İMAN SIÇRAMASI - II

Izzetli Bir Benliğin İnşası

Kierkegaard’ın Hz. İbrahim üzerinden anlattığı “iman sıçraması”, sadece rasyonel bir kopuş değil; bilimin ‘nasıl’ından ilmin ‘niçin’ine, oradan da imanın mutlak ‘O’suna doğru gerçekleşen dikey bir yükseliştir. Bu sıçrama, bir boşluğa düşüş değil, aksine değerler hiyerarşisinin en başına ‘eşeddü hubben lillah’ = Allah’a olan şiddetli sevginin hakikatine yükseliştir.

Sahte Güçten Hakiki Kudrete

Modern insanın trajedisi olan kibir, enâniyet ve müstağnîlik (= kendini kendine yeter görme), aslında insanı en zayıf ve en korkak kılan prangalardır. İman, yaygın kanaatin aksine, bendeki benliği öldüren bir ‘hiçlik makamı’ değil; aksine benliği sahte ilâhlardan arındırıp Allah’ın kudretiyle tahkim eden bir güçlenme sürecidir. Samimi bir Mü’min ‘ben’ demez, ‘O = Hû’ der; ancak bu ‘O’ deyişin içinde, iradesini Külli İrade’ye eklemlemiş, karakteri çelikleşmiş bir ‘ben’ de saklıdır.

‘Lâ’dan ‘İllâ’ya : Özgürlük Manifestosu

Bu güçlenişin formülü, “lâ havle ve lâ quvvete illâ billah” hakikatinde gizlidir.

  • ‘Lâ’ (= Hayır) diyerek; nefsî arzuların, dünyevi otoritelerin ve korkuların sahte gücü reddedilir.
  • ‘İllâ’ (Ancak) diyerek; bütün gücün kaynağı olan Allah’a bağlanılır.

Sadece ‘lâ’ ile temizlik yetmez; ‘illâ’ ile gelen tam güven (= iman) ve tam teslimiyet (= İslâm) de şarttır. Bu teslimiyet, insanı pasif nesnelere (= tağutlara ve putlara) kulluk yaptırmadığı gibi, Allah’a ve O’na itaat etmeyenlere de eyvallah etmemeyi sağlar ve inananı (= Mü’mini, Müslümanı) yeryüzünün en hür ve en izzetli öznesine dönüştürür.

Sonuç

İman sıçraması, aklın bittiği yerde başlayan kör bir karanlık değil; insanı kendi sınırlı benliğinden sıyrarak, Allah’ın sınırsız kudretine yaslar ve ona “güçlü ve ızzetli bir benlik” kazandırır. Bu hâl, açıklanamayan bir gizemden ziyade, yaşandıkça hissedilen bir şâhitlik ve kulluk mertebesidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP