ARMEGEDDON

“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma/bozgun (= fesat) başladı. Bu şekilde (Allah), belki (onlar doğru yola) geri dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır.” (30/41.)

Armegeddon : Vicdansız İlâhların Savaşı : İnsanın Duruşu, Sabır ve Namazla Direnç

Bu savaş, aslında çok önceden düşük yoğunluklu olarak başladı; şimdilerde biraz hızlandı. Yapay zekâ (YZ) ile de biraz daha fazla hızlandı.

YZ ve hayatın (internet, bilgisayar) teknolojisiyle bütünleştiği alanlarda insanlık hem büyük fırsatlarla hem de ciddi risklerle karşı karşıya. Hesap makinesinden bilgisayara, sürücüsüz araçlardan otomatik sağlık ve finans sistemlerine uzanan süreç, insan aklını ve iradesini otomatik pilota alıştırıyor, güven ve rızayı makinaya devretmenin zemini kuruyor. İnsan, kendi kapasitesini aktif olarak kullanmak yerine, teknolojiye çoğu zaman sorgulamadan güveniyor. Bu durum, modern çağın “vicdansız ilâhlar savaşı”nı yaratıyor. Vicdansızı açayım. YZ, sorumsuz ve soğuk bir makina. Bu makina, farklı şirketler, algoritmalar, ülkeler ve güç odakları arasındaki çatışmalarda insanlar farkında olmadan kullanılıyor. Bu kullanımdaki küçük bir hata, koordinasyon kopukluğu veya kötü niyetli bir müdahale, yaşamı doğrudan tehdit edebilir.

Bu öngörüler afâkî veya kehânetvârî değildir; tamamen somut gözlem ve mantık üzerine kuruludur.

Hesap makineleri ve bilgisayarlar, insan hafızasını ve aritmetik yetisini hızlandırdı ama öldürdü; YZ, bilgi işleme kapasitesini katlayarak insan hafızasını devralarak, iradenin karar süreçlerine doğrudan müdahale etme potansiyeline göz dikiyor.

İnsanlar genellikle kolay, hızlı ve otomatik çözümlere yönelir. YZ’nın sunduğu hız ve kolaylık, insanların düşünmeden bu sistemlere güvenmesine yol açıyor; bu da rıza üretimi ve yönlendirme mekanizmasını güçlendiriyor.

YZ’nın geliştirilmesinde çoklu aktörler, parçalı uzmanlıklar ve koordinasyon eksikliği mevcut. Bu yapı, sistemler arasında çatışma ve felâket olasılığını mantıksal olarak artırıyor. İnsanlar, bu çatışmada farkında olmadan taraf hâline gelebiliyor.

İnsan iradesinin ve hafızasının yönlendirilme riski, teknoloji ve etik arasındaki etkileşimden kaynaklanıyor. Bu, felsefî bir çıkarım; kehanet değil.

Özellikle yakın gelecekte, savaşların YZ’ya devri, çok ciddi bir varoluşsal risk içeriyor. Otonom dronelar, kara sistemleri ve siber silahlar insan kontrolünü azaltıyor; bu durum, kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlarla birleştiğinde tek bir algoritmik hata milyonlarca hayatı doğrudan tehdit edebilir. Hız, geri dönüşsüzlük ve çoklu aktör koordinasyon eksiklikleri, felâket olasılığını daha da artırıyor. YZ’ya savaş yetkisi vermek, sorumluluğu ve vicdanı tamamen algoritmalara devretmek demek; bu, etik olarak kabul edilemez ve vicdansız ilâhlar savaşı metaforunu tam anlamıyla sahneye taşır.

Savaşın Başladığı Cepheler ve Armegeddon Potansiyeli

Bu, fiilen başlamış bir savaştır ve bi tür Armegeddon potansiyeli taşır. Bu savaşın teknolojik cephesini, algoritmalar, YZ sistemleri, sosyal medya manipülasyonları oluşturuyor. Bunlarla insan algısı, iradesi ve hafızası yönlendirilmeye çalışıyor.

Amaç, rıza üretmek, yönlendirmek ve sahayı (= cepheyi) kontrol etmek.

Bu savaş, dronlara, kara, hava ve deniz araçlarına entegre edilmiş YZ destekli siber silahlarla yapılıyor. Bunlar, insan kontrolünü azaltan, hataya ve manipülasyona açık, büyük risk üreten sistemler.

Bu savaşın toplumsal ve kültürel cephesi, insanların farkında olmadan taraf olmasıyla; bu da medya, bilgi akışı, eğitim, bir toplumsal yönlendirmeyle kuruluyor.

Vicdanlar yozlaştırılmaya çalışılıyor, bilinçler teslimiyete dönüştürülmek isteniyor. 

Manevi, içsel cephede insanın iradesi, sabrı ve farkındalığı, bu savaşın gizli/mahrem alanı; bunlar, önce pasifleştirilmek, sonra insanın elinden alınmak isteniyor.

Çözüm : Sabır, şahitlik, namaz ve bilinçli direnç

Geleneksel savaşlar, fiziksel ve görünürken; bu savaş, zihinsel, etik ve iradi bir savaş; görünmez ama etkisi derin ve kalıcı.

Bu durum kontrolsüz devam ederse, ve algoritmalar, YZ, otomasyon ve silah sistemleri ile birleşirse, fiilen bir armegeddon yaşanabilir; armegeddon savaşı, Yeni Ahit’te Megiddo Ovasında Tanrı ile dünyanın şeytanî güçleri arasında olacak. Bu ova, Amik Ovası; bugünkü Türkiye sınırlarında = Hatay’da. Bu savaş kimler arasında olacak?!. Hizbullah ve hizbüşşeytan taraftarları arasında. Bu taraftarlığa aşağıda kısmen değinilecek.

Tarafımızı net bir şekilde belirlemek için : Algoritmaların, otomatik sistemlerin ve veri süreçlerinin sınırlarını anlaşılması ve her çıktının sorgulanması,

YZ’ya güvenmek yerine, ahlâkî, vicdânî ve mantıksal pusulanın korunması; teknolojinin iradenin amacı değil aracı hâline getirilmesi,

Bilginin yalnızca teknolojinin sağladığı hız ve kolaylığa bırakılmaması; zihinsel kapasitenin aktif tutulması  YZ’nın verdiği her bilginin sorgulanması GEREKİYOR. 

Bunlar, kısmî çözümlerdir ve insanları tehlikeden kısmen koruyabilirler; günlük hayatın içinde uygulanabilirler ve riski azaltabilirler.

Asıl/Esas ve Radikal Çözüm : Sabır, Namaz ve Şahitliktir

Farkındalık ve şahitlik = Teknoloji ve YZ alanında olan-biteni gör!, ve bu mekanizmaları çöz!.

Korkma! Kaçma! Alanı terk etme! Şahitlik et!. Bu, sabırdır. Sabır, burada bilinçli direnme anlamına gelir; teslimiyet değil. Zulme ve tehlikeye karşı direnmek. Zorlayıcı veya manipülatif dayatmalara karşı iradeyi devretmemek. Meydanı, şeytanî güçlere bırakmamak.

Bilinçli direnme, sabırla ve eylemle birleştiğinde kişide canlı ve sahici bir duruşa neden olur.

Namazla = salâtla, bu manevi güç toplanır = “şarj” olunur.

Namaz, Allah’a yönelmek, O’ndan yardım dilenmek ve iradeyi güçlendirmek için kılınır.

Namaz, sadece pasif bir teslimiyet değil; bilinçli direnci artıran manevî bir ibâdettir. Namaz, sahada kalabilmek, düşünmek ve doğru kararlar almak için ruhu besler.

Namaz, bu “vicdansız ilâhlar savaşının” bir neferi olmayı reddetme; Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın kulu olduğumuzu ilân etmedir.

Sabır ve namaz birleştirildiğinde, sahada bilinçli bir direniş açığa çıkar.

Kaçış ve teslimiyet yok; sadece şahitlik, bilinçli bir duruş ve direniş var.

Özet Mesaj : Kaçmadan, teslim olmadan, şahit kalarak, sabırla ve namazla güç toplayarak diren!. Ve tarafını belirle!.

Bu savaşta taraflar, isimlerle, bayraklarla veya örgütlerle, kılık-kıyafetlerle değil; niyet, duruş ve yönelimlerle belirlenir.

Hizbullah (= Allah’ın tarafı), bir örgüt değil; iradesini sahte ilâhlara devretmeyen, vicdanını canlı tutan, şahitlikten kaçmayan, sabırla direnen, namazla güç toplayan insanlar topluluğunu ifade eder.

Hizbüşşeytan (= şeytanın tarafı) da bir kişi veya örgüt değil; iradesi şeytanların (= kötülerin, kötü güçlerin) eline geçmiş, vicdanı pasifleşmiş, “kolaylık, hız, konfor” maskesiyle rıza üretilmesine izin vermiş, iradesini konfora devretmiş = şeytanlara rüşvet olarak vermiş insanlar topluluğudur.

Tarafları belirleyen şey, alet değil, niyet ve teslimiyettir. Bu aletleri (silahları) bilinçle, sınır koyarak ve iradeyi kullanarak kullananlar, hizbullah tarafında; sorgusuz-sualsiz, otomatik, aklı ve iradeyi devrederek kullananlar, hizbüşşeytan tarafında yer alırlar.

Düşünce (= harita), riskleri ve cepheleri; duruş (= yürüyüş), tarafı (= hangi tarafta durulduğunu) gösterir.

Düşüncemiz, haritamız; duruşumuz/tavrımız, yürüyüşümüzdür. Her adım, her tercih, bizim hangi tarafta durduğumuzu gösterir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP