EHL

Ehl

Ehl; mensup, sahip, mâlik, usta, mahâretli, becerikli demektir. Bir şeye aidiyet ile liyakati birlikte ifade eder. Bu yüzden İslâm düşüncesinde “ehl”li tamlamalar yalnızca kimlik değil, aynı zamanda ölçü ve hâl bildirir.

  • Ehl-i Kitâb : Kitap ehli; kendilerine ilâhî kitap gönderilmiş topluluklar.
  • Ehl-i Sünnet : Sünnet ehli; bu metnin ana konusu.
  • Ehl-i Beyt : Hz. Peygamber’in ev halkı.
  • Ehl-i Kıble : Kâbe’ye yönelerek ibadet edenler.
  • Ehl-i Takvâ : Takvâ ehli.
  • Ehl-i Kâl : Söz ehli.
  • Ehl-i Hâl : Hâl ve yaşantı ehli.
  • Ehl-i Sâlib : Haçlılar (klasik ve çağdaş anlamlarıyla).

Bu ayrımlar içinde Ehl-i kâl - Ehl-i hâl karşıtlığı özellikle belirleyicidir : Din, yalnızca söylenenle değil, yaşananla anlaşılır.

Sünnet ve “Ehl-i Sünnet”in Tarihî Yeri

Sünnet, yasanın fiilî tatbikidir; yaşayan örnektir. Her ümmetin bir sünneti vardır; İslâm ümmetinin sünneti Hz. Peygamber tarafından yaşanarak oluşmuştur.

“Ehl-i Sünnet” tamlamasının yaygın kullanımı ise daha sonradır (hicrî I. yüzyılın sonları). Yani sünnet, önce yaşandı, “Ehl-i Sünnet” sonra adlandırıldı. Bu adlandırma, büyük ölçüde siyasî ve itikadî kırılmaların ardından ortaya çıkan kimlik ihtiyacının ürünüdür.

Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra başlayan hilâfet tartışmaları, kısa süre içinde ümmet içi çatışmalara dönüştü. Taraflardan biri kendini Ehl-i Sünnet (ve’l-Cemaat), diğeri Ehl-i Beyt/Şîa olarak tanımladı. Bu gerilim, 1300 yıldır bazen düşük bazen yüksek yoğunlukla sürmektedir.

İki Soru :

  1. Bu “kavgayı” sürdürmek zorunda mıyız?!.
  2. Bu kavga en çok kimin işine yarıyor?!.

Birinci soruya cevap :

Hayır. Bu kavgada taraf olmayı reddetmek mümkündür. Bunun yolu, mezhep-öncesi pratiğe dönmektir: 610–632 arasındaki sünneti, en fazla 650’ye kadar uzanan oluş dönemini ölçü almak.

Bu çağrı, mezhepleri inkâr değil; kimlikleşmiş tartışmaları askıya alıp yaşanan örnekliği merkeze almak demektir.

İkinci soruya cevap :

Parçalanmış bir ümmet, yönetilebilir bir ümmettir. Bu gerilimden en çok yararlananlar, klasik ve çağdaş anlamlarıyla askerî, ekonomik, kültürel ve epistemik düzlemlerde Ehl-i Sâlib = çağdaş haçlılardır.

Bid‘at Meselesi : Yenilik mi, Yetki Gasbı mı?!.

Bid‘at, lugavî olarak yeniliktir. Bu nedenle her bid‘atı peşinen kötü görmek doğru değildir. Asıl mesele, yeniliğin nerede ve ne iddiayla yapıldığıdır.

1) İlkede yenilik → Kötü bid‘at.

  • Dinî ölçüyü yeniden tanımlamak.
  • Vahyin çizdiği sınırı akılla “iyileştirme” iddiası.
  • İbadetin mahiyetine, dindenmiş gibi yeni şartlar eklemek.

Burada sorun yenilik değil, yetki gasbıdır. İlkeyi değiştiren yenilik, bid‘atın tehlikeli biçimidir.

2) Uygulamada yenilik (çağa adaptasyon) → İyi bid‘at / zenginlik.

  • İlke sabit, yol değişken.
  • Maksat aynı, vasıta farklı.
  • Ruh korunur, form dönüşür.

Mushaf’ın kitaplaştırılması, yazım ve tertip kolaylıkları, kurumlaşmalar gibi örnekler; dîne ek değil, dînin taşınma biçimleridir. Bu tür yenilikler, ümmet için bir zenginliktir.

Bid‘at, yenilik olduğu için değil; ilkeyi değiştirdiği için kötüdür. İlke sabit kaldığı sürece, uygulamadaki farklılıklar bid‘at değil; zenginliktir.

Ehl-i Kitâb, Ehl-i Sünnet ve Birlik İmkânı

Bu yaklaşım, Ehl-i Kitâb (Metin merkezli okuma) ile Ehl-i Sünneti (yaşantı merkezli örneklik) karşı karşıya getirmez; Kur’an ile Sünnet’i birlikte düşünür.

Amaç romantik bir birlik çağrısı değil; asla dönüş çağrısıdır. Kimliklerin değil, ölçünün merkezde olduğu bir dönüş.

Tüm ümmet, ilkeyi sabit tutup uygulamada zenginleştiğinde; çağdaş ehl-i sâlib = haçlılar, İslâm coğrafyasında dilediği gibi at oynatabilir mi?!.

Soru budur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP