PUT

Kelimenin M.Ö. 560-480 civarlarında yaşadığı varsayılan Buddha'dan, Budizm inancından Bud ya da Put şekline dönüşerek  geldiği söylenir. Her ne şekilde ve nasıl gelirse gelsin put, somut tanrıdır; doğa-üstü, olağanüstü gücü olduğuna inanılan tanrının/tanrıların taştan, topraktan, tahtadan insan eliyle yapılmış bir şeklin içine girip görünmesi ile tezahür etmesi ile oluşur put.

Tarihte dinler tek putlu (tanrılı) da olmuş çok putlu da; insanlar tek puta da tapmış biçook puta da. İlkel dünya kavramsal (soyut) düşünemediği için, taptığı tanrılarını hep somutlaştırarak bişeyin içine yerleştirmişler ve o şey ile kutsamışlar. Bu, ya bir insan olmuş (Kral tanrılar ya da Buddha gibi) ya da bir gök cismi (güneş, yıldız) ya da bir hayvan (inek, apis öküzü, oturan boğa) şeklinde olmuş!.

Hz. İbrâhim, somut tanrıları “elindeki=zihnindeki balta ile” kıran, çok tanrıcılığa son veren, Tevhîd’i haykıran bir ‘Peygamber’dir.

Ondan sonra kısmen “soyut çok tanrıcılık” baş göstermiştir; soyut düşünenler az olduğu için etkisi de az olmuş; yine somut çok tanrıcılığa dönülmüştür. Daha çok ara kademe olarak, insanlardan uzak yaşayan (sözgelimi olimpos dağına çıkan), görünmeyen (mitik, cin, şeytan gibi) ama etkileri hep hissedilen, kendilerine sürekli ya da ara ara ibâdet edilen, kutsallıklarını her daim koruyan tanrılar olagelmiştir. Bu tanrılar kendi aralarında toplanır, işbölümü yapar, yere birini (bi kaçını; toprak/tarım tanrısı = demeter, certenger ya da yertinç vb.) göğe birini (bi kaçını; jüpiter, göktanrı/tengri vb.) hâkim yaparlar; kendi aralarında da bir baş tanrı (zeus vb.) seçerlerdi vs... Bu yapı/düşünce, insanoğlunun zihnindeki/kalbindeki yapı/düşüncedir; dışarıda gerçekte böyle tanrılar yoktur. Tarih boyu vahye kulak asmayan insanoğlunun tanrı anlayışı çok tanrı ekseninde şekillenmiştir. Bu kimi yerde dualite (ikilik : iyilik tanrısı ve kötülük tanrısı; bu uzak doğuda yaygın bir anlayıştır; ying-yang; ehrimen-ahuramazda gibi) şeklinde, kimi yerde de teslis (üçleme, baba-oğul-kutsal ruh) şeklinde, kimi yerde de politeizm (çooktanrı) şeklinde görünmüştür.

İslâm’dan önce de dünyada çok tanrıcılık hâkimdi. Doğu’da (Hint, Çin, Uzak Doğu), Pers’de (İran ve Orta-Doğu), Batı’da (Bizans, Avrupa, İnka/Şimdiki Amerika) tanrı krizi (din savaşları) ve bireysel-psikolojik-ruhsal krizler vardı; insanlar ciddî bir bunalımın içinde idi. Bakmayın siz, o gün (ve de bugün) yaşayan Yahudilik ve Hıristiyanlığın tek tanrılı din olduğuna; birinde (Yahudilikte) kabile tanrısı, öbüründe (Hıristiyanlıkta) “üç parçalı Bir tanrı” egemendir. Doğuda da tanrılar bölünmüştür (ying-yang; ehrimen-ahuramazda şeklinde; inek şeklinde; bir prens-insan olan gotama buddha şeklinde); hemen hemen aynı dönemde Çin’de kongzi konfüçyüs yeni bir din kurmuş, dinler arası rekabet/savaş başlamıştır...

...

Dünya bu krizi yaşarken, kuş uçmaz, kervan geçmez denilebilecek bir bölgede (Mekke’de) bir insan çıkıyor ve haykırıyor : "Lâ ilâhe illâ Allah."

Tüm ilâhlar sahtedir; Allah hariç!.

Kurduğunuz, kutsal bildiğiniz ve arkasına tanrılarınızı koyduğunuz bu düzen (bu din), zülüm üretiyor, insanları eziyor (sömürüyor)!. Tıpkı tanrılarınız gibi insanları da sınıflara ayırıyor. Allah'ın düzenine (dinine, sadece O'na teslimiyet demek olan İslâm’a) gelin-girin de kurtulun!. diyor.

İçine kutsallık yerleştirdiğiniz putlarınızın hiçbişeye güçleri yetmez, hiçbişey yaratamazlar, onlar yaratılmış varlıklardır. Onları (putları) aracı/şefaatçi, kurtarıcı olarak görseniz de “şefaat etme yetkisi tamamıyla Allah'ın elindedir. Göklerin ve yerin egemenliği O’na aittir. O'na döndürülecek (O'na hesap verecek) siniz.” (39/Zümer, 44.) diyor.

Gökte ve yerde O'ndan başka egemen (ilâh) yok!.

O, Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın’dır. Samed'dir, Ehad'dir. Eşi-Benzeri yoktur.

“Ben sizin putlarınıza (taptıklarınıza) tapmam!. Ben Müslümanların ilki olmakla emrolundum.” (Kafirûn Sûresine ve Zümer Sûresi 11-15'e bakınız.)

Ben, dinî (düzeni) sadece Allah'a özgülerim, has kılarım; bana Rabbim olan Allah böyle emrediyor. Sizin yaptığınız gibi beni O'na yaklaştırsın diye başka evliyâlar (ilâhlar) edinemem; bu bana yasaklanmıştır. (39/Zümer, 1-3.)

Muhammed-ür Rasûlüllah. Muhammed, Allah'ın Elçisidir. Bunları söyleyen O’dur. O, hevâsından (işkembe-i kübrasından) konuşmaz, O'na vahyolunur.

O (Muhammed), o gün Mekke’deki (Kâbe'deki) 360 putu kırmıştı, bugün soyut-somut 360 bin put var; insanlar yine putperest oldu Ya Rabbî!.

Bugün, bu putların kimi paraya kimi ideolojiye kimi şan ve şöhrete kimi kadına kimi arabaya (ata-avrada) kimi güce (silaha) kimi egoya (egoizme), ... dönüştü.

Hazin olan, eskiden insanlar bunların put (tanrı) olduğunu bilirdi, şimdi bilmiyor; onları “put (tanrı) görmüyor ama onlara put (tanrı) gibi tapıyor.”!.

Sen'i ise Ya Rabbi! “Tanrı biliyor, Tanrı belliyor” ama Sana "onlar kadar, onlar gibi"! “tapmıyor.”!.

Sen bizi görüyor, biliyorsun, bize şahdamarımızdan yakınsın. Kim gerçekten San'a, kim Sen'den başkasına tapıyor, Sen biliyorsun ve kaydediyorsun.

Bizim Şehâdetimizi makbul eyle. Bizi halis-muhlis Müslüman eyle.

Doğru, dosdoğru yoluna hidayet eyle! = İhdinassıratel müsteqîm. Nimet = Hidayet verdiğin kimselerin (Nebî, Sıddîq, Şühedâ, Sâdık insanların; Nisâ, 69.) yoluna.

Âaaamiiiin. Ya Muîiin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP