İNSAN-2

İnsanı madden beden, mâ’nen ruh diye ikiye ayırarak anlamaya çalışırsak, --ki, aslında insan bölünemez bir bütündür, bu bölme doğru bir bölme değildir-- insanın beden yanını az-çok biliyoruz (mâ’lum); bu yanı ile doktorlar; ruh yanı ile de hekimler (psikolog ve psikiyatristler); her iki yanı ile, insanın kendisinin niçin var olduğu yan ile de dinler ilgileniyorlar.

(Doktorlar da hekim değil mi? diye soruyor gibisiniz; eğer doktorlar da insana bir bütün olarak bakıyorlarsa elbet hekimdirler.)

Beden, iç ve dış organlardan müteşekkil; organlar da hücrelerden... her bir organın görevi var ve bir bütün olarak organizmayı oluşturuyorlar. Göz, görüyor; kulak, duyuyor; burun, kokluyor... ama bu organlar tek başlarına bu işleri yapmıyorlar, bedenle (organizma ile) birlikte iken yapıyorlar.

Organizma da (beden de) ruhla birlikte iken iş görüyor; ruh bedenden çıkınca insan ölüyor.

İşin beden kısmı bize çok karanlık değil ama ruh kısmı epey karanlık. Tekrar söylüyorum: ruhu bedenden, bedeni ruhtan ayırırsak (insanî ruhu da İlahî Ruh’tan ayırırsak) ‘iş/imiz’ tamamen kararır.

İnsan, zahir/görünür dünyayı duyu organları ile algılıyor, biz bunlara beş duyu diyoruz : Görme. İşitme. Koklama. Tat alma ve Dokunma. Bunların algıladığı “veriler” sinir sistemi vasıtasıyla beyinde birleşiyor ve işleniyorlar. Algı, bilginin malzemesini oluşturuyor ve beyinde bilgiye dönüşüyor.

İnsanda sadece sinir sitemi yok, solunum, dolaşım, boşaltım, iskelet, kas gibi sistemler var; bu sistemler de birbirlerine ve “dışa” bağımlı çalışıyorlar. Nefes ve gıda almadan, toprağa bağlı kalmadan vs. insan yaşayamıyor...

Yukarıda sayılan beş duyuya dış duyular deniyor; bir de insanda iç duyular var; bunlar da duygulanım diye ifâde ediliyor, sayıları belirsiz, neredeyse sonsuz!. Sevme. Kızma. Öfkelenme. Nefret etme. Kin besleme. Merhamet etme, vs...

İç ve dış duyular bedeni korumak içindir; ayrıca insanda bedeni mükemmel kılmak için akıl, kalp (kan pompalayan kalp değil, fuâd ya da lübb), hayal/muhayyile, tasavvur/musavvire, sezgi/ilham ve inanma/iman gibi donanımlar da var; bunların her birinin ayrı ayrı görevleri var; imkân ve zaman olursa bunlara değinilecektir.

Bunların bir kısmı şehâdet âlemi ile bir kısmı da gayb âlemi ile irtibatlıdır. İnsan, bir yönüyle mâlum (bilinen); bir yönüyle de meçhul (bilinmeyen) bir varlıktır. Nobel ödüllü ünlü Fransız cerrah Alexis Carrel’in ‘İnsan Denen Meçhul’ adlı eseri büyük oranda insanın bedenî yanıyla ilgilidir, çünkü Carrel bir fizyologdur. Fizyolog, büyük oranda mekanizma ile ilgilenir, organizma ile değil; biyo-kimyasal alanda çalışır, ruhsal alanda değil. Oysa insan, biyönüyle mekanizma, çok büyük bir yönüyle de organizmadır. Bu organizma, kendini/kendi varlığını bilen, kendine bir amaç veren, ahlâkla kendini “bağlayan” bir organizmadır. Bunun için de bedenini (duyulur dünyayı) aşmak, ötelerden/yücelerden (gayb’dan) haberler/bilgiler almak istemektedir. 

Bunu nasıl yapmaktadır?

Bir sonraki yazı buna tahsisli olacak. inş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP