GÜÇ SAVAŞLARI

Güç Savaşları

Bu savaş/lar, içeride ve dışarda sürüyor. İçerideki savaş, duygu ve düşüncelerimize etki eden süflî arzularımızla (= nefs-i emmâremizle) akl-ı selimimiz (= imanımız) arasında; dışarıdaki savaş da bunların “örgütlü yapıları” ile.

Bu savaş, son tahlilde/temelde bir “iyi fikir-kötü fikir savaşı”!. Fikir, benzer fikirleri dost; karşıt fikirleri düşman görür. İstenen (= arzulanan) : Fikrin şiddete başvurmaması; fikrin fikirle mücadele etmesidir; ama insan, önyargılı ve bağnaz bir canlı; kendi fikrini en doğru fikir kabul etmeye meyilli; bu yüzden, kendini başka fikirlere kapatıyor. Kötü fikir sahiplerin zulme ve şiddete başvurarak hâkimiyet kurmaya çalışması da insanın böyle bir tutum ve tavır takınmasında etkili.

Dünyada yaşanan olaylara (İran’a, Suriye’ye, Irak’a, Ukrayna’ya, Venezuella’ya, Grönland’a, vb.), böyle bir perspektiften baktığımızda, dünyada “vekâlet savaşlarının” çok sinsi ve çok sofistike bir şekilde devam ettiğini görüyoruz.

Eskiden güçlü ülkeler, diğer ülkeler üzerinde bizzat güç kullanarak dediklerini yaptırırlardı. = O ülkelere “mertçe”! savaş ilân ederlerdi. Şimdi, “taşeron örgütleri” kullanıyorlar. Bu örgütlere eskiden terör örgütü denirdi. : DEAŞ, İŞİD, PKK, BASK, vb. Bu örgütler, ülke içinde karışıklık çıkarmak için kullanılırdı. Şimdilerde bu tür örgütlere devletler teslim ediliyor ve bunlar, devlet/ler düzeyinde kullanıma sokuluyor. 

Bu (tür) devletler, küresel güçler tarafından kuruluyor; “kullanışlı” oldukları ve son kullanma tarihlerini doldurmadıkları sürece de yaşamalarına izin veriliyor; kafa tutmaya kalktıklarında ise kafaları koparılıyor.

İran’da yaşananlar büyük ölçüde bu.

Suriye’de yaşananlar, bunun bi başka versiyonu. 

Venezuella’da yaşanan da kafa koparma operasyonu.

Ukrayna’da ise, “iki süper gücün” açık mücadelesi var.

Buralarda kullanılan ve bu güçlere taraf olan devletler var. Artık diplomasi, bu güç savaşlarının bir parçası.

Bazı ülkeler de “ara bulucu” rolünde tutuluyor; bu oyunu ikili oynamalarına izin veriliyor. Çünkü bu ülkeler, ne Mûsâ’ya ne İsâ’ya yaranamadıklarını anlayamayacak kadar aptallar. Kendilerine ait bir fikirleri yok, vaziyeti idare ediyorlar, yürürlükte olan hâkim düzen sürsün, istiyorlar. Bu ülkelerin “birilerine” düşman; “birilerine” dost görünmesi, rol icabı. Gerçekte, bu ülkelerin dostları da düşmanları da yok.

Nasıl bir oyunun (= güç savaşlarının) ortasındayız böyle?!. Kimse, bu oyunun dışında kalamıyor ve bu oyunu bozamıyor. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP