DÜŞÜNCE NASIL OLUŞUR?


Düşünce, somut-soyut insanın dünyasına giren tek tek varlıkların (entitelerin) ve yaşanan tecrübelerin (olayların) içeride etkileşime (üretime) tâbî tutulması sonucunda oluşan kanaattir.

Girdiler (hammaddeler, bunlar duyu organlarından da girer, yaşanan tecrübelerden de), içeride (nerede olduğu kesin değil; beyin diyen var, kalp diyen var; ben, tüm vücudu kast ederek benlik diyorum) birbirleri ile etkileşir ve kişi kendi ve dış dünya (dış dünyadaki her şey) hakkında bir kanaate varır; bu kanaat o kişinin düşüncesidir. Kimi kanaatinde isabet edemez, kimi eder; isabet eden doğru düşünür, şeylerin hakkını verir; edemeyen yanlış düşünür; böyle bakınca ‘düşüncede adâlet’, şeyleri “neyse o şekilde, olduğu/yaratıldığı gibi” görmektir; böyle göremeyenin düşüncesi adâletsiz = zâlimdir. Adâlet, varlığı yaratılış amacına uygun (konulduğu şekilde) görebilmek ve kullanabilmek, yerlerini çarpıtmamaktır. 

Dar düşünce, dar dünyalı olmak; geniş düşünce geniş dünyaya dalmaktır. Herkesin dünyası farklı olduğu için düşüncesi de farklıdır; en geniş düşünce, en geniş dünyalı adamların düşüncesidir ki bu, bu dünyayı/burayı ve öteyi (tüm âlemi) kapsar, ufku sonsuzluğa açıktır.

Önemli olan dar düşünce değil, dar düşünce içinde sıkışan/bunalan insanın, o dar düşünce kalıplarını aşamaması ve ufkunu genişletememesidir; bunlara biz “bağnaz” diyoruz. Tabiî hiç düşünmeyen ve “düşünce krizine” girince düşünmeyi bırakan insanları hesaba katmıyoruz.

İnsanı düşünce krizinden çıkaran, Ezelî ve Ebedî (Sonsuz= NâMütenâhî) olan Rab’dir.

Söz, düşüncenin dışa vurumudur. İçinde (düşüncesinde) uyumu sağlayanın sözü de uyumlu (doğru); sağlayamayanın sözü ise tutarsız (yalan) olur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

MÂÛN NE DİYOR?!.

KİP