BİR MODERN ZAMAN MUHASEBESİ

BİR MODERN ZAMAN MUHASEBESİ

Giriş : Dünyayı Nasıl Kapladık?!.

İnsanlık tarihi, doğayı ehlileştirme çabasıyla başladı ancak bu çaba, dünyayı yapay bir kabukla sarmalayan devasa bir makineleşmeye dönüştü. Bugün yeryüzüne baktığımızda; yaklaşık 23 milyon kilometre uzunluğunda bir asfalt ağının, bir başka deyişle 250.000 kilometrekarelik (yaklaşık bir İngiltere büyüklüğünde) ölü bir yüzeyin dünyayı bir zırh gibi kapladığını görüyoruz. Bu sadece bir "yol" meselesi değildir; bu, toprağın nefes borusunu kesen, suyu yeraltına indirmeyen ve biyolojik yaşamı parçalara bölen bir "geometrik hapishane" inşaatıdır.

1. Görünmez Sinir Sistemi : Kablolar ve Borular

Asfaltın altı ve okyanusların derinlikleri, yeryüzünün üstünden daha az karmaşık değildir. Evimize ulaşan sıcaklık ve ışık için yerin altına yaklaşık 5 milyon kilometre doğalgaz borusu ve dünyayı bir koza gibi saran 85 milyon kilometre elektrik teli döşedik. Yetmedi, zihnimizi birbirine bağlamak için 5 milyar kilometre fiber optik kablo çektik. Bu uzunluk, Dünya'dan Plüton'a kadar uzanan dijital bir damar sistemidir.

Bu devasa şebeke, bizi konforla ödüllendirirken aynı zamanda kendisine mahkûm etti. Bugün bir şalterin inmesi veya bir ana iletim hattının kopması, modern insanın hayatta kalma fonksiyonlarının felç olması anlamına geliyor.

2. Yapay Zekanın Bedeli : Dijital Devlerin İştahı

Bu karmaşık altyapının en son meyvesi olan Yapay Zeka (YZ), sanıldığı gibi "bulutlarda" yaşayan ruhani bir varlık değildir. YZ, devasa fiziksel gövdesi olan bir canavardır. Sadece 10 adet büyük ölçekli YZ veri merkezi, yılda yaklaşık 1.5 milyon hânenin elektriğini tüketmekte ve işlemcilerini soğutmak için milyarlarca litre suyu buharlaştırmaktadır.

Bizler her mesajımızla, her sorgumuzla bu dijital devleri beslerken; aslında kendi bilişsel gücümüzü, karar verme yetimizi ve irademizi de bu algoritmalara devrediyoruz. Güç, "bilgi"den "veri"ye geçerken, insan yeryüzünün yöneticisi olmaktan çıkıp bu dev sistemin bir "veri sağlayıcısı" ve "bakıcısı" konumuna gerilemektedir.

3. "Teknosfer" ve İnsanın Dönüşümü

Bilim insanları, insanların inşa ettiği tüm bu yapıların toplam ağırlığının 30 trilyon ton olduğunu tahmin ediyor. Bu "teknosfer", artık doğadan daha ağır basıyor. Ancak asıl tehlike fiziksel ağırlıkta değil, insanın ruhundaki değişimdedir.

  • Hız Bağımlılığı : Fiber optik hızına alışan insan, mevsimlerin ve toprağın sabrını unuttu.
  • Duyusal Körelme : Asfaltın düzlüğünde yürüyen ayaklar, toprağın engebeli ve canlı dokusunu hissetmez oldu.
  • Gönüllü Teslimiyet : "Kendi ellerimizle kendimizi tehlikeye atmama" uyarısına rağmen, konfor uğruna tüm kontrolü makinelere bıraktık.

4. Umut İlkesi ve Sarsılmaz Duruş

Tablo ne kadar karamsar görünürse görünsün, Ernst Bloch’un dediği gibi, insanı umut yaşatır. Umut, asfaltın çatlağından sızan bir filiz gibi, sistemin en zayıf olduğu yerlerde yeşerir. Bu teknolojik kuşatma içinde insan kalmanın yolu, sayısal çoğunluğa veya sistemin gücüne boyun eğmekten geçmez.

Asıl olan, "kıyamet kopsa da elindeki fidanı dikme" iradesidir. Dünyanın her yeri betonla kaplanabilir, tüm kararlarımızı algoritmalar verebilir ve elektrik kesildiğinde hayat durabilir; ancak tüm bu kaosun içinde "duruşu bozmamak", ahlaki ve insani bir tutarlılık sergilemek, insanın en büyük zaferidir.

Sonuç : Bir Işık Sızması

Bizler bu devasa makinenin içine doğmuş olabiliriz ancak onun birer vidası olmak zorunda değiliz. Toprağa dokunmak, sessizliği dinlemek, veriden ziyade hikmete kıymet vermek ve her ne pahasına olursa olsun "insan" olma onurunu korumak, bu beton medeniyetinin karanlığında yakılabilecek en parlak ışıktır.

Hatırlanmalıdır ki; asfaltın altındaki toprak hâlâ canlıdır ve kabloların taşıdığı veriden çok daha kıymetli olan, insanın hür iradesi ve tükenmeyen umududur.

Not : Sayısal veriler YZ’dan alınmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP