İMANDA İHTİYAT
İMANDA İHTİYAT MEŞRÛ MUDUR?!.
Evet, imanda ihtiyat meşrûdur, caizdir, hatta çoğu durumda gerekli ve hikmetlidir; ama bu ihtiyat, vesveseye değil, yakîne hizmet ediyorsa.
Hz. İbrâhîm : “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster. - Yoksa iman etmedin mi?!. - Ettim; fakat kalbim mutmain olsun diye...” (Bakara 2/260) demişti.
Burada üç şey çok net :
- İman zaten var, “ettim” diyor.
- Talep şek değil, itmi’nân (= sükûn, yerleşme.)
- Allah bu talebi azarlamıyor, reddetmiyor, bilakis karşılıyor.
Bu, imanda derinleşme talebinin meşrû olduğuna açık delildir.
İman, tek katmanlı bir “aç/kapa” değil
İmanda tasdik var, yakîn dereceleri var.
- İlm-el Yakîn.
- Ayn-el Yakîn.
- Hakk-al Yakîn
İhtiyat, çoğu zaman ilm-el yakînden ayn-el yakîne yürüyüş arzusudur. Bu şüphe değil, kemâl arayışıdır.
Sahabe sürekli, “Rabbimiz, imanımızı artır” diye dua ediyordu.
İman artar-eksilir görüşü Ehl-i Sünnet’in de ana omurgasıdır. Bu artma-eksilme, zayıflık-sağlamlık. Teşbihte hata olmazsa bu, telden demire, demirden çeliğe, çelikten tungsten veya volframa geçme gibi.
Artan şey imanın hakikati değil, kişinin zorluklara dayanaklılığı ve kalpteki hâli.
Bu çerçevede, acaba kendimi kandırıyor olabilir miyim; teslimiyetim tam mı; güvenim sahih mi?!, gibi sorular ihtiyattır, inkâr değil.
Burada çok önemli bir çizgi var. Meşrû ihtiyat, imanı korumak içindir; tevazu, duâ ve amel ile birliktedir.
Vesvese ise, imanı sürekli mahkeme önüne çıkarır; kişiyi amelden alıkor; kişiyi ya hiç imanım yoksa! noktasına kilitler.
Toparlarsak, imanda ihtiyat caizdir. Bu, Hz. İbrâhîm örneğiyle meşrûdur.
İhtiyat, yakîne yürüyorsa ibadettir; vesveseye dönüşürse tuzağa dönüşür.
İhtiyat - Teslimiyet Gerilimi Nerede birleşir, nerede çatışır?!.
Teslimiyet ne değildir?!.
Teslimiyet : Artık düşünmeyeyim; soru sormayayım, araştırmayayım; içimdeki titremeyi bastırayım; değildir.
Bu anlayış, iman değil, atalet ve donukluk üretir.
Kur’ân’ın “tefekkür”, “tedebbür”, “akletmez misiniz?!” ısrarı boşuna değil.
Teslimiyet nedir?!.
Şudur : Son sözü Allah’a bırakmak.
Akıl akleder, kendi kulvarında yürür; kalp titrer; nefs itiraz eder ama karar anında, ‘ben bilmiyorum, Sen biliyorsun.’ der.
İşte ihtiyat ile teslimiyet burada birleşir.
İhtiyat, şu soruyla yürüyorsa sağlıklıdır : “ben nerede yanılıyor olabilirim?!.” Ama şu noktaya gelirse çatışma başlar : “ya her şey yanlışsa?!.”
Birincisi kul bilinci, ikincisi şeytanın vesvesesdir.
Hz. İbrâhîm çizgisi
Hz. İbrâhîm, Allah’tan delil istedi ama hüküm istemedi. “Beni ikna etmezsen inanmam” demedi. İnandım, ama kalbim daha da rahat etsin, dedi.
İhtiyat, şart koşmaya dönüşürse tehlike kaçınılmaz olur.
Kişinin günlük hayatta kendini, yaptığım işte riyâ var mı, diye yoklaması, ihtiyat; nasıl olsa riyâ vardır, deyip ameli bırakması ve kendimi salması vesvesedir.
Bu sözüm = işim Allah için mi?! diye sorması, taqvâ; hiçbir sözüm sahih değil, demesi, nefs ile şeytanın koalisyonu.
İhtiyatın zirvesi : Emanet etmek
En yüksek ihtiyat şudur : İmanımı bile Sana emanet ediyorum Ya Rabbî.
Bu, paradoks gibi durur ama hakikatte tam teslimiyettir. Çünkü kişi artık kendi imanına güvenmez ama Rabbin rahmetine, inâyetine ve yardımına güvenir.
Bu noktada ihtiyat susar, teslimiyet konuşur.
Her Mü’min kendine şunu sormalı : Bu ihtiyat beni secdeye mi götürüyor, yoksa karamsarlığa mı itiyor?!. Secdeye götürüyorsa, Rahmânî; karamarlığa itiyorsa, şeytanî.
Bu ölçü şaşmaz.
Şunu açıkça söyleyeyim : İhtiyatla yürüyüp teslimiyetle duran insan, imanın en güvenli yolundadır; ne pervasızdır, ne de donuk/katı.
Şaşmaz ölçü : İhtiyat, kişiyi Allah’a yaklaştırıyorsa ihtiyattır; Allah’tan uzaklaştırıyorsa vesvesedir.
Bunu biraz daha operasyonel hâle getirelim.
İhtiyat şunu der : Hata yapmayayım. Vesvese şunu fısıldar : Zaten hep hatalısın.
Buradaki fark çok incedir ama yön tamamen değişmiştir. Birincisi ıslah, ikincisi iptal üretir.
İhtiyat, amel doğurur. (= daha sahih niyet ve amel, daha dikkatli hâl, dua, istiğfar) Vesvese, donma üretir. (= erteleme, bırakma, susma, kaçma)
Eğer soru kişiyi durduruyor-donuk tutuyorsa, artık o bir soru değil; prangadır.
İhtiyat geçicidir, kontrol eder, gelir-geçer. Vesvese kalıcıdır, kişiyi aynı noktada döndürür-durur.
Aynı soru hiçbir ilerleme sağlamadan kafada dönüp duruyorsa, ihtiyat bitmiştir.
İhtiyatın merkezinde Allah’ın rızası vardır; esvesenin merkezinde kulun kendisi. Yani mesele yavaş yavaş, “Allah benden razı mı?!” yerine, “ben yeterli miyim?!” olmaya başlar.
Bu, sessiz bir yön sapmasıdır.
İhtiyat, huşû ve ciddiyet bırakır; vesvese, bunaltı ve karamsarlık.
İman, ağırlık taşır ama boğmaz; iman kişiyi boğuyorsa, o iman bir zincirdir.
En kritik soru : Bu ihtiyat beni Allah’a daha çok güvenmeye mi, yoksa kendime daha çok odaklanmaya mı itiyor?!. Allah’a güven artıyorsa, ihtiyat; kendine odaklanma artıyorsa, vesvese.
Hz. İbrâhîm ölçüsü : Hz. İbrâhîm, teslimiyeti askıya almadı. itaati durdurmadı, imanını pazarlığa açmadı. İhtiyat bunlardan birini yapıyorsa, artık meşrû çizgiyi aşılmıştır.
Son söz
İhtiyat, imanı korumak için; vesvese, imanı yormak içindir. İhtiyat, imanı kavi = sağlam kılmak için; vesvese, imanı sulandırmak (= cıvıltmak) için. İhtiyat olmazsa, iman dogmaya dönüşür ve kişi, kemâl yolunda ilerleyemez. Bilimcilerin dediği gibi, iman bir dogma değil, aksine canlı, dinamik (= cevval) ve güvenli ilâhì bir ikramdır.
Yorumlar
Yorum Gönder