TEKNOLOJİK KİLİSE & RIZA ÜRETİMİ

İlk Kandırmadan Teknolojik Kiliseye : Rıza Üretiminin Anatomisi

Giriş

İnsanlık tarihindeki ilk kandırma, kaba bir isyan çağrısı değildi. Şeytan, Âdem’e = bize/hepimize “Allah’a karşı gel!.” demedi. Daha incelikli, daha akıllıca (= kurnazca, sinsice) konuştu : “Sana ebedîliği ve yok olmayan bir mülkü göstereyim mi?!.” (20/120.) “Bu ağaç, Sana melek ve ebedî olmayasın diye yasaklandı.” (7/20.) Yani Emri dinleme = Emre isyan et!. Bu, allanıp-pullandı bi tür eksiklik (gerilik, gericilik) olarak sunuldu; insan olmanın fanilikle kayıtlı hâli, bir eksiklik gibi görüldü. Ebediyet ve meleklik, ilerleme gibi gösterildi.

Bugün değişen şey, sadece dil.

1. Ebedîlik ve Meleklik : Modern Va’din Yeni Dili

Modern dünyada kimse kimseye artık “melek olacaksın” demiyor.

Onun yerine şunlar söyleniyor :

  • Ömrü uzatacağız.
  • Ölümü yöneteceğiz.
  • Duyguyu devre dışı bırakacağız.
  • Hatasız kararlar alacağız.
  • Aklı (= bilimi) baş tacı yapacağız.
  • İnsanı aşacağız.

Fanilik, bir “problem”; sınır, bir “arıza”; kul olmak, bir “geri kalmışlık” gibi sunuluyor.

Bu, ilk kandırmanın güncellenmiş sürümüdür.

2. Teknolojik Kilise : Seküler Ruhbanlığın Doğuşu

Ortaçağ kilisesi Tanrı adına konuşuyordu. Bugünün teknolojik düzeni bilim ve veri adına konuşuyor.

Kilise :

  • Hakikate erişimi tekelleştirirdi.
  • Yorumu merkezîleştirirdi.
  • Bunlara uymayanı aforoz ederdi.

Bugünün algoritmaları kişinin :

  • Ne göreceğini belirliyor.
  • Ne duyacağını filtreliyor. 
  • Kimini görünür, kimini görünmez kılıyor.
  • Sorgulamayı “tehlike”! diye etiketliyor.

Bugün, o günkü papaz ve engizisyon yok ama algoritmik ruhbanlık var.

Dogma yok ama rafine, sofistike policy, propaganda ve PR var.

Endüljans (= af) yok ama dışlanma (sistem dışı tutulma) var.

Ve hepsi tek bir cümlede birleşiyor : “Bişey” olmak, bişeye sahip olmak istiyorsan, buradan geçeceksin.

3. Rıza Üretimi : Zorla Değil, İkna ile

Bu düzenin en kritik noktası şudur : Kimse, kimseyi zorlanmıyor.

  • Silah yok.
  • Zincir yok.
  • Açık tehdit yok.

Ama bunların yerine :

  • Kaçınılmazlık duygusu üretiliyor.
  • Geri kalma korkusu besleniyor.
  • Konfor bağımlılığı oluşturuluyor.

İnsana sonunda şu söyletiliyor : “Bunu ben seçtim.”

Oysa seçenekler baştan daraltılmıştır.

Bu, özgürlük değil; yönlendirilmiş rızadır.

Şeytan da : “Sana göstereyim mi?!” (20/120) demişti.

4. Modern Demokrasi : Siyasal Rıza Mekanizması

Aynı işlem, siyasette de geçerli. Halka denir ki : “Seç.” Ama adaylar ve gündem (= yapılacaklar, tüzük) önceden belirlenmiştir.

Halk, seçkinlerin seçtiklerini seçer.

Sonra da buna “halk iradesi ve demokrasi” denir.

Bu, iktidarı sınırlayan değil; iktidarı meşrulaştıran bir prosedürdür.

Nasıl ki teknolojide, “kullanıcılar bunu tercih ediyor” deniyorsa; siyasette de “halk bunu istedi/seçti” denir.

İşlem aynıdır : Sorumluluk, aşağıya; yetki, yukarıya taşınır.

5. Tevhid ile Çatışma Noktası

İslâm’ın bu düzenlerle temel çatışması şudur İslâm :

  • Ruhbanlığı reddeder.
  • Aracıyı kutsamaz.
  • Yetkiyi mutlaklaştırmaz.
  • Hakikati elitlerin tekeline vermez.
  • Kul olmayı eksiklik değil, şeref sayar.

Çünkü, İslâm’a göre fânilik kusur değildir. Sınır zillet değildir. Acziyet utanç değildir.

6. Sonuç : Put Değişti, Secde Değişti 

Bugün put : Taş değil, heykel değil; sistem, prosedür, algoritma.

Bugün secde, dizle değil, rıza ile yapılıyor. 

Bugün modern insan yönetilmiyor, ikna edilerek teslim alınıyor. IT (= İnformasyon Teknolojilerine) ve Yapay Zekaya (= AI/YZ) milyarlarca dolarlık yatırımlar boşuna yapılmıyor.

Ekran da sandık da aynı mabedin farklı mihrapları.

Ve ilk kandırmadan beri değişmeyen teklif hâlâ önümüzde canlı duruyor : Kul mu olacaksın, hâkim mi?!.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP