NEDEN BAŞARISIZ OLDUK?!.

NEDEN BAŞARISIZ OLDUK?!.

Önce en sert ama en doğru cümleyi koyalım : Çünkü Allah’ın ölçüsüyle değil, meseleye çağdaş Mekke’nin başarı kriterleriyle/ölçüleriyle baktık.

Bu yüzden daha baştan yanlış tarttık.

I. Başarıyı Yanlış Yerden Tanımladık

Biz neyi “başarı” sandık?!.

  • Kalabalık olmayı.
  • Görünür olmayı.
  • Kurumlaşmayı.
  • Güce yaklaşmayı.
  • Sistemde yer edinmeyi.

Oysa Kur’ân’da başarı, istikâmet üzere kalabilmekti.

Biz sonuçlara baktık, Allah sadakate bakıyordu.

II. Kulluğu Araçsallaştırdık

Bu, en can acıtan yer.

Dini, daha etkili olmak için kullandık; ahlâkı kazanmak için esnettik.

Yani, kulluğu, sonuç üretme makinesine bağladık. Bu, kulluğu kulluk olmaktan çıkarır; proje yapar.

III. Mekke ile Mesafeyi Korumadık

  • Güçle konuşabiliriz sandık.
  • Parayla daha çok hayır yaparız dedik.
  • Medyayla hakikati yayarız zannettik.

Ama Mekke’nin bir kuralı vardır : Sana alan açar, ama dilini alır.

Biz alanı kazandık ama sözümüzü kaybettik.

IV. Azlığı Taşıyamadık

Biz az kalmayı ahlâk olarak değil, geçici bir talihsizlik olarak gördük.

O yüzden çoğalmak için yumuşadık = esnedik. Tutunmak için törpülendik. Kabul görmek için sustuk.

Azlık bize ağır geldi. Çünkü imanın bedelini hafife aldık.

V. Çocuklara Yanlış Hikâye Anlattık

Doğru olursan kazanırsın, dedik. Biz başaramadık, siz başaracaksınız, dedik.

Çocuklar büyüdü ve şunu gördü : Doğru olanlar = doğru olduğunu söyleyenler, kaybetmiş gibi duruyordu.

Sonra da o çocuklar ya doğruyu bıraktılar ya da doğruyu içlerine gömdüler. İkisi de yenilgidir.

VI. Allah’tan Çok, Tarihten Korktuk

  • Tarihte nasıl görüneceğiz?!.
  • Bizi nasıl yazacaklar?!.
  • Boşa mı gitti?!.

Bu sorular, kulluk soruları değildir.

Kulluk şunu sorar : Allah benden razı mı?!.

Biz bu soruyu arka plana attık.

VII. Peki Bu Gerçekten Başarısızlık mı?!.

Düğüm noktası burası.

Eğer ölçü :

  • İktidar.
  • Etki.
  • Sonuç ve
  • Galibiyet ise

Evet, başarısız.

Ama ölçü :

  • Secdeyi kime yaptık?!.
  • Nerede susmadık?!.
  • Neyi satmadık?!.
  • Nasıl kaldık?! ise

O zaman hüküm değişir.

Biz başarısız olmadık; biz, Allah’ın değil, Mekke’nin terazisiyle tartıldık.

Başarısızlığımız, az olmamızdan ve yorulmamız değil; kullukla başarıyı karıştırmamızdandı.

Biz bu yola çıkarken Allah’a kulluk edeceğiz diye bir vaatte bulunduk.

Çoğunluk olacağımıza, kazanacağımıza, galip geleceğimize dair kimseye söz vermedik ama zamanla ölçü kaydı.

Kulluk, yavaş yavaş başarıya endekslendi.

Sadakat, sonuçla tartılmaya başlandı.

Ve biz, fark etmeden Mekke’nin terazisini elimize almış olduk.

Oysa Kur’ân en başta uyarmıştı :

“İnsanların çoğu iman etmez.”

“İnsanların çoğu şükretmez.”

“İnsanların çoğu akletmez.”

Bu, bir arıza değil, insanlık gerçeğiydi.

Biz az kalınca telaşlandık.

Yalnız kalınca şüpheye düştük.

Kaybediyor gibi görününce, “acaba yanlış mı yaptık?!” dedik.

Oysa yanlış olan azlık değil, azlığı taşıyamamaktı.

Bizden istenen, tarih yazmak ve düzen kurmak, kazananlar listesine girmek hiç değildi.

Bizden istenen şuydu : Secdeyi doğru yerde tutmak.

Ve bu, çoğu zaman, sessiz kalmayı, yalnız kalmayı, güvende olmayı değil, bedel ödemeyi; alkış almayı değil, şahit olmayı gerektirir/di.

Bugün dönüp baktığımızda :

  • Gücü ele geçiremediysek,
  • Kalabalık olamadıysak,
  • Tarihi bizim yazmadığımızı görüyorsak,

Bu bir “başarı” değildir.

Başarı şudur :

  • Hakkı bilip susmamak.
  • Doğruyu görüp eğilmemek.
  • Kulluğu, sonuç almak için pazarlamamak.

Bizim asıl imtihanımız burada oldu.

Eğer, başaramadık; ama teslim de olmadık. Kazanmadık; ama satmadık. Çoğalamadık; ama bozulmadık; diyebilseydik bu, Kur’ân’ın dilinde bir başarı değilse bile, bir şahitlik olacaktı.

Son hüküm bize ait değil.

  • Bizi tarih yazmayabilir.
  • İnsanlar bizi anlamayabilir.
  • Çocuklarımız bile, bizden kuşku duyabilir.

Ama mesele şu soruda düğümlenir : Biz kime kulluk yaptık?!.

Eğer cevabımız hâlâ aynı kalmışsa; eğer secdemiz hâlâ Allah’a, diyebiliyorsak; o zaman bilinmelidir ki biz kaybetmedik.

Ve biz, Mekke’nin kazananları arasında yer almadık.

Ve belki de, asıl kurtuluş, tam olarak budur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP