TREN

Hayat akıyor ve bu akışı yönlendiren güç ya da güçler var. İslâm’ın (=Müslümanların) bu akışta gözle görülür bir etkisi yok, hâlbuki İslâm, hayata yön vermek, onu yönlendirmek için gelmiş!.

Bugün hayata yön veren, onu yönlendiren güçler batılılar; evet, dün İslâm’dı, Müslümanlardı ama bugün tek tek Müslümanlar da Müslüman ülkeler (toplum ve cemaatler) de maalesef yönlendiriliyorlar.

Neden?

İki nedeni var : 1) Müslümanlar İslâm’ın ana ilkelerini, değerlerini, İslâm’ın özünü bilmiyorlar. 2) Bildiğini sananlar da bu ilkeleri tarihteki/geçmişteki gibi aynen tekrar etmek ve dün yaşandığı gibi yaşamak istiyorlar.

İslâm’ın ana hedefi, Tek Allah’a kulluğu merkeze alarak bu dünyada ekonomik, toplumsal ve siyasî adâletin gerçekleşmesidir. Bunu da ortaya koyduğu dinî-ahlâkî ilkeler eliyle ve bu ilkelere uygun bir yönetim (hukuk/fıkıh) anlayışı ile yapar. İslâm, oluşturulacak ekonomik, toplumsal/sivil ve resmî/siyasal kurumları içinde yaşanılan hayatın ihtiyaçlarına göre oluşturur ama bu kurumlara dinî-ahlâkî ilkelerin yön vermesini ister, bu ilkeler kişileri de kurumları da bağlar.

Ekonomide önemli olan paylaşımdır; toplumda önemli olan insanî eşitlik, birlik ve beraberliktir; siyasette önemli olan ehliyet-liyakat ve toplumsal/sosyal sorumluluktur; eğitimde önemli olan, zihinlerdeki ve kalplerdeki dağınıklığı gidermek, insana iç huzur vererek ufkunu açmaktır; (iç ve dış) güvenlikte önemli olan, huzuru bozan güçleri bertaraf etmektir, vs...

Biz ne yapıyoruz? İslâm adına (İslâm’ın geçmişteki doğru yorumu adına) birbirimizle didişiyoruz. İslâm, anlaşılması o kadar zor bir din değildir; O’nun (İslâm’ın) ibadetler alanı hariç hayatın düzenlenmesinde hiçbir şekil şartı yoktur; İslâm, insanlar içinde bulundukları şartlara uygun araçlarını/kurumlarını oluştursunlar ama bu kurumları/araçları İslâm’ın ahlâkî/dinî ilkelerine uygun kullansınlar ister/istiyor; o (İslâm), bir ekonomik, siyasî, toplumsal model dayatmaz/dayatmıyor; bu konularda insanlar akıllarını devreye soksun istiyor. 

Biz Müslümanlar İslâm’a böyle sade bakmadığımız, ondan çeşit çeşit kelamî/teolojik (itikadî), fıkhî/hukukî yorumlar çıkardığımız için itikadî ve fıkhî mezheplere bölündük, bu bölünme hicrî II. asırda gerçekleşti, XII asır geçti, üstüne modern hayatın sorunları eklendi; kimimiz modernliği sorgusuz sualsiz kabul ettik, kimimiz hâlâ II. asra özeniyor, o hayata özlem duyuyor, velhasıl kendi aramızda böyle bölünmüş, kavga ederken, hayat treni akıyor, trend akışını sürdürüyor. Müslümanlar bu hâlde iken, bu akışı yönlendirmek ve akışa kapılmamak mümkün mü?

Eğer trendi (treni) istediğimiz yöne çevirmek, trendin akışına müdahale etmek istiyorsak, bugünü İslâm’ın ahlâkî/dinî kurallarına/ilkelerine göre yaşamalı, hukuku onlara uydurmalıyız; geçmiş hukuk (fıkıh) bugünün sorunlarını çözemediği gibi ayrılığa, bölünmeye ve kavgaya yol açıyor.

Kimimiz batının trenine biniyor (dinden uzaklaşıyor), kimimiz de o treninin arkasından aval-aval bakıyoruz!.

Acilen trene yön verecek olan Müslüman makinistlere ihtiyaç var!.

“Bindik bir alâmete, gidiyoz kıyâmete.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP