NANKÖR
Nankör : Yapılan iyiliği bilmeyen veya unutan. Kendine verilen ekmeğe kör olan. Farsça nan, ekmek; kör, kör. Kitâb’ta (= Kur’an’da) nankör, sadece Âdiyat Sûresinde le-kenûd olarak geçer. Kenûd, nankör; le, kesinlik/te’kid bildiren le. Âyetin başında inne de var. Beş yeminden sonra “inne-l insàne li-RabbiHî lekenûd. = Kesinlikle insan, Rabbine karşı nankördür.” (100/6.) denir.
“Ve o da buna tanıktır, şâhittir.” (100/7.) = وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يد
Neden?!.
“O, malı aşırı derecede sever. (de ondan.) = Ondaki mal sevgisi çook şiddetlidir. (de ondan.)” (100/8) وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ . Yine le var, le-şedîd.
Yaratıcımızı ve yaşatıcımızı = varlığımızı (= yaratılmamızı) ve varlıkta (= yaşamda) kalmamızı unuttuğumuz, dünyanın “oyuncakları” (= mal-mülk, makam-mevkî, konfor, vs.) ile oyalandığımız, oyun oynadığımız için nankörüz.
Nankörlüğünü bilmeyenlere de, cehl-i mürekkepte olduğu gibi, herhalde kenûd-ü mürekkep = mürekkep nankör den/ilebil/ir.
“...nesullahe, fe-nesiyehüm... = Allah’ı unuttular, Allah da onları ‘unuttu’!.” (9/67.)
Allah unutur mu?!.
Unutmaz.
Öyleyse bu ne?!.
Kinâye. Zıt anlam. Mefhûm-u muhâlifinden söylen/e/meyeni söyleme. = Allah sizi unutmaz, gereğini yapar.
Yorumlar
Yorum Gönder