ŞEHÂDETİN DİRİLİĞİ

ŞEHÂDETİN DİRİLİĞİ

Eşhedü : Ben şahidim, şahitlik ederim.

Şâhit : Müşahede eden; tanık olan; gören.

Müşahede : Sadece gözle değil, akılla ve kalple de idrak ederek tanık olma.

Şehâdet, salt bir bilgi beyanı değildir; şâhid, biliyorum, demekle yetinmez; hayatımla tanıklık ediyorum da der.

Bu yüzden eşhedü, ezberlenmiş bir cümle değil; yaşanan bir hakikatin sözle ve fiille ifadesidir.

Şahitlik, görmeyi gerektirir ama bu görme, sadece gözle görme değildir, aklî ve kalbî müşâhedeyi de kapsar.

Kur’ân’da göz (basar), kalp gözü (basîret), akıl (akl) birlikte çalışır.

Aklın ve kalbin gözü açık olursa, bedenin organları da “gören” hâle gelir.

El, kazanç, susuş, tercih ve korkular… hepsi şehâdetin görünen parçası olurlar.

Müşâhededen kopuk bir şehâdet, şehâdeti kemâle taşımaz; böyle bir şehâdet, canlı değil, zayıftır, ölüdür.

Şehâdetim diri mi, ölü mü?!.

Şehâdet ettiğimiz “Varlık olan Allah”, daima diridir : Hayy-ül Kayyûm. 

Bu şehâdetin diriliği de hayatta insanın fiilleri = eylemleri = amellerinde görülür.

Şehâdetin diriliği, Hayy-ül Kayyûm’un emir ve yasaklarının hayatın içinde sürekli uygulanmasıyla görünür.

Eşhedü kalıbının birinci tekil şahıs olması (“ben”) ve bu Sözün geniş zamanda söylenmesi, şunu ifade eder : Yaşadığım sürece, Allah’ın yegâne ve tek İlâh olduğuna söz ve eylemlerimle şahidim. Bu, sadece geçmişe ait bir beyan değil; devam eden bir sorumluluktur.

Hakikatte, her zamanda ve her durumda tek İlâh O’dur. Ben yaşarken de O tek İlâh’dı/r.

Bu değişmez.

Kişi, şehâdetinin sahih olup-olmadığını kendine şu soruları sorarak test edebilir : Benim yaşadığım hayatta, Allah tek İlâh mıdır?!. Hayatımı kim belirliyor?!. Kime itaat ediyorum?!. Neye razı oluyorum?!  Neyin/kimin önünde eğiliyorum?!.

Eğer, fiilî hayatta ilâhları çoğaltmış, ama dilimle “Allah birdir” demeye devam ediyorsam, orada iman-hayat = teori-pratik çatışması vardır.

Böyle bir çatışma var, ve bu beni rahatsız etmiyorsa, şehâdetim diri değildir; sadece sözde kalmıştır.

Şehâdet ve sorumluluk

Şehâdet, yaşarken yapılır, hayattayken geçerlidir, akıl baştayken anlamlıdır.

Yarın, bu şahitliğimin doğruluğu-yanlışlığı ve tutarlılığı-tutarsızlığı bana sorulacaktır.

Yaşarken tanıklık etmediğim bir şeye, ölümden sonra “şahidim” diyemem.

Eşhedü : “Ben yaşarken Allah tek İlâh’tı” ve ben buna hayatımla tanıklık ettim, demektir.

Sonuç

Eşhedü’müz ne kadar sahici ve diri ise, Müslümanlığımız da, insanlığımız da o kadar sahici ve diridir.

Müslümanlık ve insanlık, Allah’ı tek İlâh bilme, bunu hayatta hâkim kılma çabasıdır.

Sonuç O’na aittir; ama çaba bize düşer.

Şehâdet, dille söylenen bir cümle değil, ömür boyu taşınan bir tanıklıktır.

Bu metin, ne iman iddiasıdır, ne başkasını yargılar, ne de slogan üretir.

Sadece şunu yapar : Ben, yaşadığım bu hayatla neye şahitlik ediyorum?!. Çünkü bu soru diri kaldıkça, şehâdet de diri kalır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP