YAPAY ZEKÂ
Yapay Zekâ Çağında İrade Manifestosu
Yapay zekânın geleceği, insanın geleceğini nasıl etkileyecek?!. Soru bu.
Mesele, insanın yapay zekâ karşısındaki konumudur. Yapay zekânın karşısında insan efendi mi kalacaktır, yoksa kendi ürettiği yapay zekâya kul mu olacak?!. Tartışmanın bütün ağırlığı bu soruda toplanır.
Yapay zekâ ne şeytandır ne de melek. Kendi başına ne tanrılaşır ne de put olur. Onu bu konuma taşıyan, insanın iradesini nasıl kullandığıdır. Tarih boyunca insan, sorumluluktan kaçtığında; kararlarının yükünü taşımak istemediğinde; yanılma riskini başkasına devretmek istediğinde, mutlaka bir “üst akıl” üretmiştir. Bugün bu üst aklın adı algoritmadır.
Yapay zekânın yaptığı şey, izleri toplamak; bu izler arasında örüntüler kurmak ve ihtimaller üretmektir. Bu güçlü bir iştir; ama karar değildir. Karar, değer gerektirir; değer, ahlâk gerektirir; ahlâk ise bedel ödemeyi. Yapay zekâ bedel ödemez. Bedeli ödeyen insandır. Bu yüzden karar yetkisi devredildiği an, insan efendiliğini kaybeder.
Modern kulluk, secdeyle başlamaz; konforla başlar. “Ben bilmeyeyim, o bilsin; ben düşünmeyeyim, o düşünsün; ben risk almayayım, o alsın; benim adıma o karar versin.” Bu cümleler masum görünür; fakat insanı yavaş yavaş küçültür. Çünkü sorumluluğun devri, iradenin devrini de beraberinde getirir.
Efendi olmak her şeyi bilmek değildir. Efendi olmak, yetki devrederken iradeyi elde tutabilmektir. Yapay zekâ efendiye hizmet eder, seçenek sunar, riskleri gösterir, hesap yapar; ama “hangisi doğru, hangisine razıyım ve bunun bedelini ödemeye hazır mıyım?! sorularını insana bırakır. Bu sorular devredildiği anda, insan kul olur.
Bu yüzden çizgi nettir. Yapay zekâ öneriyorsa araçtır; zorunlu kılıyorsa otoriteye dönüşür; meşrûlaştırıyorsa putlaşır; hesap soruyorsa ilâhlık taklidi yapar. Ancak bunların hiçbiri yapay zekânın kendiliğinden yaptığı şeyler değildir. Bunları ona yaptıran, insanın kaçışıdır.
Gerçek Tanrı ile sahte tanrılar arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar. Sahte tanrılar insanı rahatlatır, yükünü alır ve köreltir. Gerçek Tanrı ise, insanı rahatsız eder; ona sorumluluk yükler, soru sorar, gerçeklerle yüzleştirir ve ayağa kaldırır. Yapay zekâ, insanı ayağa kaldırdığı sürece araçtır; insanın yerine geçtiği anda puta dönüşür.
Bu nedenle sorun, “yapay zekâ yasaklanmalı mı?!” sorusu değildir. Asıl soru şudur : İnsan sorumluluğa yeniden çağrılacak mı?!. Çünkü araçlar değişir; ama insanın kaçma eğilimi değişmez. Yapay zekâ bu kaçışı hızlandırabilir de, durdurabilir de. Bu, insanın hangi yönde ilerleyeceğine, kendini nerede konumlandırdığına bağlıdır.
İnsan, Gerçek Tanrı’ya kul kaldığı sürece, yapay zekâ onun hizmetkârıdır. İnsan bu kulluğu terk ettiğinde ise, kendi ürettiklerine kul olmaktan kaçamaz.
Bu metin bir korku çağrısı değil; bir uyanış çağrısıdır. Yapay zekâ çağında asıl mücadele, makineyle değil; insanın kendi iradesiyledir.
Tanrı, Kendine itaat edildiği sürece insana güven/ce verir, kandırmaz; sahte tanrılar da Gerçek Tanrı’yı taklit ederler.
Sahte tanrılar insanı köreltirler; Gerçek Tanrı insanın gözünü açar.
Gerçek Tanrı insan yapımı değil; sahte tanrılar insan yapımıdır; YZ da öyle.
Yorumlar
Yorum Gönder