DALKAVUKLUK VE KULLUK
Dalkavukluğu, dalkavukluk yapan ve kendisine dalkavukluk yapılan şeklinde ikiye ayırarak anlamak mümkün. Dalkavukluk yapan, dalkavukluk yaptığı kişiyi aslında kendisinde/onda olmayan meziyetlerden dolayı (aşırı) över, o meziyetlerin onda olmadığını bildiği hâlde rant ve menfaat elde etmek için münafıkça davranır, münafıklık yapar; bu açıdan dalkavukluk münafığın kulluğu = ibâdetidir.
Kendisine dalkavukluk yapılanlar da gerçekte kendilerinde bu meziyetlerin olmadığını bilirler ama bunu bilmemezlikten gelirler, tekebbürleri/kibirleri sağduyularına galip geldiği için “aldatılmışlık” duygusuna da kapılmazlar, kibirle dolarlar, üstelik bunu bir yücelik/ululuk alâmeti olarak da görmeye başlarlar; kendisini öven adamları kendilerine yaklaşmaya çalışan 'basit birer adam' olarak telakkî etmeye başlarlar ve bu şekilde sahte ilâhlık = tağûtluk = firavunluk yoluna girmiş olurlar.
İnsanın insana kulluğu böyle başlar ve sürer-gider.
Dalkavukluk (dalkavuklar) olmasa yöneticiler kolay kolay firavunlaşmaz, belki despotlaşır/zâlimleşir ama zâlimlerin/despotların iktidarı fazla uzun sürmez.
Kullukta ise iki yönlü samîmîyyet ve hakkâniyet vardır. (Kul da mü’mindir; Allah da El-Mü’min.) Kendisine kul olunan İlâh = Allah, her türlü Mükemmelliğin (Esmâ-ül Hüsnâ) sahibidir, kuldaki samimiyeti/saflığı, ihlâsı bilir ve ona güvenir; kulluk yapan da bunu bildiği için ikiyüzlü/münafıkça davranmaz, o da O'na güvenir. (“Kimse kimseyi” aldatmaz!.)
Kulluk, Mü’min’in; dalkavukluk, münafığın ibâdetidir. Münâfık, El-İlâh’da (Allah’da) da Yüce Meziyetlerin olduğuna inanmakta tereddüt ettiği için kâh O'na kâh başkalarına ibâdet eder; Mü’min ise her türlü Mükemmelliği (Esmâ-ül Hüsnâ’yı) sadece Rabbine özgüler ve gönülden/inanarak O'na boyun eder, kulluk eder.
(Not : İbâdet/kulluk, yaşam biçimi/hayat tarzı anlamında kullanılmıştır.)
Yorumlar
Yorum Gönder