle yetinir. Biraz daha ipucu vereyim mi?!. “Goyun verdi, kuzu verdi, süt verdi. Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi. Gazma ile döğmeyince gıt verdi. Benim sadık yârim, kara topraktır.” Âşık Veysel Şatıroğlu (1894-1973)
Her âşık, her sorunun doğru cevabını bulabilir ve verebilir mi, ne dersiniz?!.
Acıkma, sadece midenin acıkması veya karnın guruldaması değil; vicdânî özdeki (kalpteki) “hassas tellerin de “fısıldamasıdır.”!.
Kalplerin katılaşması (= “qâsiyetül qulûb”), kalpteki hassas tellerin çürümesi; “vecilet gulûbuhüm” (8/2) ise, kalplerin ürpermesi = titremesidir.
Karınları acıkınca (= zil çalınca), kalpleri ürpermeyenler, orucun ve gerçek şükrün hazzı ile tanışamazlar; ve ‘ona-buna’ (?!) teşekkürü, gerçek şükür (= teşekkür) sanırlar.
“Benim dostum, yalnızca âlemlerin Rabbidir. O’nun dışındakilerin hepsi düşmanımdır. Beni yaratan ve yol gösteren. Beni yediren ve içiren. Hastalandığım zaman, Bana şifa veren. Beni öldürecek ve tekrar diriltecek Olan. Ve Din Günü yanlışımı bağışlayacağını umduğum O'dur.” (26/77-82.)
Yorumlar
Yorum Gönder