İNSAN
İnsan olduğumuzu biliyoruz ama insanın ne olduğunu bilmiyoruz. (Bilenlere sözüm yok.)
İnsan nedir?
İnsan kelimesinin iki kökten geldiği söylenir: Üns/Ünsiyet = Yakınlık ve Nisyan = Unutkanlık.
Sana hangisi yakın dense, unutkanlık derim, şunu da söylerim : Unutmamak için ünsiyet = yakınlık kurmak gerekir. Hele unutulmaması gerekeni unutmamak için, O'nunla çook yakın (beş vakit) ünsiyet kurmak (zikr, ibâdet etmek) şarttır. Bu ünsiyeti Ruh tarafımız kurar; beden tarafımız ise bizi buraya bağladığı için unutur, unutturur.
İnsanın klasik tanımı : beden ve ruhtan oluşan canlı. Beden topraktır, ama “tam ham toprak’ değil; o toprak, işlenmiş, suyla karılmış, ateş(t/l)e pişmiş ve havada kurutulmuş (hamein mesnun, salsâlin kelfehhâr, 15/Hicr, 26.) sonra da ete-kemiğe-kana dönüştürülmüş (dört unsurlu; içinde su, ateş ve hava da olan) bitopraktır = bedendir; bu toprağın rengine göre rengârenk insanlar vardır. Toprak, bedenin maddesi; onun bi de şekli/sûreti var; şekil/sûret olmazsa, şeyler birbirinden ayrılamaz. Saksının, kiremitin, tuğlanın vb. biçok şeyin yanında insanın da maddesi toprak; bunları birbirinden şekilleri/sûretleri ve yapıları (ruhları)! sayesinde ayırırız. İnsanın şekli/sûreti ‘insan şeklindedir’; bu şekli ona Rabbi vermiştir (haleqa fesevvâ 87/A'lâ, 2.); şekil, düzenlemedir. Eşya/şeyler, (beden de nihayetinde bişeydir/eşyadır ama insan sadece beden değildir) şeklen düzenlenir; hayat ise, dinen (din de bir düzenlemedir, hayatı düzenler) düzenlenir.
Her bir insanın şeklinde nüans farkı varsa da insan şeklini her insan, apriori (doğuştan) olarak bilir ve insanla bir başka şeyi (sözgelimi bir hayvanı/maymunu) kolayca ayırt edebilir.
İnsan bedenini, toprağın özel bir şekilde işlenerek düzenlenmesi ve insan şeklini alması olarak tanımlayabiliriz.
İnsan bedenine can veren, hayat veren ise ruhtur. Ruh hakkında çook az şey biliyoruz; ruhun maddesi ve şekli var mı?, bilmiyoruz. O, bedenimiz içinde gizli bir sırdır; onun sadece sınırlı etkilerini görebiliyoruz.
O, bedenimiz şekillenince içine üflenen ilâhî bir nefestir. (“ve izâ sevveytuhû ve nefehtu fîhi min Ruhî...” 15/Hicr, 29.)
...
Ruhla beden arasında nefis vardır. Nefis, insanın bedene (toprağa) ve ruha (ilahî nefese) doğru yolculuk etmesini (gitmesini) sağlayan ve bizi biz yapan “şey”dir; nefis de bi tür nefestir, nefs üzerine yazan filozoflar, sûfîler onu “ruhun bi parçası” sayarlar; nefs, ruha da bedene de meyillidir. Nefs/kişi, ruhu ihmâl ederek sadece bedenî arzularının (lezzet ve şehvet = hevâ) peşinden giderse, düşer, hayvanlaşır; bedeni ihmâl ederek sadece ruhî arzularının peşinden giderse, “tanrılaşır.”!.
Son cümle çarptı, şoke etti, farkındayım; açayım. İnsan için ruh, yüceliğin/ululuğun, kutsiyetin timsalidir; o ruhun içinde “maneviyat” vardır; bu maneviyatın içinde ilim dahil tüm kutsallıklar bulunur; burası insana sonsuz bir ufuk verir amma!! insan, bedenle bağını koparırsa ---ki onun zayıf/güçsüz yanıdır ve bu yan onu Rabbine bağlar, O'na muhtaç kılar--- zayıf olduğunu unutursa “uçar”, “kendinden geçer” ve kendini bişey zannetmeye başlar; ‘ben oldum, erdim, buldum’ der, hatta (Hallac gibi) ‘ben hakk’ım = enne-l hakk’ demeye başlar, (Firavun gibi) ‘ben sizin en yüce rabbinizim’; (Bistami gibi) ‘Hakk cübbemin altında’ demeye kalkar...
(Bu kadar büyük örnekler bize uymaz diyorsak, kendimize bakalım. Dün çocuktuk, ana-babaya muhtaçtık; bugün onları tanımıyoruz; dün fakirdik, yiyecek ekmeğe muhtaçtık, bugün yemek beğenmiyoruz ve kimseye zırnık vermiyoruz...)
İnsan, toprak olduğunu unutmazsa insanlığını yükseltir. Şımaran insanı Kitâb, sen basit-pis bir su (menî) değil miydin de şimdi kalmış büyüklük taslıyorsun diye uyarır.
...
Kimi insanda beden ruhun emrinde, kiminde ruh bedenin emrindedir.
Ruhunu bedeninin emrine veren ziyandadır.
Bedenini ruhuna âlet kılan ise kurtulmuştur.
Ruhunu bedeninin emrine veren, nefsini ilâh kılmış, ruhunu ilâhî kaynağından koparmıştır.
Bedenini ruhuna âlet gören ise ruhunun ilâhî ruhla irtibatını koparmayarak oradan beslenmeye devam etmektedir.
Beden, insanı bu âleme (dünyaya) bağlayan; ruh, ötelere (yücelere) âşinâ eyleyendir.
Burada, ruhsuz beden de bedensiz ruh da ölüdür. Ötede, ne olacak?, henüz bilmiyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder