CHAT
Chat’te Devrim!
Chat, (sanal) sohbet, konuşmadır.
Sohbetler, eskiden yüz yüze, samimi ve sıcaktı. Taraflar, birbirlerinin yüzüne, gözlerinin içine bakarak konuşurdu; söylenen sözün samimiyeti, yüzden ve gözlerden (de) okunurdu.
Sonra, araya medya (= araçlar) girdi : Yazı (gazete, kitap, dergi), radyo, televizyon, telefon ve internet.
Bu araçlara kitle iletişim araçları (= KİA) dendi. Bu süreçte sohbetin bir tarafı giderek örgütlü ve güçlü, diğer taraf (= insan) ise yalnız ve güçsüz hâle geldi.
Bu araçlar, sohbetin bir tarafını güçlendirmiş olsa da, internete kadar olan dönemde kimin kimle konuştuğu belliydi. İnternet sonrasında konuştuğumuz kişiler belirsizleşti, sanallaştı. Sosyal medyada yine muhataplarımız vardı; ancak YZ ile birlikte, konuştuğumuz kişi de ortadan kalktı.
İletişimci Marshall McLuhan’ın dediği gibi : “Araç, mesajdır. (The medium is the message.)”
Artık kişilerle değil, araçlarla konuşuyoruz.
Ve bu araçların niyetlerini - bizimle ne için, ne amaçla konuştuklarını - bilmiyoruz.
Bu araçların sahipleri, araçlara “masumiyet ve niyet” yükleyemez; ama biz, onları masum sanıyoruz. Oysa bu araçlar (özellikle sosyal medya ve YZ), bizim hakkımızdaki bütün bilgileri biliyor; bu bilgileri veri madenciliği yoluyla büyük veriye (= big data) dönüştürüyorlar.
Niçin?!.
12’den vurmak için.
Şöyle düşünelim : Bunlara göre bilgi, güçtür. Bu güç, sıradan bir bilgi değil; istihbarî niteliktedir. Sivil ve askerî istihbarat niçin çalışıyorsa, bunlar da aynı nedenle çalışıyorlar. Güçlü ve zayıf yanlarımızı biliyor, buna göre savunma ve saldırı stratejileri geliştiriyorlar.
Niyetleri, bilgi vermek (= bilgilendirmek) değil; yönlendirmek ve yönetmektir.
Bizler, çoğu zaman örgütsüz, güçsüz ve yalnız bireyleriz; onlar ise güçlü ve örgütlü yapılar. Bu güçlerini, bizi zorlamadan, fark ettirmeden, bağımlı kılarak kullanmayı hedefliyorlar.
Varmak istedikleri nokta şudur : “Şunu al (= tüket), böyle düşün, şu şekilde yaşa…” yani, bana itaat et.
Etmezsen “ayrık otu” olursun; ısrar edersen “tehdit” ilân edilirsin; sonra da 12’den vurulursun.
Gazete, kitap, dergi, radyo ve televizyon açık propaganda araçlarıydı. İnternet bu propagandayı gizledi; daha rafine, daha sofistike hâle getirdi. Artık insanlar, bu görünmez propagandaya, arkasındaki niyetleri fark etmeden, kendi rızalarıyla koşuyorlar.
Cebimizdeki (akıllı) telefonlarla her hareketimiz izleniyor, her temasımız kaydediliyor. Telefonlar, modern çağın cep kelepçeleri. Hepimiz, görünmez bir açık hapishanedeyiz.
Bu hapishanede herkes, küçük bir azınlık (= gardiyanlar grubu) tarafından izleniyor : panoptikon.
Bu gardiyanlar, topladıkları verileri patronlarına anlık raporluyor; patronlar da bu bilgileri, güçlerini artırmak, sınırsız bir güç (= omnipotent) elde etmek için kullanıyorlar : omniptikon.
(Omnipotent : Kadir-i Mutlak.)
Bu güçler, tanrılığa koşuyorlar; ama asla Tanrı olamayacaklar.
Hedefledikleri “tanrılık” şudur : Herkes, onlar için bedavaya ve gönüllü çalışsın; itaat etsin ve isyan etmesin.
Çalışma biçimi de buna göre dönüştü : Mesai → uzaktan çalışma → her yerden ve her an çalışma.
Bu, gerçekten bir devrimdir.
Buna “iletişim devrimi” deniyor.
Yorumlar
Yorum Gönder