YAPTIRIM

Yaptırım : İnsana doğru (iyi, güzel) veya kötü (yanlış, çirkin) bir davranışı yaptırmayı veya yaptırmamayı sağlayan içsel veya dışsal güç, müeyyide.

İçsel müeyyide, ahlâk veya vicdan tarafından; dışsal müeyyide, toplum veya devlet tarafından uygulanır. 

Pekiî, Allah (= Allah inancı) bu müeyyidenin (yaptırımın) neresindedir?!. Başka bir deyişle Allah’ın (= Allah inancının), insan üzerindeki müeyyidesi (yaptırımı), içsel midir, yoksa dışsal mıdır?!.

Hem içseldir, hem de dışsaldır. İçsel olursa Allah, kişi ile kalbi arasına girer; dışsal olursa O, “dışardaki bir Güç’tür”!.

Ama, Allah için “iç ve dış” olmaz; O, mekâna sığmaz, mekândan münezzehtir; O, bişeyin içine sığmaz, dışında da bulunmaz. İstivâ, dışta/dışarıda olma değil. 

Bu durumu nasıl anlamalıyız?!. Bu, anlayışın (= aklın) değil, inanışın (= kalbin) alanına girer. Kalbi Allah inancı ile “mutmain” olan kişi için bu, en ufak bir sorun teşkil etmez. Kalbi Allah inancı ile “mutmain” olmayan = kalbine Allah inancı girmeyen kişi için Allah, “dışardaki Bir Güç’tür.”!. Kalbine Allah inancı giren kişinin, her bir hücresinde Allah vardır, o hücreler O’nunla yaşamakta, O’nsuz yaşayamamaktadır. Kalbine Allah inancı girmeyen kişi, Allah’ı “dışarda”! arar, ama O’nu dışarda = herhangi bir yerde bulamaz; bulamayınca da onda, dışsal (ve içsel) bir yaptırım gerçekleşmez. Bu, Allah’ın “dışarıda”! olmadığı anlamına da gelmez. O, HER YERDEDİR. = hem içerde hem dışardadır; ama bilinmeli ki, kişiye içeri, dışarıdan daha yakındır.

Batı aklı ve batı aklından beslenen akıl/lar, HER YERDE olmayı, hiçbir yerde olmak = olmamak şeklinde anlar/lar. O yüzden bu akıllarda iç ve dış yaptırım olmaz, bitür garip bir korku olur. Bu korku, toplumsal olunca, ne derler (= ayıplarlar) şekline; yasal (= hukukî) olursa, maddî ve bedenî ceza (hapis) şekline dönüşür; bu insanlar, kimsenin görmediği yerlerde herhangi bir yaptırımla karşılaşmazlar.

...

Hacı Bayram-ı Velî, müritlerine birer tavuk vermiş, onlara : bunları kimsenin görmediği yerde kesin-gelin, demiş; biri, eline verilen tavuğu kesmeden geri getirmiş. Şeyh : Oğlum, sen niye kesmeden geldin, dediğinde; o mürit : Allah beni her yerde görüyordu, öyle bir yer bulamadım, demiş. Demek ki ben sadece seni yetiştirebilmişim, demiş Hacı Bayram-ı Velî.

Suç (günah) işleme oranlarının artması, insanlardaki (iç ve dış) yaptırımların ve “Allah korkusunun”! zayıflamasından. Kişideki “Allah korkusu”! modern psikolojiye konu olan korku gibi ise, ve dışsalsa; bu korku, kişide paniğe ve patolojiye dönüşebilir. Korku ile sınava girenlerin sınavının iyi geçmediği biliniyor ama kendinden emîn (mü’min) olarak, rahat bir şekilde sınava girenler, sınavımız iyi geçti, diyorlar.

Mü’min’in “Allah’a olan korkusu”!, onun Allah’a olan SAYGI’sındandır ve bu korkuda SEVGİ/MUHABBET başattır. Bu korku, öncelikle Allah’ın kuluna SEVGİ’sinin yara alması ve Allah’ın kulunu terk etme korkusudur. Kitâb’ta, “Allah, ... (şunları şunları) sevmez.”; deniyorsa, mefhumu muhalifinden, “Allah, ... (şunları şunları) sever.” de denir.

Sevilmeyenden nefret (de) edilir. Allah’ın “nefretine”! gadab denir. “... gayr-il mağdûbi aleyhim...” (1/7) İşte bu korku, çoook güçlü bir yaptırımdır, hem içseldir hem dışsaldır. 

Rabbim herkese böyle bir “korku” nasip etsin. Buna galiba taqvâ (da) deniyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP