İHLÂS SÛRESİ

İHLÂS SÛRESİ : MERKEZİ YENİDEN KURMAK

Kur’ân’daki 112. sûreye “İhlâs” denir. İhlâs : Arındırmak, saflaştırmak, merkeze sadık kalmak demektir.

Bu sûrenin yaptığı da tam olarak budur : İnancı, yanlış merkezlerden temizler ve hakiki merkeze yerleştirir.

1. Neden “İhlâs”?!.

Çünkü bu sûre : Allah tasavvurunu karıştıran her şeyi ayıklar; insanın zihnindeki sahte ilâhları reddeder, iman ile sorumluluk arasındaki bağı yeniden kurar.

Bu yüzden İhlâs sûresi, sadece bir “inanç bildirisi” değil, aynı zamanda bir hayat duruşudur.

2. “Kul : HuveAllah'u Ehad”

Sûre, “ilâh” kelimesiyle başlamaz.

Doğrudan Allah ile başlar. Bu önemli bir tercihtir.

Çünkü “ilâh” :

  • korkulan
  • itaat edilen
  • güç atfedilen her şey olabilir.

Ama “Allah” :

  • isimlerin toplamı değil,
  • sıfatların ötesinde,
  • hakiki ve sahici O’dur.

“Kul” = Söyle!, denir; bu söyle : Her şeye ilâhlık payesi verenlere değil, onlara önceden “lâ” demiş olanlaradır.

Yani bu sûre, putları ve tağutları ilâh edinenlere değil, o putları ve tağutları reddetmiş olana konuşur.

“Hüve” = O. Ama hangi O?!.

O değil, bu değil, reddettiğin hiçbir şey değil. Sen sahici bir O arıyorsun. O’nu bulmadan rahat edemiyorsun.

İşte O : Allah.

Ve O : Ehad : Bölünmez, parçalanmaz, alternatifsiz BİR.

3. “Allahu’s-Samed”

Samed : Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu.

Bu âyet, ilâhlık iddiasındaki her şeyi çökertecek kadar keskindir.

Çünkü insanların çoğu, muhtaç olanları ilâh edinir; gücü olanı, askeri olanı, bilgisi olanı, ekonomisi iyi olanı ve sistemi kutsallaştırır.

Oysa, muhtaç olan ilâh olamaz; ihtiyacını başkasından gideren, merkez olamaz.

Kur’an başka bir yerde şöyle der: “Onlar, o (sahte) ilâhların hazır askerleridir.” (36/75) Yani o insanlar, muhtaç olan ilâhlarının askerleri olurlar, o ilâhların kurdukları dini/düzeni, sistemi ayakta tutarlar, o çarpık sisteme kulluk ederler.

İhlâs sûresi, muhtaç olmayana kul ol/un!, der.

4. “Lem yelid ve lem yûled”

Bu âyet çoğu zaman sadece biyolojik bir değilleme gibi okunur. Oysa anlamı daha derindir : Allah, Zâtı ile kâimdir, varlığı başkasına bağlı değildir, sürekliliği bir zincirin halkası değildir, gücünü kimseden devralmaz ve kimseye devretmez.

Bu sûre, şu yanlış düşünceyi de reddeder : Allah işini başkasına bırakır, Kendisi kenara çekilir.

Hayır. Bu, O’nun Melik’liğine terstir.

Hayrihî ve şerrihî minAllahi Teâlâ

Bu ifade yanlış anlaşılırsa kadercilik doğar. Madem her şey Allah’tan, benim hiçbir işte en ufak bir dahlim yok.

Oysa mesele tam tersidir.

Yaratma Allah’tandır, takdir Allah’tandır ama yöneliş ve tercih kuldandır, sorumluluk kuldadır.

Eğer yaratma Allah’tan olmasaydı, Allah yapılan kötülüklerden habersiz olurdu. Bu da tevhidi sarsardı.

Allah, şerri yaratır ama şerri emretmez, şerre razı olmaz. Kul, ister, yönelir ve hesabını verir; Allah da yaratır.

Allah’ın bilmesi ile yaratması ayrı değildir; bu ayrım, bizim anlayışımızı kolaylaştırmak = kolay kılmak içindir.

5. İhlâs Sûresi kaderciliği neden reddeder?!.

Çünkü bu sûre, Allah’ı “iş yaptırılan” bir varlığa indirgemez; insanı da “bekleyen seyirci” yapmaz.

Allah, Merkezdir, Melik’tir, Samed’dir; ama kul, yürür, çabalar, sorumluluk alır.

Allah’a iman, insanın işinin bittiği yer değil; insanın işinin başladığı yerdir.

Sonuç

İhlâs sûresi bize şunları öğretir :

  • Sahte merkezleri terk et!.
  • Hakiki Merkezini bul!.
  • Ama O Merkeze yerleşip pasifleşme!.
  • Sen çabala, gayret et!.
  • Allah yaratsın;
  • son Sözü = son hükmü de Allah’a ver.

İhlâs, işte bu dengeyi koruyabilmektir.

Siz bu sûreyi "doğru" okuyabiliyor, bu dengeyi "doğru" kurabiliyor musunuz?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP