ÇAĞI TANIMAK VE AŞMAK
Çağı Tanımak ve Aşmak
Çağı tanımak bilgi ile; çağı aşmak ise yanma ile olur. Bu yazı, bu iki fiil arasındaki farkı ve zorunlu ilişkiyi açımlamayı amaçlıyor.
1. Gösteri Çağında Tanımak
İçinde yaşadığımız çağ, bir gösteri/gösteriş çağıdır. Bu gösteri, artık gerçeklik üzerinden değil; imaj, simülasyon ve simülakrlar üzerinden kurulmaktadır. Varlık, olduğu gibi değil; “mış gibi” sunulmakta, “mış gibi” kabul edilmektedir.
Bu çağda tanıma, bilgi yoluyla gerçekleşir; fakat bu bilgi çoğu zaman bağlamından kopmuş, hayata ve bedene inmemiş bir bilgidir. Bu yüzden soğuktur, mesafelidir ve duygulara temas etmez; gerçekliği, yokmuş gibi görünür.
Burada sorun bilginin kendisi değil; bilginin yerinden edilmesidir.
2. Bilgi - His - Kalp - Fuâd
Gerçek bilme, sadece tarif etmek değildir; aynı zamanda hissetmektir. Hissetmek, duygulara temas etmektir.
İnsanî tecrübe şu hat üzerinde ilerler :
- Akıl anlatır, tarif eder.
- Duygu sarsar.
- Kalp döner. (inkılâb eder.)
- Fuâd yanar.
Bizim çağımızın bilgisi, çoğu zaman akıldan duyguya geçmeyen bir bilgidir. Bu yüzden,
- Sarsmaz.
- Harekete geçirmez.
- Nazariye olarak kalır.
Bilgi vardır ama yanma yoktur.
3. Kavramsal Bir İnanç : Allah’ı Bilmek ama Sarsılmamak
Allah inancımız da çoğu zaman kavramsal çerçevede kalmaktadır.
Allah’ı tarif edebiliyoruz; fakat O’nun adı anıldığında sarsılmıyoruz. Oysa Kur’ân, gerçek Mü’minleri şöyle tanımlar : “Allah anıldığında kalpleri titrer.” (8/2. 22/35.)
Bu titreme, duygusal bir taşkınlık değil; fuâdda meydana gelen bir yanmadır. İnanç, kavram düzeyinde kaldığında bilgi olur; fuâda indiğinde ise hayat olur.
4. Soğuk Eğitim, Soğuk İnsan
Çağın eğitim ve öğretimi, büyük ölçüde soğuk akıl ve soğuk teknoloji üzerinden yürümektedir. Bu nedenle tesirsizdir.
Her gün yüzlerce şiddet ve vahşet görüntüsü izliyoruz; fakat kalbimiz titremiyor, tüylerimiz diken diken olmuyor.
Çünkü olup biteni, görüntü, imaj ve simülasyon olarak algılıyoruz.
Bu durum, insanı yavaş yavaş duygusal olarak donmuş bir makineye dönüştürmektedir. Tepkisiz toplumdan şikâyet ediyorsak, aslında ektiğimizi biçiyoruz.
5. Suskunluk Sarmalı ve Kalbin Geri Çekilişi
Elizabeth Noelle-Naumann’ın “suskunluk sarmalı” olarak adlandırdığı olgu, bu çağda bilinçli bir tercih olmaktan çok zorunlu bir hâl gibi görünmektedir.
İki temel neden iç içe geçmiştir :
- Kişinin kendi bilgisine ve sezgisine güvensizliği.
- “Bilenlere” itaat.
Kürsüsü, unvanı, ekranı ve köşesi olanların söyledikleri mutlak doğru kabul edilir. Bu durum, sürü psikolojisini ve tek tipleşmeyi üretir.
Suskunluk burada, kalpten değil; korkudan doğar.
6. Doğu - Batı Gerilimi ve Yarım Kalan İnsan
Tarihsel olarak Doğu’da duygu bilgiden; Batı’da ise bilgi duygudan kopmuştur. Modernleşme süreci, her iki coğrafyada da insanı yarım bırakmıştır.
Oysa insanın harekete geçebilmesi için bilgi duyguyla, duygu bilgiyle iş ve güç birliği yapmalıdır.
Bu birliktelik, yanmadır.
7. Yanma Nedir, Ne Değildir?!.
Yanma, fanatizm değildir, yakmak değildir, taşkınlık değildir; yön değiştirmektir.
Fuâdda başlayan bu yanma, kalbi döndürür; kalp döndüğünde bilgi de, duygu da yerini bulur.
Yanmayan gönlün bilgisi kuru ve soğuktur; duygusu ölçüsüz ve savruktur.
İkisi de insanî (ve İslâmî) değildir.
8. Neden Bu Çağ Zalim?!.
Bu çağ acımasızdır; çünkü 'yanmayan kalplerle' kurulmuştur ve 'sarsılmayan bilgilerle' yönetilmektedir.
Zulüm, çoğu zaman kötü niyetten değil; donmuş kalplerden doğar.
9. Musîbet, Tepki ve Kalbin Niteliği
Musîbet, tek başına ne yükseltir ne de düşürür. Yükselten ya da düşüren, musîbetin kalpte neye dönüştüğüdür.
Aynı acı, iki farklı kalpte iki farklı yol açar : Bir kalpte sabır ve sükûnet doğururken; bir başka kalpte öfke ve şiddet üretir.
Aynı güç ve imkân, yanmış bir kalpte adâlet olur; donmuş bir kalpte zulüm olur.
Burada belirleyici olan, yaşanan şeyin ağırlığı değil; kalbin çalışma kalitesidir.
Musîbet, fuâda dokunduğunda bir yanma başlatır. İnsan kaçmazsa, kalp yön değiştirir, duygu ölçü kazanır, akıl yerini bulur.
Bu durumda musîbet, dışarıdan bakıldığında kayıp gibi görünse de, içeride istikamet üretir.
Ama musîbet fuâda değdiği hâlde insan kaçarsa, akıl gerekçe üretir, duygu taşar, kalp sertleşir. Bu durumda aynı musîbet, adâleti değil; intikamı, sükûneti değil; taşkınlığı doğurur.
Burada bir “iyi insanlar-kötü insanlar” ayrımı yoktur. Aynı insan, farklı zamanlarda bu iki hâli de yaşayabilir. Farkı oluşturan şey, kalbin yanmasına izin verip vermemektir.
Yanma, insanı kusursuz yapmaz, ama yönünü düzeltir.
Donma ise insanı güçlü gösterebilir, ama bu gücü zulme çevirir.
10. Çağı Aşmak
Çağı aşmak isteyenler, yanmayı öğrenmek zorundadır.
Bu, çağın nimetlerini toptan reddederek değil; onların sağladığı konforu amaç hâline getirmemekle mümkündür. Nimet, araç olmaktan çıkıp hedef hâline geldiğinde kalp çalışmaz.
Son Söz
Çağı tanımak bilgi ister; ama çağı aşmak bedel ister.
Bu bedel, bağırmak ya da yıkmak değil; kendi kalbinde yanmayı göze almaktır.
Çağ, ancak böyle aşılır.
Yorumlar
Yorum Gönder