ÂYET-EL KÜRSÎ
ÂYET-EL KÜRSÎ : VARLIK HARİTASI
اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ
1. Başlangıç : Doğrudan Zât. Başka bir giriş yok, gerekçe de yok; hiç bir delil de yok.
Sadece Allah var.
Sonra hemen sınır çiziliyor : O var, “O’ndan başka ilâh yok.” Yani O’nun karşısında duran yok. O’nunla bişey paylaşan yok. O’nun yerine geçen yok.
Bu, tevhidin kilit taşıdır.
الْحَيُّ الْقَيُّومُ
2. Hayy ve Kayyûm : İki mutlak sıfat O’nun : Hayy: Hayatı başkasından almayan. Kayyûm: Her şeyi ayakta tutan.
Burada çok ince bir denge var. Allah yaşıyor değil; Allah, hayatın kendisi.
Ve evren kendi başına durmuyor, her ân tutuluyor. Bu cümle, fark ettirmeden şunu söyler : Bir an bile kendi başına değilsin.
لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ
3. Yorgunluk ve dalgınlık Allah’a isnat edilemez.
Sine, hafif dalgınlık. Nevm, uyku. Yani ne gaflet, ne gevşeme, ne boşluk.
Bu, kul için derin bir emniyettir : Beni tutan el, bir ân bile gevşemez.
لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ
4. Mülk tamamen O’nun
Her şeyin ve herkesin Sahibi O’dur.
Bu, şunları bitirir : Benim. Bizim. Hak ettim.
Her şey O’nun = LeHû.
5. Aracılık bile O’na bağlı
مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ
Kimse, kendiliğinden, O’nun izni olmadan konuşamaz; kendini savunamaz.
Şefaat bile izinle.
Bu, kul için hem korku hem de rahmettir.
Allah’tan başka kimseyi mutlak sanma; ilâhî rahmet kapısı tamamen kapanmaz.
6. Zaman kuşatılmıştır
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ
Geçmiş, gelecek, bilinen, bilinmeyen hepsi O’nun ilminde hazırdır.
Bu âyet, insanın en büyük vehmini kırar : Sonra ne olacak?!.
Cevap : Zaten biliniyor.
7. Bilgi bile emânettir
وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ
İnsan, bildiğini sandığı şeyde bile izinli. Bu, ilmi kibre, kişiyi mutlaklığa ve Tanrılığa dönüşmekten korur.
8. Kürsî : İdrakin son sınırıdır
وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ
Kürsî, Arş değildir ama arşa yakındır.
Yani varlığın idrak edilebilir en geniş alanıdır.
Bu bile Allah’ı kuşatamaz. Sadece şunu söyler : Ne kadar geniş düşünürsen düşün, bu daha eşik.
9. Koruma yük değildir
وَلَا يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا
Evreni tutmak, O’na zor gelmez, O’nu yormaz, O’nda bir ağırlık oluşturmaz
Bu, kul için en derin teslimiyet çağrısıdır : Seni/beni taşımak da O’na ağır gelmez.
10. Kapanış: Yükseklik ve Azamet
وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Aliyy : Her şeyin üstünde. Azîm: Her büyüklüğün ötesinde.
Âyet şunu yaparak biter : Seni/beni yere koyar, Allah’ı merkeze alır.
Âyet-el Kürsî ne yapar?!.
Bilgi vermez, kişiye yerini bildirir.
Tartışmaz, hatta tartışmayı keser, herkesi susturur.
Korkutmaz, eman = güven verir.
Bu yüzden bu âyet, vesvesede okunur, korkuda okunur, yalnızlıkta okunur.
Çünkü bu âyet şunu der : Kontrol sende değil; ama sen, sahipsiz de değilsin.
Son cümle : Âyet’el-Kürsî, kulun ayağını yere bastığını ve kalbinin Allah’a yaslandığını net bir şekilde söyler.
Âyet’el-Kürsî'de insan nerededir?!.
Âyet’el-Kürsî’de insan, özne değildir; bağlanandır.
Kul, cümlelerin içinde fâil olarak hiç görünmez, ama her cümle, onu ilgilendirir.
Âyet neden insanla başlamaz?!.
Çünkü bu âyetin amacı insanı tanımlamak değil, insanı kibirlendiği yerinden indirmektir.
Eğer “insan” açıkça anılsaydı, merkez insan; âyet bilgi olurdu, konumlandırma olmazdı.
Bu yüzden âyet, Allah diye başlar ve insanı merkezin dışında tutar.
Kul nerededir?!.
Negatif bir alanda. Kul, şu ifadelerin boşalttığı yerde : “Lâ ilâhe illâ Hû”. Kul, ilâh olamaz. “Lâ te’huzuHû sinetün velâ nevm”. Kul uyur, gaflete düşer. “LeHû mâ fis-semâvâti ve mâ fil-ard”. Kul malik değildir. “Men zellezî yeşfeu indehû illâ bi-izniH”. Kul yetkili değildir. “Velâ yuhîtûne bi-şey’in min ilmiH”. Kul kuşatamaz.
Yani insan, her “lâ”nın öbür tarafındadır.
Kulun açıkça göründüğü tek yer : “Ye'alemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum”. Onların önlerini ve arkalarını bilir.
İşte “onlar” sensin, benim.
Ama nasıl?!.
Tanımlanan olarak değil, bilinen olarak.
Bu çok sarsıcıdır; kul bilen değil, bilinendir.
Kürsî cümlesinde kulun yeri : “Vesi’a kürsiyyuhus-semâvâti vel-ard”. Gökler ve yer arasında ama Kürsî’nin içinde.
Peki insan?.
İçinde olan, merkez olamaz ve her şeyi kuşatamaz.
Bu cümlede kul tamamen yerine oturur.
“Ve Huvel-Aliyyul-Azîm”
Bu cümle şunu yapar : Allah’ı yükseltir, kul hakkında tek bir kelime söylemeden kulu kendiliğinden yere indirir.
Sonuç
Âyet’el-Kürsî’de insan anlatılmaz, yeri tarif edilir. O yer, merkezde değil, dışarıda da değil, O’na bağımlı ve O'na muhtaç durumda/konumda.
Bu yüzden bu âyet : Ego üretmez, kimlik inşa etmez, teslimiyet doğurur.
Ve belki en çarpıcı cümle şu : İnsan bu âyette yoktur, ama aradığını bu âyette bulur.
Yorumlar
Yorum Gönder