ŞEHÂDET NEYLE YAPILIR?!.

Şehâdet neyle yapılır?!.

Sözü uzatmadan söyleyeyim : Hakikî şehâdet, bilgiyle değil; şuurla yapılır.

Kur’an’ın şehâdet kelimesine yüklediği anlam tam olarak budur. Şimdi bunu yerli yerine oturtalım.

Şehâdet ne demek?!.

Şehâdet, sadece doğruyu bilmek değil, doğruya bizzat durmaktır.

Bu yüzden, bilgi haberdir, şuur şahitliktir.

Kur’an’da şehit : Bir olayın tanığı değil, Hakkın tarafında duran kimsedir.

Bilgi neden yetmez?!.

Çünkü bilgi, aktarılabilir, ezberlenebilir, taşınabilir ama şuur, yaşanır, bedel ister ve insanı yerinden eder.

Bu yüzden Kur’an, “bilenler şehitlik yapar” demez, “şehitler diridir” der.

Dirilik, bilginin değil; şuurun bedende ve hayatta tecellisidir.

Neden hakikî şehâdet şuur ister?!.

Çünkü şehâdet, ölüm ihtimalini içerir ama ölümü yok oluş olarak görmez.

Bunu, bilgiyle söyleyebiliriz ama şuur yoksa bu hâli yaşayamayız.

Bilgi : “Ölüm yok oluş değildir”; şuur : “o hâlde bu yolda yürüyebilirim.” der.

Şehitlik neden herkese nasip olmaz?!.

Çünkü şehâdet, dilin değil, hayatın söylediği bir sözdür.

Şuur yoksa, şehâdet slogan olur ve tehlikeli romantizm doğar.

Bu yüzden Kur’an, lâ te’alemûn değil, “lâ teş‘urûn” (2/154.) der. Kur’an : Anlamıyorsunuz ve bilmiyorsunuz, demez; şuur etmiyor/edemiyorsunuz, der.

Çünkü bu dirilik, ancak şuurla tanınır, bilgiyle bilinemez.

Hakikî şehâdet, bildiğini söylemek değil; bildiğini yaşamaktır.

Bilgi doğruyu gösterir; şuur, doğruya şahitlik ettirir.

Şehitlerin diri olduğunu gözle ve zihinle (bilgiyle) göremediğimiz gibi Allah’ı da gözle ve zihinle (bilgiyle) göremeyiz; ama İkisi de Diridir; bunlar “şuurla görülebilir”!.

Şehitlerin diriliği de, Allah’ın Diriliği de gözle ve salt bilgiyle değil; şuurla “görülebilen” hakikatlerdir.

Buradaki “görmek” kelimesini özellikle tırnak içinde düşünmek lâzım.

Görünmeyeni görünür ölçülerle aramak, çok ciddi bir bilgi hatasıdır. 

Biz çoğu zaman, Allah’ı gözle arıyoruz, şehidin diriliğini de biyolojiyle ölçüyoruz.

Oysa, Allah cisim değildir, şehidin diriliği de bedensel değildir ama ikisi de diridir.

Sorun yoklukta değil, ölçü aletinin yanlışlığında.

Bilgi, nesneyi kavramaya çalışır; şuur, hakikatle temas kurar. Kur’an da “bilmezsiniz” değil, “lâ teş‘urûn = şuuruna varamazsınız” der.

Allah için Kur’an : “gözler O’nu idrak edemez…” ; şehitler için de “şuur edemezsiniz.”, der.

İfade farklı (gibi) ama mesaj aynı. Bu alan, göz ve kavram alanı değildir.

Şuurla “görmek” : Hayal görmek değildir, sezgi masalı değildir, duygusal taşkınlık da değildir. Şuurla “görmek” : Hakikatin hayatı düzenlemesine izin vermektir.

Şuur varsa, Allah, “uzak bir bilgi”; şehadet de “romantik bir ölüm” değildir.

Şuur yoksa, Allah, bir kavram olur; şehitlik de bir slogan.

Neden ikisi benzer kelimelerle anlatılır?!.

Çünkü ikisi de şuur alanına aittir, Kur’an buna “iman” der. İman, bir bilgi değil, şuurdur.

İman : Görmediğine inanmak değil, görmediğine göre yaşamaktır.

Bu yüzden, Allah’a iman, şehidin diriliğine iman, aynı şuur kökünden beslenir.

Yanlış anlaşılmasın!. Şuur, perdeyi kaldırmaz ama perdeye takılıp inkâr etmeyi engeller.

Yani Allah’ı görmeyiz ama O yokmuş gibi de yaşamayız. Şehidin diriliğini seyretmeyiz ama ona “ölü” hükmü de veremeyiz.

İşte bu, şuurla görmektir.

Son cümle : Bazı hakikatler, gözle değil, akılla bile değil; ancak şuurla görünür. Şuur yoksa, göz, çok şeyi görür ama hakikati kaçırır. Şuur varsa, göz, görmese de hakikat hayata iner.

Yorumlar