ZAMAN

Daha önce zamanın ve aklın bir bütün olduğunu, onları bizlerin böldüğünü söyledim.

Bölünmemiş zamana dehr (ya da hıyn) diyoruz. İnsan 1. âyet “hıynun min-ed dehr”, dehrden bir hıyn geçti der. Dehri bölünmeyen zaman, hıynı müddet ya da vakit olarak okuyabiliriz. Küçük zamanları (ânları) büyüterek yol alırsak, şöyle yapabiliriz; küçük zamanlara vakit (sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı ya da gece gündüz vs.) dersek, bu zamanların birleşimi günü; günlerin birleşimi haftayı; haftalar ayı; aylar yılı; yıllar asrı; ... oluşturuyor. Yıllar geçince biz dünya değiştiriyoruz; bizden sonra gelenler (biz de öncekilere), tarih/dün/geçmiş; (dikkat edin önce, sonra, tarih, dün, geçmiş kelimelerini kullandım, bunlar zaman kavramları), bugün/şimdi (geniş anlamda şimdi) ve gelecek diyor; zamanı bölümlere ayırıyoruz, bir nevi zamanda (zamanın içinde) hareket ediyoruz.

Bu, bölünen zamanların bölünmeyen zamanda bulunuşudur. Tıpkı sayıların ve sayılan nesnelerin sayıda bulunuşu gibidir. Sayı ile zaman bu konuda birdir; aslında mekân da aynıdır; mekân da “âmânın/heyulânın” bölünmüş hâlidir ve biz “burada” bunları ‘bölünmüş bir şekilde’ algılarız; çünkü buranın/bu mekânın özelliği böyledir, “öbür mekânda” bunlar “bölünmeyecek”!.

Üzerimizden “zaman” geçtiği için yaşlanıyor ve ölüyoruz. Ölünce, artık “bölünmüş zaman” olmayacak, “ebedî” olacağız; zaman, bizler üzerindeki etkisini kaybedecek!. Kimimiz “şu zaman (azap) bitsin artık!” diyecek ama bu “boş bir arzudan” başka bir anlam ifâde etmeyecek!. Kimimiz de “sevinçten/hazdan, geçirdiği neşeli/huzurlu vakitlerden” zamanın (nasıl geçtiğinin) farkına bile varmayacak!.

Kitâb, bu “ân/lar/ı” “huld” olarak ifâde eder; biçook yerde, onlar orada (cennette ve cehennemde) “hâlidîne fîhâ/sonsuzca” kalacaklardır, buyurur.

Kısa zamanlı zevkleri, sonsuz zevklere tercih edenlere duyurulur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP