BUGÜNÜN MEDİNE KADROSU
BUGÜNÜN MEDİNE KADROSU
Mekke, eziyet; Medine, devlettir. Bugünün Medine kadrosu “temiz”! insanlardan değil, Mekke’de kirlenmeyi reddedenlerden oluşmalıdır. Mekke’de “pişmeyenler”, Mekke okulundan geçmeyenler, devletin başına geçmemelidir. Geçince, pis işlere karışıyor ve pisleniyorlar. Çünkü onlar, devleti hizmet değil, ganimet ve fırsat aracı olarak görüyorlar. Buradaki ganimet, sadece parayı değil, makam-mevkiî ve statüyü de kapsar. Ahlâkî davranışlarıyla omurgasız olanlar, devletteki konumlarıyla kendilerini omurgalı zannediyorlar. Hele bir de ellerinde silah ve unvan (= makam = askerî ve siyasî güç) varsa.
I. Medine Kadrosu Bir “Sınıf” Değil, Bir Tavırdır
Medine kadrosu, sadece fakirlerden ibaret değildir. Bu kadro zenginleri otomatik olarak dışlamaz, ama şımarık ve açgözlü zenginlere de devleti teslim etmez.
Bu kadro, akademisyen, esnaf, işçi, çiftçi, vb. olabilir; belirleyici olan sınıfsal konum değil, servet-otorite-hakikat ilişkisiyle kurulan ilişkidir/bağdır.
630 öncesi Mekke kadrosu, serveti kutsar; 632 ilâ 660 arası Medine kadrosu ise, serveti emanet görürdü.
II. Bugünün Medine İnsanları Kimlerdir?!.
1. İlmiyle Âmil Âlimler
- Bilgiyi iktidara satmayan.
- Fetvasını maaş bordrosuna göre vermeyen.
- Sessiz ama net duran âlimler.
Bunlar, “Âlimler peygamberlerin vârisleridir” sözünün kurumsal değil, ahlâkî karşılığıdır. Medine’nin ilk taşını bunlar koyarlar.
2. Ekonomik Olarak Bağımsızlaşmaya Çalışanlar
- Az kazanıp çok tüketmeyenler.
- Borçla itaat üretmeyenler.
- Yoksul ama onurlu bir hayatı seçenler.
- Bolluğun çoklukla değil, paylaşımla ilgili olduğunu bilenler.
Bunlar Kevser bilincini taşırlar.
3. Korku Psikolojisini Aşmış Olanlar
- İşten atılma korkusuyla susmayanlar.
- Linç edilme korkusuyla eğilip bükülmeyenler.
- Başımıza ne gelir? sorusunu dert edinmeyenler.
Bunlar da Felak ve Nâs’ı yaşayanlardır.
Bu korku kırılmadan Medine kurulamaz; Medine öncesi iktidarlar insanları bu korkuyla (= açlıkla) korkuturlar.
4. Pazarlık Yapmayanlar
- Biraz taviz verelim, demeyenler.
- Hakikati konjonktüre göre ayarlamayanlar.
- Kâfirlerle = zâlimlerle uzlaşmama ahlâkını taşıyanlar. = Kâfirûn Sûresi.
Medine, koalisyonlarla değil, netliklerle kurulur.
5. Yetim ve Yoksulu “Dosya” Değil, Emanet Görenler
- Yardımı PR’a dönüştürmeyenler.
- İyiliği, sosyal sorumluluk etiketi altında reklama ve güç gösterisine dönüştürmeyenler ve başa kakmayanlar.
- Maûn’u merkeze alanlar.
Bunlar, dini ayakta tutan sosyal omurgalardır.
III. Medine Kadrosu Neyi Yapmaz?!.
- Devleti ele geçirmeye çalışmaz.
- Hızlı devrim fetişizmi yapmaz.
- Sayı peşinde koşmaz.
- Popülerlik aramaz.
- Fırsatçılık yapmaz.
Medine, önce insan inşa eder, sonra da toplum kendiliğinden şekillenir.
IV. Mekke’de Yetişip Medine’de Açığa Çıkmak
- Medine kadrosu Mekke’de pişer.
- Baskı, sabrı ve empatiyi öğretir.
- Azlık ve kanaat, sahicilik üretir.
- Yalnızlık, niyeti arıtır.
Bu yüzden Ebû Zer yalnız kaldı, Ali saf dışı bırakıldı ama çizgileri bozulmadı.
Medine kadrosu, kazanmak için değil, şahitlik etmek için vardır.
V. Bugün Medine Nerede Başlar?!.
- Bir evde.
- Bir dükkânda.
- Bir sınıfta.
- Bir WhatsApp grubunda.
- Bir sessiz reddiyede.
- Sokakta. Camiide diyemiyorum!.
Medine, bir coğrafya/coğrafî alan değil; itaati kime verdiğin = kime itaat ettiğinle ilgili bir durum/hâldir.
Bugünün Medine kadrosu, ne slogan atar, ne bayrak sallar, ne “biz geldik” der, ama şunu yapar : Mekke’nin düzenine secde etmez. Çünkü Mekke düzenine secde edenler, Medine düzeni kuramazlar. Kurdukları sandıkları düzen, Mekke düzeninin ‘islâm (= saltanat) versiyonu’ olur.
Haâ, illâki Medine kurulacak diye bir şart da yoktur. Elbet Medine, (dünyadaki) bir hedeftir ama o hedefi göremeyen = göremeden ölen Müslümanlar o hedefe ulaşamamış kişiler değildir. Asıl hedef, ötededir; orada, sonuca değil niyete ve gayrete bakılır.
Bazıları, bu dünyadaki hedefi saptırarak insanlarının iyi niyetini ve yıllara sârî (= yayılan) emeğini tanınmaz hâle getirebiliyor; o insanlar bugüne dönüp bakabilseler rahatlıkla : ‘biz bunu hedeflememiştik.’ diyecekler. 650’de 750’de 850’de Efendimize; bugün Erbakan’a sorabilsey/dik : Sizler bunu mu hedeflemiştiniz?!. Bize ne cevap verirlerdi?!.
Kusuruma bakmayın, bugün kafam biraz dağınık; galiba iyi toparlayamadım. Bir yandan da artık yazma!, kim okuyor ki?; bu yazıların kime ne fayda sağlıyor ki? gibi sorular kafamda cirit atıyor. Yine de vazgeçemiyorum. Fuzûlî’nin şu beyti tam da benim duygularıma tercüman oluyor.
“Söylesem, tesiri yok; söylemesem (= sussam), gönül razı değil.” Fuzûlî = Mehmed bin Süleyman.
Söylediğim sözlerin tesirini test edemediğim için, (belki de tesiri vardır diye) söylemeye devam ediyorum. Sözün ikinci kısmı, (= söylemesem (= sussam), gönül razı değil) bende ağır basıyor.
Sizden ricam : siz de ara-sıra, böyle “savrukluklarımı” idare ediverin veya görmezden geliverin.
Yorumlar
Yorum Gönder