YANLIŞ HESAP
Hesap (yapma), muhasebe (yapma). Her hesap (muhasebe), doğru çıkmayabilir. Bunu nereden biliyoruz?!. 43/37 ve 104/3’den.
“Bu (şeytanî dürtüler) böylelerini (hakikat) yolundan alıkoyar ve bunlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. (= hesap ederler = وَيَحْسَبُونَ)!.”
وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
“O kişi zanneder (= hesap ederler = يَحْسَبُ) ki, serveti onu sonsuza dek (= ebedî) yaşatacak!.”
يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُٓ اَخْلَدَهُۚ
...
Hele bir zengin olayım da ...
Hele bir (ticarî ve siyasî) çevre edineyim de ...
Hele bi şu okulu bitireyim de ...
Hele bir profesör, genel müdür, milletvekili, bakan, vs. olayım da ...
Hele bir çoluğu-çocuğu evlendireyim de ...
İşte o zaman Senin dediklerini yaparım Ya Rabbî : Fakirleri görürüm, zalimlere hesap sorarım, zalime sözümü dinletirim, garibanları gözetirim, namaza başlar, hacca giderim... Sen, benim (olmak) istediğim şeylerde bana yardım et!.
...
Olmak istediğimiz o şeyleri olurken, nasıl olduğumuzu, nelerden taviz vererek olduğumuzu; bu tavizlerin bizi nasıl dönüştürdüğünü hesap etmiyoruz. Bi şey olurken, o şey bizi de olduruyor ve bambaşka bir insana dönüştürüyor; artık hayata eskisi gibi bakamıyoruz. Ve şöyle düşünmeye ve davranmaya başlıyoruz : Çalıştım, çabaladım, “oldum”; onlar da çalışsın, olsun.
Zengin olunca, zengin olmak için duâ ettiğimiz (= yalvardığımız) Rabbimizi = Rabbimizin “ver!.” emrini,
Profesör olunca cahilliğimizi,
Bir makama gelince alttakileri,
Rahata erince zordakileri ve verdiğimiz sözleri unutuyoruz; verdiğimiz sözleri hatırlasak bile, artık onları yapacak gücümüz-kuvvetimiz kalmıyor = elden-ayaktan düşüyoruz; önceden yaptığımız hesapları bi türlü tutturamıyoruz, dolayısıyla hesaplarımız yanlış çıkıyor.
Bunu, bugün belki anlayamıyoruz ama ölünce kesin olarak anlayacağız. Ve “keşke”, falanı dost edinmeseydim, o şekilde davranmasaydım, zamanında uyansaydım, iyi işleri ertelemeseydim, ... bu ölümün bu kadar kısa sürede geleceğini hiç hesap edemedim, diyeceğiz.
Ama son pişmanlık fayda vermez, vermeyecek.
Ölüm gelmeden - ki ne zaman geleceğini bilmiyoruz - yanlış hesabı Bağdat’tan döndürelim, hoş Bağdat gibi bir ilim merkezi de kalmadı, aklımızı başımıza alalım, bugün yapacağımız iyi bir işi yarına ertelemeyelim. Yarın, çook geç olabilir. Yarına çıkacağımızın hiçbir garantisi yok. Yarın, büyüük bir pişmanlık ve vicdan azabı yaşayabiliriz.
“Öyleyse (yalnız) Rabbinize yönelin ve (ölümün ve yeniden dirilmenin) azabı başınıza gelmeden önce O’na teslim olun; sonra hiç kimse sizi koruyamaz.” (38/54.)
وَاَن۪يبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
“Azap, siz farkında olmadan, âniden başınıza gelmeden önce Rabbiniz tarafından size indirilmiş olan en güzel (öğretiye) uyun.” (39/55.)
وَاتَّبِعُٓوا اَحْسَنَ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَۙ
Hiiç vakit kaybetmeyin. Kazanacağım derken, kaydedebilirsiniz. Yanlış hesap yapmayın!. Sizin için en doğru hesabı Rabbiniz yapıyor, O’nu dinleyin ve iyilik-güzellik (= sâlih amel) yapmayı ertelemeyin.
Yanlış hesap, kişinin kendi kendine yaptığı zulümdür.
“O zalimler, yeryüzündeki her şeye ve (hatta) iki misli fazlasına sahip olsalar, onu kıyamet günü (başlarına gelecek) korkunç belâ için fidye olarak teklif ederler; çünkü daha önce hiç hesaplamadıkları şey (= مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ) Allah tarafından karşılarına çıkarılacak.” (39/47.)
وَلَوْ اَنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ مِنْ سُٓوءِ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ
Yorumlar
Yorum Gönder