KANDIR(IL)MAK

Kandırmak. Kandırılmak.

Aldatmak. Aldanmak.

Kandıran kişi, güvensiz kişidir. 

Şeytan, kandırır, aldatır.

Neden?!.

Güvensiz (= imansız) olduğundan = Rabbine = Rabbinin emrine güvenmediğinden.

Pazara gittiğimizde pazarcının (dolayısıyla terazisinin) bizi aldatmaması (= kandırmaması); aracımıza benzin ya da mazot aldığımızda benzincinin (dolayısıyla pompanın) bizi aldatmaması (= kandırmaması); bilen birine/bir âlime veya bir âlet olan yapay zekâya (YZ) bir soru/mesele sorduğumuzda sorumuza “yanlış” (= kendi ve o âleti yapanların çıkarına göre) cevap vermemesi; bir yöneticinin bizi adâletle yönetmesi; bir anlaşmazlık durumunda başvurduğumuz bir hâkimin âdil karar/hüküm vermesi için GÜVENİLİR olmaları şart.

Nedir güvenilirliğin ölçüsü?!.

Herkesin içindeki “terazi”!.

Bu “terazinin” ayarı bozuksa, kandırma ve kandırılma kaçınılmaz olur. 

Bu “terazinin” ayarını ne düzgün yapar?!.

İman.

İman, Allah’a güvendir.

İmansız kişi, güvensiz = güvenilmez kişidir. İmansız kişinin kendi ayarı bozuk olduğu için yaptığı ölçü âletlerinin ayarı da bozuktur. Çünkü o, Allah’a (ve hiç kimseye) hesap vermeyi düşünmeyen, hep çıkarını (= dünyadaki menfaatlerini) düşünen biridir. Bu yüzden, herkesi kolay kandırabilir. 

Meseleye böyle bakarsak, iman (= güven), hayatîdir ve aslâ hafife alınmaması gereken temel kriterdir. Bütün kriterler (= değerler, ölçüler ve ölçü âletleri) ona göre ayarlanmalıdır. Çünkü, her şeyin ve herkesin ayarını İNANILAN = GÜVENİLİR OLAN belirlemiştir. İnsan, kendi ayarını bozarsa, bozulur ve yaptığı her şey, yanlış “tartmaya, ölçmeye, değerlendirmeye” başlar.

Hakikî (= tahkikî) iman (= güven), her şeyin ölçüsüdür; sahte (= sözde) iman da ölçü değildir. 

Allah’a imanı (= güveni) olmayan kişiye güvenilmez.

Kişinin Allah’a imanını (= güvenini) = imanda ihlâslı/samîmî olup-olmadığını nasıl bilebilir de ona güvenebiliriz?!.

Kendi imanımız ihlâslı/samîmî olunca.

Hacı, hacıyı Mekke’de; derviş, dervişi tekkede bulur. 

Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. 

Aldatan, aldanır. = Kandıran, kandırılır. 

“Ey iman edenler! Sizden olmayan kişileri dost edinmeyin. Onlar sizi “yoldan çıkarmak” (aldatmak, kandırmak) için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) âyetleri (= işaretleri, belirtileri) sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, umulur ki aklınızı kullanırsanız.” (3/118.)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاًۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْـبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP