PUTÇULUK
Put; doğaüstü ya da olağanüstü bir güç ve etkiye sahip olduğuna inanılan canlı veya cansız nesnedir: sanemdir, fetiştir. Bu tür nesnelere aşırı saygı duyup, onlardan insanüstü beklentiler içerisine girmeye ise putçuluk denir.
Putçuluğu yalnızca ilkel toplumlara, taş ve ağaçtan yapılmış heykellere ait bir olgu gibi görmek yanıltıcıdır. Asıl fark, klasik ve modern putlar arasındadır.
Klasik putlar somuttu ve sembolikti. İnsan onları kendi elleriyle yapar, neye tapındığını bilirdi. Modern putlar ise hem somut, hem soyut, hem de semboliktir. Üstelik çoğu zaman “put” olduklarının farkına bile varılmaz.
Hz. Ömer’e (r. anh.) atfedilen şu söz, bu farkı çarpıcı biçimde anlatır : “Biz cahiliyede, undan ve helvadan putlar yapardık; tokken onlara tapar, acıkınca da onları yerdik.”
Neredeyse her kabilenin bir putu vardı; en büyüğü Hubel’di. Lât, Menât ve Uzzâ ise ona tâbi putlardı. Bu putların da sayısız türevleri vardı. Hubel kırmızı akik taşındandı. Cahiliye insanı putunu yapar, ona tapar ve gerektiğinde onu yok edebilirdi.
Bugün de tunçtan, altından, mermerden yapılmış putlarımız var. Heykel = put olmasalar bile; isimleri, fikirleri, ideolojileri, kurumları ve sembolleriyle hayatımızın merkezinde duruyorlar. Önlerinde “saygı ile” eğiliyor, onlara kutsallık atfediyor, fikirlerinin ve izlerinin ilelebet yaşayacağını söylüyoruz.
Bu modern putlar, cahiliyedeki putlar gibi acıkınca yenebilen cinsten değil.
Biz onları yiyemiyoruz; fakat onlar bizi yiyor. Hep diri hâlimizle değil, ölü hâlimizle de… onların fikirleri, idealleri ve sembolleri uğruna can verebiliyoruz.
Burada mesele, her düşüncenin ya da her ideolojinin put olması değildir. Bir düşünce, eleştirilemez hâle geldiğinde; dokunulmazlaştırıldığında ve uğruna insan fedâ edilebilir sayıldığında putlaşır.
Sağcılık–solculuk bunun tipik örneği değil mi?!. Bunların ideologlarını kutsamak, onların fikirleri uğruna canı fedâ etmek… 1980 öncesini hatırlayalım. “Vur de vuralım, öl de ölelim” söylemlerini, partiye ve lidere adanmış hayatları… bunlar birer modern putçuluk biçimi değil mi/ydi?!.
Bugün bu durum sadece siyasette mi geçerli?!. Elbette hayır. Çağdaş ideolojilerin seküler vaizleri yok mu?!. Eğitim, kültür-sanat, akademi ve medya; bu vaizlerle dolu değil mi?!.
Bilim meselesi de önemli. Bugün bilimin kendisi değil; bilimin dokunulmazlaştırılması bir put hâline gelmedi mi?!. Üniversiteler adeta bilim kiliselerine dönüşmedi mi?!. Hâkim paradigmanın dışındaki görüşler rahatça konuşulabiliyor mu?!. Bu görüşleri savunanlar kolayca akademik unvanlar alabiliyor mu?!. Bilimde de “mezhepler”! yok mu?!.
Herkes kendi putunu korur; kimse, kendi putunu başkasına yedirmek istemez. Bu çok “normal”dir. Çünkü o put, sahibini besler; ondan nemalanır; ona güç, itibar, konfor ve kimlik sağlar.
Modern putlar, cahiliye döneminin putlarından daha saygın ve daha itibarlıdır.
Neden?!.
Çünkü modern akıl, cahiliye aklından bu yönüyle daha geridir. Cahiliye insanı putunu biliyordu; modern insan ise putunu akıl, bilim, ilerleme ya da ideoloji sanıyor; kendi ürettiği şeye secde ettiğinin farkında bile değil.
Asıl tehlike de burada.
Yorumlar
Yorum Gönder