MODERN EĞİTİM VE MATERYALİZM
Modern Eğitim, Materyalizm ve Yaratılmışlık
Bugün birçok genç, modern eğitimle birlikte her şeyi maddeyle açıklayan bir bakış açısı ile tanışıyor. Materyalist maddeciler diyor ki : “Her şeyin aslı madde.” Bu bakış, dünyayı bilimsel olarak anlamamıza katkı sağlıyor; ama ontolojik soruları, yani “varlığın kökeni” veya “neyden yaratıldık” sorularını yanıtlamıyor.
Burada bir tuzak var : Eğer her şey maddeyse, maddeyi (de) kim yarattı?!. Eğer maddeyi yaratan maddeyse, onu da kim yarattı?!. Bu zincir sonsuz bir teselsül, yani çıkmaz bir sokak. Bu yüzden materyalist madde, kendi içinde bir tür “geçici Tanrı” gibi görünür, ama köken sorusunu açıklayamaz.
Lavoisier der ki : “Varlık kendi başına yok olmaz ve yokluktan ortaya çıkmaz.” Bu bilimsel ilke, fiziksel süreçleri kapsar; metafizik bir ontoloji ile şekilsel benzerlik taşıyabilir ama bağlam olarak farklıdır. Varoluş, yaratılmışlık ve ontolojik köken bu sınırlardan ötedir.
Modern eğitim, varoluşun ontolojik kökenini bilimsel benzetmelerle karıştırırken ‘yoktan var olmaz’ der, ama oluşun kaynağını boş bırakır. Var edilmiş olmak, sadece sorumluluğu gösterir. Varoluşun kaynağını (neyden, hangi şeyden yaratıldığımızı) bilmek bizim görevimiz değildir; görevimiz, o kaynağı Var Eden’e kulluk yapmaktır.
Bir öğrenci bana şöyle bir soru sormuştu : “Tanrı, beni yaratırken bana mı sordu?!. Ben var olmak istemiyordum ki; var ettiyse, beni böyle/bu hâlimle kabul edecek.” Bu, modern eğitimin çözemediği ama birçok gencin omuzuna yüklediği ontolojik ve varoluşsal bir sorundur. Buradaki kritik nokta şudur : Rıza sorusu = bu soru, yalnızca var olan bir özneye ait olabilir; henüz var olmayan birinin böyle bir soru sorması mantıksal olarak imkânsızdır. Bu yüzden yaratılmış olmak, isyan veya suçlama değil; varoluş ve sorumluluk = kulluk = haddini bilme gerektirir.
Bu bizi mantıksal olarak nereye götürüyor?!. Mecburuz, Samed, Mutlak ve Mükemmel Bir Varlık’ta durmaya ve teselsül tuzağına düşmemeye. Bu Varlık, kendinde sınırsızdır, kaynağı kendindedir ve yaratmanın kudreti sadece O’na aittir. Ayrıca O, varlığı niye/niçin yarattığını ve bu varlıkla uyumlu yaşamanın kurallarını aklı olan bizlere bildirmiştir. Biz yaratılmış olarak varız; varlığımızın kaynağını bilemeyiz, bilsek Tanrı olurduk. Israrla bilmeye çalışmak, Tanrılığa soyunmak olur.
Bize kulluk öğretilmiştir; kulluk, bu bildirime = öğretiye uygun yaşamaktır; onu bilir ve yaparız. Bu, insanın ontolojik ve epistemik sınırını gösterir : biz varız, sorumluluk sahibiyiz, ama yaratılışın sırrı Yaratan’a aittir. Bilmediğimiz için Bilen’e kul oluruz.
“Yoktan yaratma” gibi sözler meseleyi çözmek değil; meselenin etrafında dolanmaktır. Belki doğru tâbir şudur : Bizi Bir’i yarattı; yarattığı şeyi = ilk olarak neden/neyden yarattığı bilmiyoruz ve bilemeyiz; bilsek, Tanrı olurduk.
Bu perspektif, hem ontolojik doğruluğu hem de pratik sorumluluğu bir arada verir : var olmakla birlikte sorumluluk taşırız; yaratılmış olmanın kaynağını ve nedenini bilmek bize verilmemiştir. Modern eğitim, materyalist ve mekanik açıklamalarla bizi bu sınırları unutmaya zorlayabilir; ama gerçek ontoloji, çıkmaz sokakları aşarak Mutlak Varlık’ta durmayı gerektirir.
İnsan zihninin flû olması, yani bulanıklık ve şüphe hissetmesi, normal ve sağlıklıdır; bu, düşünmeye ve sezgiye davet eden bir uyarıdır. Flû olmak, boşlukta sürüklenmek değil; bu, aklı ve sezgiyi sınırında kullanarak sorumluluk ve teslimiyet yolunu keşfetmektir. Flûluk, hem şüphe ve bilinemezliğe çağırır hem de haddimizi bilmemizi hatırlatır. Çünkü biz yaratılmışız; sınırsız bilgiye erişemeyiz. Ancak bilmemek, teslim olmamak anlamına gelmez; aksine Mutlak Varlığa teslim olmamak kaos yaratır.
Modern bilim ve fizik teorilerinde söylenen “varlık kendiliğinden var” söylemi, metafizik açıdan Kendi Kendine Var olan, yani Tanrı’nın tarifine denk gelir. Yani bu tür modern açıklamalar, terminoloji farkıyla Tanrı’nın aseity / Samediyet özelliğine işaret eder.
Bilim de felsefe de bu soruya cevap bulmada çaresizdir, acizdir; bu tür çıkmaz sokakları aşmak için durulacak "yer"! : Mutlak Varlık’tır; Mutlak Varlık’ın bildirdikleri ise dindir/öğretidir.
Gençlere mesaj :
- Biz yaratılmışız ve varlığımızın kaynağını tam olarak bilemeyiz, bilemeyeceğiz de.
- Bilmeme, teslim olmama değildir; sorumluluk ve borçlarımız devam eder.
- Teslim olmamak, bilinemezliği yok saymak ve kaos yaratmaktır.
- Teslim olmak, Bilen ve Kudret sahibi Olan’a güvenmek ve yaratılışla uyumlu yaşamaktır.
Özetle, Bilmiyoruz, ama teslim oluyoruz; bilememe, vazgeçmenin değil, sorumluluğun ve güvenin yoludur.
Yorumlar
Yorum Gönder