GAYE
Amaç, sonuç, hedef, erek gibi terimlerle ifâde ettiğimiz gaye ya da maksat, niçin (ne için) sorusuna verdiğimiz cevaptır.
Tek tek fiillerimizin gayesi olduğu gibi tüm fiillerimizin de gayesi vardır; gayesiz iş yapılmaz; yapılırsa iş/hayat, oyuna döner.
İnsanın da İslâm’ın da kainatın da bir gayesi vardır.
İnsanın gayesi, İslâm’ın da kainatın da gayesidir.
İslâm, gayesinden sapan insanın gayesini doğrultmak için gelmiş/gönderilmiştir.
İslâm’ın tek tek hükümlerinin (fıkhî/hukukî hükümlerinin) gayesi, küllî hükmünün gayesine uygun olmak zorundadır.
Öyleyse, iki tür gaye vardır denilebilir : Tikel gaye. Tümel gaye. (Cüz’î gaye. Küllî gaye.)
İslâm’da gaye, Makâsıd-uş Şer’ia (Şeriat’ın Maksatları) diye de adlandırılır.
Gayede tikelden tümele doğru düzenli bir seyir takip edildiğinde, insan ve toplum hayatında bir düzenlilik kurulabilir; aksi hâlde düzen sekteye uğrar. Onun için hüküm koyucuların (yasa yapıcıların, fakihlerin) tümel/küllî gayeyi sürekli göz önünde bulundurması gerekir.
Küllî gaye nedir?
İnsanın (dünya-âhiret) mutluluğudur. Bu da, canın, neslin (ırzın/onurun), akıl, mal ve dinin korunmasıdır (zarûriyât-ı hamse/beş zaruret). Daha ileri düzeyde zarûriyâta hâciyat ve tahsiniyât eklenmiştir. Hâciyat, zarûriyâtı kolay kılan meşru araçları (hâcetleri) kullanmak; tahsiniyât da bu araçları doğru ve güzel bir şekilde kullanmaktır (hesen’den tahsin). Her çağın kendine özgü araçları (hacetleri) olur, bu araçlar, yukarıda sayılan beş zarûreti korudukları ve küllî gayeye hizmet ettikleri sürece kullanılmalarında bir sakınca olmaz, kullanılması meşru = şeriata = hukuka uygundur.
Tek tek yapıp-etmelerimizin (ürettiğimiz tüm araçların/ürünlerin, söz ve davranışlarımızın) uyumlu, düzenli ve anlamlı olmasını istiyorsak, onları nihaî, küllî ve tümel bir gayeye, hedefe, amaca uygun yapıp-etmeliyiz; biz Müslümanlar bunu “Allah için ya da Allah Rızası için” tabiri ile ifade ederiz ki bu, çoook yüce bir hedeftir.
İş, eylem, söz ve davranışlarımız bu hedefe uygun olmazsa, işlerimiz de kendimiz de etrafta amaçsız, gayesiz ve anlamsız “deli danalar gibi” dolanır durur ve hayat büyük bir oyuna/eğlenceye döner.
Din (Allah), insana tek tek yapıp-etmelerinde de hayatın tümünde de doğru istikâmeti, Sırat-ı Müsteqîm’i gösterir. Tüm duâmız da budur.
“İhdina-s Sırat-al Müsteqîm.”
O Sırat ki, “enamte aleyhim” = Sen’in nimetlendirdiğin kişilerin yoluna; “gayr-il mağdûbi aleyhim veled dâllîn” gadab ettiğin ve dalalete düşmüşlerin (dalaleti haketmişlerin) yoluna değil.
Âaamîîiin.
Yorumlar
Yorum Gönder