RIZA MERKEZLİ ÖZGÜRLÜK

Rıza Merkezli Özgürlük : İtaat, Ma’rifet ve Yanlış Yapmama İmkânı

Özet

Bu çalışma, özgürlük-itaat dikotomisini klasik felsefî ve modern siyasal tartışmaların ötesine taşıyarak, İslâm düşüncesindeki dört kapı (şeriat, tarikat, hakikat, ma’rifet) perspektifi üzerinden yeniden ele almaktadır. Metnin mihverini Tevbe sûresi 72. âyette geçen “ve rıdvânun minallâhi ekber” ifadesi oluşturur. Bu bağlamda özgürlük, yanlış yapabilme imkânının yokluğu olarak değil; yanlış yapabilme imkânı mevcutken, hakikatin idraki sebebiyle yanlışa yönelmemek şeklinde tanımlanır. Çalışma, ma’rifet düzeyinde itaat ile özgürlüğün karşıt kategoriler olmaktan çıkarak rıza merkezli bir birlik kazandığını savunur.

1. Giriş : Özgürlük Tartışmasının Temel Açmazı

Özgürlük tartışması, modern felsefede büyük ölçüde öznenin kendine yeterliliği (otonomi) varsayımı üzerine kurulmuştur. Kant’tan itibaren ahlâkî fail, kendi koyduğu yasaya uyan özne olarak tanımlanmış; bu yaklaşımda itaat, ancak öznenin kendisine itaat etmesi koşuluyla özgürlükle bağdaştırılabilmiştir. Buna karşılık heteronom her yasa, özgürlüğün karşıtı olarak değerlendirilmiştir. Bu çerçeve, özgürlük-itaat ilişkisini yapısal bir karşıtlık (dikotomi) olarak sabitlemiştir.

Felsefe tarihinde özgürlük, çoğunlukla öznenin dışsal belirlenimlerden kurtularak kendi eylemlerinin faili olması şeklinde tanımlanmıştır. (Kant, 1998.) Bu yaklaşım, özgürlüğü sıklıkla itaatin karşısına yerleştirmiş; itaat ise tahakküm, heteronomi veya irade kaybı olarak değerlendirilmiştir. Modern siyasal ve ahlâkî teorilerde de benzer biçimde özgürlük, yanlış yapabilme imkânıyla birlikte düşünülmüş; hata riski özgürlüğün zorunlu bir bedeli olarak görülmüştür. (Berlin, 1969.)

Bu çalışma, söz konusu varsayımı sorgulamakta ve özgürlüğü, insanın hakikatle kurduğu ilişki bağlamında yeniden tanımlamayı amaçlamaktadır.

2. Kavramsal Çerçeve : Dört Kapı ve İtaatin Dönüşümü

İslâm düşüncesinde yaygın olarak kullanılan dört kapı tasnifi, insanın dinî ve ahlâkî yolculuğunu aşamalı bir süreç olarak ele alır. (Gazzâlî; İbn Arabî.) :

  • Şeriat : İtaat, ilahî emre uymak şeklinde tecelli eder. Motivasyon çoğunlukla cehennem korkusu (havf) ve cennet ümidi (recâ) eksenindedir. Bu aşama pedagojik olarak zorunlu ve meşrudur.
  • Tarikat : İtaat, nefsin terbiyesi ve ahlâkî disiplin olarak derinleşir. Korku ve umut hâlen mevcuttur; ancak içsel bir dönüşüm başlamıştır.
  • Hakikat : İtaatin gerekçesi değişir. Kişi artık “ne kazanırım?!” sorusundan ziyade “hakikate ne kadar uygunum?!” sorusunu sormaya başlar. Bu aşama, korku ve beklenti merkezli itaattan rıza merkezli yönelişe geçişin eşiğidir.
  • Ma’rifet : İtaat, karşılık beklentisinden tamamen arınarak sadakat ve uyum hâline gelir. Burada itaat ile özgürlük arasındaki dikotomi çözülür.

3. Mihver Âyet : “Ve Rıdvânun Minallâhi Ekber”

Tevbe sûresi 72. âyette cennet tasvirlerinin ardından gelen “Ve rıdvânun minallâhi ekber” ifadesi, niceliksel bir üstünlükten ziyade mertebesel bir üstünlüğe işaret eder. (Tevbe 9/72; İbn Arabî.) Âyet, cennet nimetlerini inkâr etmez; ancak Allah’ın rızasını, bütün bu nimetlerin üzerinde konumlandırır.

Bu vurgu, özgürlük ve itaat meselesini de yeniden düşünmeyi zorunlu kılar. Zira rıza, ödül merkezli bir ilişkiyi değil; benlik merkezinin çözülmesini ve yönelişin saflaşmasını ifade eder.

4. Özgürlük ve Yanlış Yapabilme İmkânı

Modern liberal düşüncede özgürlük, çoğunlukla seçeneklerin çokluğu ve yanlış yapabilme ihtimaliyle birlikte düşünülür. (Berlin, 1969.) Bu yaklaşımda hata riski, özgürlüğün kaçınılmaz bedeli olarak kabul edilir. Isaiah Berlin’in negatif özgürlük anlayışı, bireyin dış müdahalelerden korunmasını merkeze alırken; bu koruma alanı içinde bireyin doğru ya da yanlış tercihler yapabilmesi özgürlüğün doğal sonucu sayılır.

Ancak bu yaklaşım, yanlışın ne olduğu ve neden yanlış olduğu sorusunu özgürlük teorisinin dışında bırakır. Yanlış, çoğu zaman nötr bir seçenek olarak değerlendirilir; ahlâk, özgürlüğe sonradan eklenen bir sınırlama gibi konumlandırılır.

Bu çalışma, bu varsayımı tersine çevirir ve özgürlüğü şu şekilde tanımlar : Gerçek özgürlük, yanlış yapabilme imkânı varken, yanlış yapmamaktır.

Bu tanım, Kantçı zorunluluk ahlâkı ile Spinozacı zorunlu iyilik anlayışından ayrılır. (Kant, 1998; Spinoza, 2005.) Kant’ta doğru eylem, ödev bilincinin baskınlığıyla gerçekleşirken; Spinoza’da özgürlük, zorunluluğun idrakiyle özdeşleşir. Burada ise yanlış yapabilme imkânı korunur; fakat yanlış yapmama, zorunluluktan değil, hakikatin açıklığından kaynaklanır.

Modern özgürlük anlayışında yaygın olan kabul şudur : Yanlış yapabilme imkânı yoksa özgürlük de yoktur. Bu yaklaşım, özgürlüğü seçeneklerin çokluğu ve keyfî tercih imkânı ile özdeşleştirir.

Bu çalışmada ise özgürlük şu şekilde tanımlanmaktadır : Gerçek özgürlük, yanlış yapabilme imkânı varken, yanlış yapmamaktır.

Bu tanım, iki önemli unsuru bir arada tutar :

  1. İmkân : Yanlış yapabilme ihtimali korunur; irade inkâr edilmez.
  2. İdrak : Yanlış yapmama, zorunluluktan değil, hakikatin açıklığından kaynaklanır.

Dolayısıyla yanlış yapmamak, özgürlüğün iptali değil; özgürlüğün kemâlidir.

5. Ma’rifet Düzeyinde İtaat-Özgürlük Birliği

Ma’rifet düzeyinde itaat, klasik anlamda normatif bir yükümlülük olmaktan çıkar. (İbn Arabî) Burada itaat, dışsal bir buyruğun içselleştirilmesi değil; hakikatle uyumlu fiilin kendiliğindenliğidir. Bu durum, Aristoteles’in phronesis (pratik hikmet) kavramıyla kısmen benzeşse de, onun teleolojik ahlâkından ayrılır; zira nihai ölçüt insanî kemâl değil, ilahî rızadır. (Aristoteles, 1999; Gazzâlî.)

Bu bağlamda itaat ile özgürlük arasındaki ilişki şu şekilde yeniden formüle edilebilir : “O’nun Özgürlüğünde özgürlük.”

Bu ifade, özgürlüğün otonom bir alan kurma iddiasından vazgeçerek, ilahî irade ile örtüşme hâli olarak tecrübe edilmesini anlatır. Böylece heteronomi, tahakküm olmaktan çıkar; otonomi ise ben-merkezli bir iddia olmaktan arınır.

Ma’rifet düzeyinde itaat, dışsal bir otoriteye boyun eğme olmaktan çıkar. Otorite yok olmaz; ancak latifleşir, içkinleşir ve şeffaflaşır. Bu bağlamda itaat, tahakküm değil; hakikatle uyum anlamına gelir. Bu durum da “O’nun Özgürlüğünde özgürlük.” şekilde ifade edilebilir.

Bu ifade, özgürlüğün nefsî keyfîlikten arınarak ilahî irade ile örtüşmesini anlatır. Burada özgürlük, yanlış yapabilme serbestisi değil; yanlış yapmayan bir özgürlük olarak tecrübe edilir.

6. Sonuç

Bu çalışma, özgürlük ile itaati karşıt kategoriler olarak ele alan modern ve klasik yaklaşımların, insanın ahlâkî ve manevî tecrübesini açıklamakta yetersiz kaldığını ortaya koymuştur. Dört kapı perspektifi ve rıza kavramı etrafında geliştirilen analiz, ma’rifet düzeyinde itaat-özgürlük dikotomisini aşan bir ufuk sunmaktadır.

Bu ufukta özgürlük, yanlış yapabilme imkânının varlığına indirgenmez. Aksine gerçek özgürlük, bu imkân mevcutken hakikatin açıklığı sebebiyle yanlışa yönelmemek; başka bir ifadeyle rıza merkezli bir varoluş hâlidir. Bu yaklaşım, özgürlük tartışmalarını sonlandırmaktan ziyade, onları daha derin ve ontolojik bir zemine taşımayı hedefler.

....

Dipnotlar :

1. Immanuel Kant. Metafiziğinin Temellendirilmesi. Çev. İonna Kıçuradi. Türk Felsefe Kurumu Yayınları.

2. Isaiah Berlin, “Two Concepts of Liberty”, negatif ve pozitif özgürlük ayrımı. Kitap, 2011’de Alişan Çapan’ın doktora tezine konu olmuştur. Tez no : 297924.

3. Baruch Spinoza, Ethica. - Özgürlüğün zorunluluğun idraki olarak tanımlanması. Çev. Hilmi Ziya Ülken. Dost Yayınları. 

4. Aristoteles. Nikomakhos’a Etik. Çev. Saffet Babür. Bilgesu Yayınları.

5. Tevbe 9/72: “Ve rıdvânun minallâhi ekber.” âyetin bağlamı ve mertebe vurgusu için klasik tefsir literatürü.

6. İbn Arabî. Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Ma’rifet ve Rıza kavramlarının ontolojik yorumu.

7. Gazzâlî. İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Havf-Recâ-Muhabbet ilişkisi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÂÛN NE DİYOR?!.

İMAN - AMEL İLİŞKİSİ

KİP