YÜKSELEN KULE, ÇÖKEN İNSAN
YÜKSELEN KULE, ÇÖKEN İNSAN
(Nisan 2025’de burada/bu blogda Kule adlı bir yazı kaleme almışım; bu yazı, o yazının dün paylaştığım görsel okumasına göre şerhi veya yeni bir versiyonu.)
“Firavun dedi ki : Ey Hâmân, bana yüksek bir kule (= صَرْحاً) yap!. (Belki) Mûsâ’nın ilâhına muttalı’ ( (فَاَطَّلِع َ= olurum…” (40/36–37)
Kule nedir, neden/niçin yapılır?!.
Kule, yüksek binadır/yapıdır. Yere hâkim olmak; yeri, yüksekten gözetlemek için yapılır. En eski kulenin Babil Kulesi olduğu söylenir. Babil, bâb’tan (= kapıdan) türer; “göklerin kapısı” anlamına gelir. İstanbul’daki Galata Kulesi de 14. yüzyılda yapılmış bir gözetleme (= panoptikon) kulesidir.
Firavun’un yaptırmak istediği kule, Mûsâ’nın ilâhını görmek (= O’na muttalı’ olmak) içindi. Firavun, kendisinden başka ilâhın olmadığına inanıyordu; “Sizin en yüce rabbiniz benim.” (ene rabbiküm-ül a‘lâ) (79/24) demişti.
Devir değişti mi?!.
Şeklen. Modern kuleler (= çok yüksek binalar) inşâ edilmeye devam ediliyor; “istikbal, göklerdedir” deniyor; uzaya uydular gönderiliyor, vb. Dünyaya hâkim olan güçler, göklerde de hâkimiyet için yarışıyor. Yeryüzündekiler, uzaydaki uydularla denetleniyor.
Kule neyin sembolüdür?!.
Kule yapımı, bir açıdan “gökteki güçle” yarışmanın, O’nun hâkimiyetine karışmanın; bir açıdan da hubuttan (= inişten, cennetten düşüşten) sonra tekrar yükseliş arzusunun göstergesidir. Tekrar yükseliş maddî değil, mânevîdir; fakat materyalist zihin, maddî yükselişi mânevî yükselişle karıştırır. Bu kafa, ne kadar sağlam ve ne kadar yüksek kuleler yaparsa yapsın, yaptığı kuleler (ve kaleler) kumdan veya kâğıttan yapılmış gibidir; bunlar insanın tekebbürünün/kibrinin mimariye bürünmüş hâlidir.
Ne gariptir ki, en yüksek kuleler bugün İslâm dünyasında (BAE, Arabistan) inşâ edilmektedir.
İblis-Karun-Firavun-Modern İnsan : Kibrin Dört Aşaması
Kibir, tarihte sabit bir günah değildir; biçim değiştirerek ilerleyen bir bilinç hâlidir. İblis, Karun, Firavun ve modern insan bu hattın dört belirgin durağıdır.
İblis, kibrin metafizik formunu temsil eder. “Ben ondan hayırlıyım” sözü, bir güç iddiası değil; ontolojik kıyas hatasıdır. İblis yükselmek istemez; zaten yüksekte olduğunu varsayar. Yanılgısı, kendisini merkeze almasıdır.
Karun, kibrin iktisadî ve maddîleşmiş formudur. Onun iddiası ne iblis gibi ontolojiktir ne de Firavun gibi doğrudan siyasîdir. Karun, sahip olduklarını kendine nispet eder : “Bu bana, bende olan bir ilim sayesinde verildi.” (28/78). Böylece nimet, emanet olmaktan çıkar; sermayeye, güç gösterisine ve statüye dönüşür. Karun’un kulesi taş değildir; birikimdir, kasadır, sayıdır. Servet yükseldikçe kalp ağırlaşır; insan yukarı çıktığını zannederken, aslında yere daha çok bağlanır.
Firavun, kibrin siyasal ve mimarî formudur. İblisin içte kurduğu ben-merkezli tahayyül, Karun’da malda kristalleşir; Firavun’da ise taşta, kulede ve devlette. Firavun artık yalnızca kendini merkeze koymaz; merkezi yeniden inşa etmek ister; ona kule bu yüzden gereklidir.
Modern insan ise kibrin teknik ve görsel formunu temsil eder. O artık “ben üstünüm” denmez; “ben her şeyi görebiliyorum” der. Güç, hükmetmekten çok gözetlemek ve kontrol etmek şeklinde tezahür eder. Uydu, kamera ve kule (YZ/AI) aynı hattın parçalarıdır.
Bu dört aşamada ortak nokta şudur : İnsan, yerini tayin etmeyi bırakmış, yeri tayin eden olmaya kalkmıştır.
Yukarı Bakmak ve Yaklaşmak : Göz ile Kalp Arasındaki Fark
Modern bilinçte “yukarı bakmak” ile “yaklaşmak” neredeyse eş anlamlı hâle gelmiştir. Oysa Kur’ânî dilde bu ikisi farklı yönlere işaret eder.
Göz, mesafeyi artırmak için kule yapar, yükseğe çıkar; ne kadar yükselirse o kadar geniş alanı kuşatır; fakat aynı oranda derinliği kaybeder. Kule ve uydu, gözün bu karakterine uygundur, kapsar, ama temas etmez.
Kalp ise yaklaşarak idrak eder. Yakınlık, yükseklikle değil; yönelme ve teslimiyetle mümkündür. Bu yüzden vahiy, göze değil kalbe hitap eder. “Gözler kör olmaz; ama göğüslerdeki kalpler kör olur.” (22/46)
Yukarı bakmak, hâkimiyet vehmi üretir; yaklaşmak ise acziyet idraki. Birincisi kibri, ikincisi kulluğu besler.
Yükselmek ve Kibir Arasındaki İnce Hat
Yükselmek, insan fıtratında vardır; ancak bu yükselişin istikameti belirleyicidir. Kur’ân’da yükselme (ref’, ulûv) çoğu zaman Allah’a nispet edilir; kul içinse esas olan yakınlıktır (kurbet). Yakınlık ise yükseklikle değil; tevazu ile mümkündür.
Kibir (kibr), sadece insanın kendisini olduğu yerden daha yukarıda görmesi değildir, olması gereken yerle, bulunduğu yer arasındaki mesafeyi yanlış tayin etmesidir. Bu yüzden kibir, bir yükseklik iddiası değil, bir konum hatasıdır.
Hakiki yükseliş, insanın kendisini büyütmesi değil; ne karşısında küçük olduğunu idrak etmesidir. Secde bu yüzden yere doğru bir hareket değil, hakikate doğru bir yükseliştir.
Sonuç : Kuleler ve Çağın Amentüsü
İnsan yükselmek ister; fakat kibir, yükselme arzusunun istikâmetsizliğidir. Bu, ibliste iddia, Karun’da servet, Firavun’da inşâ, modern insanda gözetleme olarak tezahür eden bu istikâmetsizliktir. Bu durum, insanı hakikate yaklaştırmaz, aksine ondan uzaklaştırır.
Yakınlık, yükseklikte değil; secde derinliğindedir.
Bu çağın amentüsü iki kelimeyle özetlenebilir : Karun ve Kule. Karun, maddî birikimin ve servetin; kule ise teknolojik ve mimarî hâkimiyet iddiasının sembolüdür. Bu ikisi çağın ruhunu, kibir ve yükseklik arzusunu, en çıplak hâliyle temsil ederler.
Yorumlar
Yorum Gönder